Kaç-Ak Saray yıkılmalı



12-11-2014 11:02


Erkan Baş

Türkiye sosyalist ve devrimci hareketinin tarihine kuş bakışı baktığımızda verdiğimiz emek, ödenen bedeller ile bugün durduğumuz yer arasından bir adaletsizlik olduğunu görebiliyoruz.

Bu durumun ortaya çıkışının bizden bağımsız bir dizi nedeni var ama bizim cephenin de önemli eksikleri, “tam doğru” yapamadığı şeyler var. Daha sonra, başka yazılarda fırsat olursa ayrıntılı olarak açarız, şimdilik sadece ulaştığımız sonuçlardan birisi üzerinden bugün ne yapmalıyız sorusuna dair en genel yanıtımızı yazmakla yetinelim.

Akıl-yürek-bilek

Türkiye sosyalist hareketi akıl-yürek-bilek denklemini olması gerektiği gibi bütünlük içinde kuramamıştır. Görmemiz gereken şudur, bu üçlünün birisinin eksik kaldığı yerde diğer ikisi de yeterince etkili olamıyor. Burada kasıt, üçünün her dönem eşit derecede ağırlık taşıdığı bir denge oluşturmak değil. Çeşitli zamanlarda her birisinin hangi oranda ağırlık kazanacağının yeniden belirlenmesi bu sorunun en önemli boyutudur.

Ancak bu üçlünün birlikteliği sosyalist-devrimci siyaset için bir zorunluluk.

Siyasette güç

Pazar günü itibariyle kitapçı raflarından yerini alan Komünist* dergisi için hazırladığım yazıda da geçiyordu, okumuş olanlar için tekrar olacak ama yazmak gerekiyor, Haziran’da ayağa kalkan milyonlar, AKP’nin en güçsüz olduğu anda ayağa kalkmadılar, iktidarın önemli bir gücü olduğunu bilerek, ve tam da “bu gücüne rağmen her istediğini yapamayacaksın” diyerek ayaklandılar.

Bu bizim için çok önemsenmesi gereken bir veridir.

Bu veri bir direniş için son derece önemlidir, böyle bir inatçı damar olduğu sürece Türkiye AKP’ye teslim olmaz.

Fakat, hayatımızın sonuna kadar sadece AKP’nin saldırılarına karşı direnerek yaşayacak değilsek, bir taraftan da AKP’nin sonunu getirecek bir siyasal mücadele hattı oluşturmak, bunu güçlendirmek zorundayız.

Şöyle de söyleyebiliriz, iktidarın baskılarına, müdahalelerine karşı direniş doğal olarak ortaya çıkar, çıkıyor ve çıkacak. Ancak devrimci özne, kendiliğinden ortaya çıkan bu tepkileri, direniş eğilimlerini iktidarın tam karşı kutbunun oluşturulması için değerlendirmekle yükümlüdür. Henüz tam olarak başaramadığımız budur.

KaçAK Saray

Son günlerde özellikle sol basında daha fazla gündeme gelen KaçAK Saray, AKP dönemi Türkiye’sinin ne olduğunu en net gösteren fotoğraflarından birisidir.

Açık bir hukuksuzlukla, halka ait olan bir alan gasp edilmiş, hepimize ait bir yer çalınmıştır. Görgüsüzlük abidesi olabilecek bir şatafatla süslenmiş, binlerce insanın yaşadığı sıkıntılara son verebilecek bir bütçeyle kaçak bir inşaat yapılmış ve bir padişah sarayı inşa edilmiştir.

Osmanlı saraylarını andıran görüntüsü, bir Parti-Devlet iktidarını üstelik Beyaz Saray’a atıfla anılan ismiyle iktidarın ABD taşeronu yönünü de ortaya koyan KaçAK Saray, AKP iktidarının özet sunumudur.

Artık hepimiz, bu ülkede emeği ile yaşayan herkes bir de Tayyip Sultan rahat edebilsin, konforlu hayatını sürdürebilsin diye çalışıyor olacağız.

O saray orada durdukça, bu ülkenin tüm yoksulları, emekçileri için yaşam cehennem olmaya devam edecek.

Tepkiler karşısında açıklama yapan RTE, resmen hepimizle dalga geçerken, bu süreci seyretmek, AKP’nin ülkemizi yıkımdan yıkıma götüren politikalarına da seyirci kalmaktır.

Ya bir yol bulacağız ya bir yol açacağız

Türkiye tarihsel bir dönemden geçiyor. Devrim ve Karşı Devrim’in düşman kardeşler olduğu, birlikte yükseldikleri ve sonunda ikisinden birisinin diğerini yendiği bilinir. Bugün Türkiye’de tam böyle bir süreçten geçerken, tarih devrimcilerin omuzuna son derece önemli bir sorumluluk yüklüyor.

Bir tarafta iktidar eliyle ve iktidar olmanın tüm olanaklarını sonuna kadar kullanan acımasız bir güç var, öbür tarafta bu iktidara karşı gün be gün tepkisi artan geniş halk yığınlarının gücü.

Hepimiz, Validebağ’da polisin karşısına kararlılıkla dikilen o kocaman yürekli kadınların kavgasını kavgamız olarak görüp, zeytin ağaçları için mücadele ederken “yenilen” yiğit köylülerin gözyaşlarını ortak oluyorsak bu mücadeleyi ortak bir hedefe yöneltip, birleştirmenin yolunu bulmalıyız.

Enerji sıkıntısı nedeniyle 6 bin ağaç termik santral için kesilirken KaçAk Saray'ın aylık elektrik faturası 700.000 TL olarak hesaplanırken iktidar ne söylese boştur. Çevrede yürüme mesafesinde onlarca Camii varken, bir Cami daha inşa etmek için engel olarak gördükleri genç kadınlara şidde uygulamaktan çekinmeyen bir iktidar varsa, buna karşı halkın birleşik öfkesinin de örgütlenmesi bir zorunluluktur.

İşimizin kolay olduğunu söyleyemeyiz, ancak hedef bellidir, bu karanlık iktidar ve onun somut bir görünümü olan KaçAK Saray yıkılmalıdır.

Bunun için küçük hesapları, kısmi kazanım hayallerini filan bir kenara bırakıp bütün gücümüzle iktidar karşıtı bir mücadeleye odaklanmalıyız.

Türkiye devrimci hareketi de, ülkenin içinden geçtiği bu tarihsel sürece müdahaleyi merkeze alarak kendisini de yeniden kurmak zorunda.

Bu gereklilik görülüp, gereğini yapmaya odaklandığımızda ya bir yol bulunur, ya bir yol açılır ama bu iktidar mutlaka yıkılır.

Yavaş yavaş şekillenmeye başlayan HAZİRAN Hareketi’nin gerçek sınavı budur.

* Bu vesileyle geçen hafta yeniden ve bu kez teorik bir dergi olarak yayınlanmaya başlayan Komünist dergisini herkese önermek isterim.

Özellikle derginin ilk yazısı olan “Sosyalist Devrimci Siyaset Temel Belgesi”  içinden geçtiğimiz süreci ve komünist hareketin bu süreçteki görevlerini tartışmak için önemli olduğunu düşündüğümüz tezler içeriyor.