"İyi kalpli" gençler "#GınaGeldi!" diyor



14-05-2015 09:35


Bu hafta sonu Ankara’da sağlık-emek mücadelesinin bir ilki gerçekleşiyor: Asistan hekimler “Büyük Asistan Hekim Buluşması” adını verdikleri etkinlik için bir araya geliyorlar. Bilenleriniz vardır, bir süredir internet üzerinden “#GınaGeldi” söylemi ile örgütlenen asistan hekimler dertlerine çare yaratmak, sağlık sisteminin kendilerini hırpalayan çarpıklığını gözler önüne sermek, akademinin içinin boşaltılması ve sağlık sistemini paramparça eden performans uygulaması nedeniyle artık alamadıkları eğitim haklarına sahip çıkmayı önlerine koyan genç bir hekim ordusundan bahsediyoruz...

Meseleye uzak olanlar da vardır; “doktor milleti niye eylem yapar ki, zaten çok para kazanmıyorlar mı, zaten zengin değiller mi” minvalinde soruları olanlar, “çok hasta bakıp çok para kazanmak için 3 dakikada baktı bana, muayene bile etmedi, beter olsun” diyenler de mutlaka çıkacaktır. Öyleyse bu meselenin “abece”sinden biraz bahsedelim.

Türkiye’de sağlık hizmetlerini parçalı bir hale getirerek kamu-özel ortaklığını önceleyen, sağlığı toplum için ve toplum yararına değil, sermaye için ve sermaye yararına bir meta haline getiren Sağlıkta Dönüşüm Programının doğumunu 80’li yıllara götürebiliriz; malum, neoliberal politikaların kamuya darbe üstüne darbe indirdiği yıllar... O yıllardan beri iktidara gelen her hükümet sağlık hizmetlerini toplum yararı perspektifinden uzaklaştıran değişiklikler ile şekillendirmiş olsa da, AKP hükümetinin özel ve ayrı yerini es geçmemeli. Çünkü AKP iktidarı 2002’den bu yana yürüttüğü Sağlıkta Dönüşüm Programı ile 80’li yıllardan beri süregelen ama nispeten yavaş ve programsız olan dönüşümü sistematize eden hamleler yaptı. Şimdilerde reklam panolarında görüldüğü gibi, “herkes istediği hastaneye gidebilecekti”. Evet, sağlık artık daha fazla “hak”tı; ancak bizim anladığımız anlamda değil, sermayenin diliyle kullanılan bir sözcüktü burada “hak” ve kazanılmış yurttaşlık haklarını değil, kapitalistleri gözeten “satma ve satın alma hakkı”ydı bahsedilen. Özetle, AKP iktidarının Sağlıkta Dönüşüm Programının özeti buydu: Sağlık artık alınıp satılabilen bir metaydı ve daha çok satılmalı, daha fazla kar getirmeliydi.

Merak edenler, bu kaba çerçevenin ince analizlerini, derin incelemelerini Türk Tabipleri Birliği’nin Toplum ve Hekim Dergisi’nden derleyebilirler. Biz, köşe yazısının izin verebildiği kaba hatlarımıza geri dönelim. Kamu-özel ortaklıkları devlet hibeleri, ucuz arsalar, avantajlı krediler, kar garantisi gibi bu alana yatırımın teşvik edilmesi ile kuruldu; kamu her birinde zarara uğruyor, sermaye ise her birinde şaha kalkıyordu. Daha fazla kar etmek için sağlık hizmetlerine yönelik talebin şişirilmesi, insanların yerli yersiz hastanelere başvurmaya itilmesi gibi “reklamcılık” işlerini iktidar tüm kanallarını kullanarak sağlayacaktı. Ama bunlardan da önemlisi, sağlık hizmetlerinin üretim maliyetini düşürmek olmalıydı ki kar artabilsin. İşte aşağıda saydığımız tüm maddeler sağlığa yatırım yapan sermayenin daha fazla kar elde edebilmesi içindi:

·      Sağlık emek gücünü parçalamak; eşdeğer işleri yapan emekçileri farklı sözleşme biçimleri ile ayrıştırmak, esnek ve güvencesiz istihdamı öncelemek ve nihayetinde tüm sağlık emekçilerini taşeronlaştırabilmek.

·      Kendi muayenehanelerinde hasta bakıp gelir elde eden hekimlerin serbest çalışmalarına türlü engeller koyarak bu hekimleri özel hastanelere zorunlu kılmak ve bu serbest geliri hekimin cüzdanından sermayenin kasasına itmek. Bu nokta özellikle önemli; hatırlarsınız, AKP “Tam Gün Yasası” ile çokça reklam yapmış, ciddi bir hekim düşmanlığı aşılamıştı topluma. Oysa amaç, yurttaşların herkese eşit ve ücretsiz sağlık hakkı değildi, sermayeyi ihya etmekti.

·      Performans sistemi ile daha çok hasta bakmak, tetkik istemek, girişimsel işlem yapmayı teşvik etmek. Bu nokta önemli, sizlere hastanelerde 3 dakika ayıran hem de muayene etmeden bakan hekimlere kızıyorsunuz ya, işte bunun sebebi size 3 dakika ayırmak zorunda kalan bir adet kötü kalpli hekim değil. Düzen böyle, 8 saatlik mesaisinde 175 hastaya baktıktan sonra 176.sına bakmadığı için soruşturulan uzman hekimler var bu ülkede. Daha çok hasta bakmak çok para kazandırmıyor, az hasta bakanlar mobbing’e uğruyor, işinden oluyor; bilmem anlatabildim mi? Tabi bir de performans baskısı nedeniyle yükümlü oldukları eğitimleri yürütemeyen hocalar, dolayısıyla eğitim alamayan asistan hekimler var ki onlardan birazdan bahsedelim.

Bu liste o kadar uzar ki, iyisi mi bu üç maddede bırakalım. Bunlar ki alelade bir üç madde değil; birinci madde sağlık hizmetini üreten sağlık emekçilerinin sömürü düzeyini, ikinci madde AKP’nin Sağlıkta Dönüşüm Programının her şeyiyle ranta hizmet ederken halka yalan dolanla reklam edildiğini, üçüncüsü ise performans sistemi denen rezil ve ahlak dışı bir düzenleme nedeniyle hasta-hekim ilişkisinin şiddet ve nefret dolu bir ilişkisizliğe indirildiğini anlatıyor. Nihayetinde, sağlık sisteminin eğitimden hizmet sunumuna, bilimsel bilgi üretiminden akademik yaşantıya, çevre sağlığından finansmana paramparça edildiğini ve toplum yararının tümüyle dışlandığından bahsedebiliriz.

İşte bu sistemin en genç emekçileri olan asistan hekimler hem sağlık sisteminin getirildiği içler acısı hali ters yüz ediyorlar, hem de kendilerini bekleyen onlarca yıllık meslek hayatlarında reva görülen cahilliğe, sömürüye, torpile, güvencesizliğe en başından boyun eğmiyorlar.

Geçenlerde bir dost meclisinde, açıkçası çok da beklemediğim insanların AKP’nin hekim düşmanı diliyle sağlık sistemi eleştirisi yaptığına üzülerek şahit oldum. Kamu hastanelerinde insan yerine konmak istiyorlardı, hastanelerde kendilerine hizmet veren “iyi” insanlar görmek istiyorlardı. Çok haklı ve insancıl talepler. Ancak bu hazin tablonun müsebbibi 40 saati aşan mesai saatleriyle gün aşırı nöbet tutan, ailesiyle vakit geçiremeyen, çocuğunun gelişimini Facebook’tan takip edebilen, işçi sağlığı ve güvenliği açısından en korunaksız emekçiler olan, ciddi bir mobbing ve performans baskısı ve çok ciddi bir şiddet tehdidi altında çalışmak zorunda kalan, çalışma ritmi içindeki hiç bir düzenleme hakkında söz sahibi olamayan ve hatta çoğu sağlıkçı bile olmayan hastane yöneticilerinin verdiği kararlara uymak zorunda kalan hekimler ve sağlık emekçileri değiller.

Böyle bir düzende gerçekten “iyi kalpli” insanlarla karşılaşmak, “iyi kalpli” doktorları mı görmek istiyorsunuz? Öyleyse buyurun siz de 16 Mayıs’ta Vişnelik’teki Büyük Asistan Hekim Buluşması’na gelin; hem kendi emekleri hem de sizin sağlık hakkınız için gece gündüz mücadele veren, sağlık hakkımızı sermayenin aç gözlülüğünden koruyan “iyi kalpli” gençleri yerinde tanıyın!