İşsizim demek mi zor, 'bir baltaya sap olamadım' mı?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) işsiz nüfusa dahil olan kişileri, “Referans dönemi içinde istihdam halinde olmayan kişilerden iş aramak için son dört hafta içinde aktif iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve iki hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olan kurumsal olmayan çalışma çağındaki tüm kişiler” olarak tanımlıyor. Dünyada genel kabul gördüğü gibi, eğer bu tanıma uyan kişi, 15-24 yaş grubunda ise o kişiye de genç işsiz denmektedir. Genç işsizliği, 15-24 yaş arası işsiz sayısının, istihdam edilen genç nüfus ile genç işsizler toplamından oluşan genç işgücüne oranıdır.

Genel olarak işsizlik ve özellikle de genç işsizliği, dünya genelinde gözlenen kronik ve ortak bir sorundur. Özellikle 2008 yılında başlayan kapitalist sistemin küresel krizi ve arkasından 2019 yılı sonlarında etkisini göstermeye başlayan pandemi, işsizlik sorununun daha fazla gün yüzüne çıkmasına neden oldu. İşsizlik, etkileri itibariyle, bireyleri, içinde yaşadıkları aile ve toplulukları ve hatta bütün dünyayı ilgilendiren çok önemli iktisadi, sosyal, psikolojik bir sorundur. İşsizlik, geçici, konjonktürel, yapısal ve mevsimsel işsizlik olarak karşımıza çıkabilir.

İşsizlik nedeniyle, bireyler finansal, sosyal ve psikolojik sorunlar yaşayabilirler. İşsiz kalmak sadece işsiz kalan kişiyi değil, ailesini, akrabalarını ve hatta arkadaşlarını bile olumsuz yönde etkileyebilir. İşsizlik nedeniyle, kişi çok ciddi finansal sorunlar yaşayabilir, yoksullaşabilir, borç batağına saplanabilir, kendisine, ailesine ve etrafına yabancılaşabilir, aile içi şiddete yönelebilir, artan bir sosyal izolasyon yaşayabilir, suça yönelebilir, kendine güvenini ve saygısını kaybedebilir. Uzun süreli işsizlik durumlarında sahip olduğu tüm iş becerilerini ve beşerî sermayesini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır. Bir insanın vücudunu saran kanser hastalığı gibi, ülkeyi sararak birçok kötülüğe kaynaklık edebilir. Hırsızlık, çalma çırpma, yolsuzluk, rüşvet, terör ve suç örgütlerinin artan etkinlikleri; işsiz kalan ve evine ekmek götüremeyen insanların yeni ilgi alanları haline dönüşür. Genç işsizliği bunlara ek olarak gençlerde beyin göçü sürecini hızlandırır. Ülkeye ve yaşadıkları aile ve topluma aitlik duygularını zayıflatır. Bir an önce köşeyi döneyim yaklaşımı ile riskli işlere girmelerine ve riskli yatırım kararları almalarına neden olur. Meslekleri ile ilgili yeni beceriler kazanıp, beşerî sermaye birikimlerini artırmak yerine, bir an önce bir torpil bulayım da kendimi kurtarayım çabasına girer. Sahip oldukları yetenekleri ile uyuşmayan, daha düşük ücretli ve daha az beceri gerektiren işlere yönelmelerine neden olarak, ciddi toplumsal maliyet kaynağı olurlar.

Türkiye hem genel olarak hem de genç işsizliğinin yüksek ve uzun süreli, olması nedenleriyle nam salmış bir ekonomiye sahip. Hem ülke içi hem de global düzeyde ortaya çıkan krizler, bu sorunun iyice katmerleşmesine neden olmaktadır. Türkiye ekonomisi, sanayisinin aşırı biçimde ithalata bağımlı olması ve istihdam dostu sanayilerin ekonomideki ağırlıklarının göreceli olarak azalması gibi nedenlerle, büyüdüğü dönemlerde bile istihdam yaratamayan bir ekonomi haline geldi. Bu da kaçınılmaz bir şekilde genel olarak işgücü piyasasında ve özel olarak da genç iş gücü piyasasında olumsuz gelişmeleri beraberinde getirdi. Bu olumsuz gelişmeleri işgücü piyasasının işsizlik oranı, işgücüne katılma oranı ve istihdam oranı gibi üç temel göstergesini kullanarak ortaya koymaya çalışacağız. Bunların yanında işsizlik oranları ile ilgili gelişmeleri daha anlamlı kılabilmek için ülkeler arası karşılaştırma da yapacağız. Nihayet, bu üç temel göstergenin 2018-2020 yılları arasındaki gelişimlerini, yaş grupları, cinsiyet ve eğitim düzeyi temelinde de anlamaya çalışacağız. İzleyen grafik Türkiye’de genç işsizliğinin 2014 Ocak ayı ile 2021 Mart ayları arasındaki gelişimini genel işsizlik oranı ile birlikte vermektedir. 

Kaynak: TÜİK

Grafikten elde ettiğimiz ilk bulgu, genç işsizliğin, genel işsizliğin çok üzerinde seyrettiği gerçeğidir. İkincisi ise, genç işsizliğinin kadınlarda, erkeklere oranla oldukça yüksek olduğudur. Genç işsizliğinin ülkemizdeki durumunu izleyen iki grafik yardımıyla, farklı ülkelerle karşılaştırmaya çalışıyoruz. İlk grafik bu karşılaştırmayı 15-25 yaş grubu; ikinci grafik ise 15-29 yaş grubu için yapmamıza olanak tanıyor.

Kaynak: OECD

Kaynak: OECD

Her iki grafik de bize, ülkemizin genç işsizlik oranlarında ülkeler arasında başı çektiğini söylemekte. Özellikle genç yaşını 29 yaşa artırdığımızda, ülkemiz Güney Afrika’nın ardından onca ülke arasında ikinci sırada gelmektedir. Ne yazık ki, işgücü piyasasının diğer iki temel göstergesi olan istihdam oranı ile işgücüne katılma oranları da genç işgücü piyasası için işsizlik oranı ile ortaya koymaya çalıştığımız olumsuzlukları destekler niteliktedir. İzleyen grafik işgücüne katılma oranlarını göstermektedir.

Kaynak: TÜİK

Grafikte rahatlıkla görülebileceği gibi, genç işgücüne katılma oranı ile genç kadın işgücüne katılma oranları, kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfus (15 ve daha yukarı yaştaki nüfus) için işgücüne katılma oranının altında seyrettiğini ve genç kadınlar için oranın çok düşük ve giderek azaldığını göstermektedir. Bu da bize genç kadınların çalışma isteklerindeki azalmanın devam ettiğini ve genç kadınların onlara biçilmiş “geleneksel rollerini -‘mutlu ve mesut ev kadını olma’!” oynamak isteğinde olduklarını veya zorunda kaldıklarını göstermektedir. İzleyen grafik ise işsizlik oranı ve işgücüne katılma oranı ile gördüğümüz genç işgücü piyasalarına ilişkin gelişmeleri istihdam oranı gelişmeleri ile yansıtmaktadır.

Kaynak: TÜİK

Bu grafik de bize, genç istihdam oranı ile genç kadın istihdam oranlarının sürekli olarak genel istihdam oranının altında kaldığını ve genç kadın istihdam oranının son zamanlarda sürekli azaldığını göstermektedir. Ayrıca, genç erkeklerde gördüğümüz yüksek çalışma isteğinin, aynı oranda istihdama yansımadığını görmekteyiz. Genç erkek istihdam oranı, genel istihdam oranından genelde düşük seyretmektedir. İzleyen grafik ise, şimdiye kadar anlatmaya çalıştığımız tabloyu eğitim düzeyi ve cinsiyete göre vermektedir.

Kaynak: TÜİK

Grafikte de görüldüğü gibi, genç kadınlar arasında en yüksek işgücüne katılma oranına sahip olanlar yükseköğrenim görmüş kadınlar. Ne yazık ki, bu eğitim düzeyine sahip kadınlar en fazla işsiz kalan kadınlar aynı zamanda! Genç erkekler arasında en fazla çalışmak isteyenler ilköğretim mezunu olanlar iken, en fazla istihdam edilen ve en fazla işsiz kalanlar ise yükseköğrenim görmüş olanlardır. Ayrıca grafik, 2018 yılından başlayarak, bütün göstergelerde tüm eğitim düzeyleri için; bozulma yaşandığını da göstermektedir.

Ülkemizde genelde genç işsizliği, ama özellikle genç kadın işsizliği çok ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir. 15-24 yaş grubunda yer alan 11,8 milyon gencimiz var. Bunların 2,9 milyonu “boş gezenin boş kalfası”, yani ne işte ne de eğitimde. Yine bu nüfus grubunun 1,3 milyonu bir şekilde yüksek öğrenim görmüş. Ama bunların %37’si işsiz güçsüz. Bu üniversite mezunu kadınların % 40,9’u; erkeklerin ise % 30,8’i ne eğitimde ne de istihdamda. Görünen o ki, 2018 yılı ile başlayan iktisadi daralmanın ve pandeminin bedelini genç kadınlar ödemektedirler. Kadınların ve özellikle genç kadınların işgücü piyasasında çekilmesi, çok ciddi bir sorun olarak görülmelidir. Bu gelişmeye yol açan iktisadi, siyasi ve sosyal düzen hemen değiştirilmelidir. Aksi takdirde gençlerimiz sürekli başka ülkelere gitmenin hayallerini kuracak ve sürekli “başarılı” göç hikayelerini izleyecek ve/veya dinleyecektir. Mevcut neoliberal iktisat politikaları ile aş ve iş yaratmanın, “el parasıyla inşaata dayalı” hızlı kalkınma mümkün olamayacağını anlamanın zamanı geldi de geçiyor! Sonra neden çocuklarımız yurt dışına gitmek istiyor diye tartışmaktansa, bir an önce aş ve iş yaratacak kamu önderliğinde yeni bir sanayileşme politikası uygulamaya bakın!