İskitler sizin olsun!



04-11-2017 00:25


Metin Çulhaoğlu

100. yılı dolayısıyla 1917 Ekim Devrimi solun gündeminde. Yazılar, yayınlar, anma toplantıları, mülakatlar birbirini izliyor.

Daha önce yazmıştık: Siyasal iktidarın fethine kadar yakınındaki uçların dışında, bu uçları aşarak kendine yol açmaya çalışan devrimci hareket, iktidardan sonra bu kez kendi uçlarını yaratır.

Bu uçlardan birinin aklı restorasyona çalışır.  Temsilcilerinde, “ne yaptık biz?” endişesi sezilir.  Gerçekçi olmak gerektiğini söylerler; fazla havalanmanın, ondan kopalım bunu gömelim radikalizmininpek hayırlı olmadığını düşünürler.  Fransız İhtilali’nin Jirondenleri gibidirler.

1917’nin kendi Jirondenleri olmuştur.

Öbür tarafta ise “fırsat bu fırsat, sonuna kadar gidilsin” diyenler, bambaşka bir yaşama bir çırpıda varılabileceğini düşünenler vardır.

Bu “hızlılar” arasında farklı kesimlerden insanlar görebiliriz.

En dikkat çekici olanlar, başta şairler olmak üzere edebiyatçılar ve sanatçılardır.

1917’nin böyle bir ucuda olmuştur.

***

Aleksandr Blok (1880-1921) Bolşevikler tarafından “mistik” ve “çileci” sembolizmiyle eleştirilen bir Rus şairiydi. Ancak, başlarda 1917’yi benimsemiş, bu devrime kendince birtakım anlamlar yüklemişti. Dönemin pek çok Rus aydını ve sanatçısı gibi o da bir yanda Batının birikimi ve değerleri, diğer yanda ülkenin “Slavik” ya da “Asyatik” özelliklerinin ortaya koyduğu ikiliklerle boğuşmuştur.

Sonuçta “Slavofil” yan ağır basmıştır.

1918 tarihli “İskitler” şiiri kimi barışçı mesajlara karşın özünde “Doğu” adına Batıya meydan okur. İlk dizeleri şöyledir:

“Milyonlarcasınız. Milyarlarca biz.

Hadi deneyin, savaşın bizimle.

Evet Asyalıyız, biz İskitleriz.

Aç, vahşi ve çekik gözlerimizle!”

Blok, Devrimin daha sonraki evrelerini göremeden 1921 yılında öldü. Ölmeden önce 1917 coşkusunun söndüğü, bu konuda düş kırıklığı yaşadığı söylenir. Belki de Bolşevikleri fazla “Batılı” bulduğundandır…

***

“Doğu-Batı” çekişmesi çeşitli yönleriyle sürmektedir. Çekişmenin Türkiye’ye tarihsel derinliğe sahip, güçlü yansımaları olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’nin sol damarı da bu yansımaların dışında kalmamıştır.

Bugün de değildir.

Siyasetin güncel akışının getirdiği hayhuyun, sürüp giden tartışmaların daha geri planına, özellikle soldaki insanların düşünsel ufkuna baktığımızda Doğu-Batı ikiliği bağlamında üç ana yaklaşımın öne çıktığını görürüz.

Birinci yaklaşımın dünyası, Aydınlanmadan 1789’a, oradan 1917’ye uzanan, ardından tüm dünyayı kapsayıp 1990’da etkisini ve belirleyiciliğini yitiren birikimle şekillenir. Kabaca söylersek, bu yaklaşım belirli bir mirası “Batıcılık” yapmadan canlandırma uğraşındadır. “Doğulu” özellikler de taşıyan bir toplumda devrime giden yolunBatının düşünce mirasını güncelleştirip belirli ölçülerde “yerlileştirerek” açılabileceği düşüncesindedir.

İkinci yaklaşımın çerçevesini de Batı ve onun düşünsel birikimi çizer. Ancak, birincisinden farklı olarak burada referans alınan Batı, ağırlıklı olarak 1980 sonrasının batı dünyasıdır.   Bunlardan tek başına hiç birine indirgenemese de içinde post-Marksizmden post-modernizme, radikal demokrasicilikten sivil toplumculuğa, Vaclav Havel’den Soros’a, Hardt ve Negri’den Murray Bookchin’e kadar hemen her şeyi bulmak mümkündür. 

Üçüncüsü ise daha “ilginç” özellikler taşır.

Küresel sistem içi eklemlenmenin bugünkü istikrardan uzak, değişken ve kaotik süreçlerinden hareketle “anti-emperyalizm” adına bir kamplaşma icat eder. Bir kampa “Avrasya bloku” der. Küreselleşmeyse, piyasacılıksa, sermayenin serbest dolaşımıysa hepsinin daha iyisini yapma iddiasındaki bu çıkarcılar topluluğunu Batı’nın kıdemli emperyalist ülkelerinin karşısına diker ve “bizim yerimiz orası” der…

Eyyamcılık da kendine bir entelektüel kostüm bulmak zorundadır. Nitekim yer yer görülmektedir: Üçüncü yaklaşım, “aç, vahşi ve çekik gözlü” İskitlerin Batı emperyalizmine meydan okuduklarını düşleyen, mistik ve mesihçi tonlar da taşıyan, çeşitli komplo teorileriyle süslenmiş bir fikri sabite dönüşmektedir.

Özellikle son dönemde çekilir gibi değildir ve en iyisi “alın İskitler sizin olsun” demektir.

Ya ikinci yaklaşım?

O kapsamda neleri sıraladıysak onlar da alsınlar hepsinin hayrını görsünler…