İskender’in kılıcı



20-08-2014 09:50


Can Soyer

Bilindik hikayedir. Ankara yakınlarındaki Gordion’da kimselerin çözemediği bir düğüm vardır. Kızılcık dallarından yapılmış düğüm, kral Gordios’un Zeus’a armağan ettiği arabayı tapınağa bağlamaktadır. Kehanete göre düğümü çözecek kişi tüm Asya’nın hakimi olacaktır.

Sonra bir gün Makedonyalı İskender çıkagelir. Tesadüf bu ya, İskender de Asya’nın fethi için düşmüştür yollara. Düğümün öyküsünü dinler, ilgisini çeker. Ve sayısız insanın çözmeye çalışıp da helak olduğu düğümü çözüverir.

Kılıcıyla.

Tek vuruşta.

Gerçek mi, efsane mi bilinmez. Ama kritik anlarda takınılan radikal ve kararlı bir tavrın, içinden çıkılmaz gibi görünen sorunlara çözüm getirebildiğini gösteren en eski anlatılardandır.

Ve kulağa garip gelse de, Türkiye’nin içinden geçtiği dönemece baktığımızda, bu kadim öyküdeki tavrın en akılcı ve işe yarar tavır olduğu açıktır.

Çünkü Türkiye kapitalizmi, düğüm üzerine düğüm atılan bir halat gibidir. AKP iktidarı sakin ve oturaklı bir rejim için uğraşmayı çoktandır bıraktığından olsa gerek, mevcut sorunların her birini bir düğüm atıp aşmaya çalışmaktadır.

Çözmeye değil, aşmaya, geride bırakmaya ya da üzerinden atlamaya mahkum kalmıştır.

İktidar, rejim ya da düzen işlemektedir işlemesine, fakat geride bıraktığı her düğüm bir sonraki kavşakta yeniden karşısına çıkabilmektedir.

İşte dış politika. AKP’nin hesaplarının neredeyse tümü çökerken, uluslararası dengelerin biçimlenmelerine yanıt üretmek ve konum almak Türkiye için giderek zorlanırken, bunun altında çözülmeden geçilmiş, bir düğüm atılıp bırakılmış maceraların payının olmadığını söylemek mümkün mü?

Örneğin, IŞİD’in ABD müdahalesine bir karşılık olarak gazeteci James Foley’i vahşi infazının görüntüleri dün gece yayınlamışken, yine IŞİD tarafından rehin tutulan Türkiye vatandaşlarının akıbetinin ne olacağı, tam da böylesi bir düğüm değil mi?

Ekonomi desek, sıcak para akışı ve rant üzerine kurulan yağma ekonomisinin, Türkiye’yi hiç olmadığı kadar kırılgan bir mali tabloyla karşı karşıya bırakması da böylesi bir düğümdür. AKP iktidarının en önemli sac ayaklarından olan ekonomik göstergelerin tek bir hamleyle tepetaklak olması işten bile değildir ve dış şoklara bu kadar açık ve savunmasız bir ekonomi, yine düğüm atılarak geçiştirilmiş başlıklardan biridir.

AKP karşıtı muhalefetin toplumsallaşması, belki de rejimin yaşadığı en ciddi sıkıntılardan biriydi. Özellikle son bir yıldır AKP’nin muhalefet karşısında yapabildiği tek şey, cinayetlere ve şiddete başvurmak olabildi. Açıkçası muhalefeti etkisizleştirmek konusunda CHP gibi aktörlerin ve liberal odakların etkisinin daha büyük olduğu bile söylenebilir. Sonuçta, aradan geçen zamana karşın, AKP karşıtı toplumsallığın direnci kırılamadı, bu geniş kitlenin geri basması sağlanamadı. Şimdiye kadar olduğu gibi, bu muhalefetin yine etkili çıkışlar yapıp AKP’yi sıkıştırması bir hayal değildir ve böylesi bir ihtimalle yaşamak zorunda kalmak, AKP açısından düğüm üzerine düğüm atma tarzının bir sonucudur.

En son cumhurbaşkanlığı seçimi de öyledir. Erdoğan açısından, cumhurbaşkanlığı seçimleri, belki de çözülememiş düğümleri biraz gevşetecek en önemli dönemeçti. Seçim sonuçlarından beklediğini alamayan Erdoğan için, Köşk’e tırmanmak mümkün olsa da, meşruiyet sorununun devam ettiği, yüzde 50’lik AKP karşıtı kesimin eritilemediği, bu koşullarda Türkiye’yi yönetmenin giderek zorlaştığı ortaya çıktı. Atılan düğüm, bir kez daha çözülememiş, üzerinden atlanmıştı sadece.

Bu tablonun toplamı ise şöyle bir manzara göstermektedir: Erdoğan ülke içinde koşulsuz kayıtsız padişahlığını ilan etmek, ekonomide hiçbir hukuk ya da engel tanımadan rant ve yağma kapılarını sonuna kadar açabilmek, dış politikada emperyalist operasyonların en delişmen ortağı olup bölgede savaş kışkırtıcılığı yapabilmek, tüm bunları yaparken de kendisine yönelik muhalefeti sindirip yok etmek istiyor.

Bunların herhangi birinden vazgeçmesinin mümkün olmadığını, eğer bir tek başlıkta geri adım atarsa gerisinin çorap söküğü gibi geleceğini de gayet iyi biliyor.

Ama olmuyor. Nereye uzansa, karşısına daha önce düğümlenerek geçiştirilmiş ihtimaller yahut tehlikeler çıkıyor.

Sonra bir düğüm daha atılıyor. Düğüm üzerine düğüm birikiyor.

AKP ve Erdoğan, karşı karşıya kaldığı sorunları çözerek değil, düğüm atıp geçerek ilerliyor.

Türkiye’nin Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı döneminde rahata ya da istikrara kavuşamayacağı iddiasının temelinde, bu düğümlenme halinin de payı vardır kuşkusuz.

Ama artık önemli olan, bu düğümü kimin çözeceğidir.

Çözüm için gereken, İskender’in elindeki kılıçtır.

Bizim öykümüzdeki İskender rolü ise, elbette direncini ve haysiyetini koruyan halkımıza yakışmaktadır.