İş bölümü...



29-03-2015 10:06


Ercan Gündoğan

Türkiye sosyalist hareketinin tarihinde “fraksiyonculuk” vardır. Marks’ın dediği bizde de olmuştur. Sosyalist öncüler sınıf hareketinden koptukça, kopartıldıkça küçük burjuva özellikler ön plana çıkar. İç kavgalar, eleştiriler, bölünmeler... Bölünen, yine bölünür. Hücrelerin mitoz geçirmesi gibi.

Mitoz geçirmeye genetik eğilim gösteren sosyalist hareketimizde tersi eğilim de vardır: Birleşmek. Yan yana gelmesi pek olanaklı olamayanlar bile, tek bir partide birleşebilirler. Bilindiği gibi bu da 1980 sonrasının hakim özelliklerindendir. Birleşme girişimleri, “toparlanmak”, “yeniden güç toplamak”  için yapılır.

Bu anlamda bölünmeler, birleşmeler, eskiden olduğu gibi sonra da olacaktır. Ancak önemli olan, Türkiye sosyalizminin makro düzeyde, hem stratejik, hem ideolojik, hem de coğrafi olarak yaşadığı büyük bölünmedir. Kürt hareketi, örgütlenmesi ve mücadelesiyle, 1980’lerin başından itibaren, daha önce içinde olduğu, içinden yetiştiği Türkiye sosyalizminden ayrı olarak yoluna devam etmiş ve gittikçe de bağımsızlaşmıştır.

Bundan sonrasının bölünme ve birleşme tartışmaları, esas bu büyük bölünme, ayrışma üzerinden yapılmazsa, sadece tarihçiliğin bir çalışma alanı olarak kalacaktır.

PKK’nın yoksul Kürt köylüsünü alıp örgütlemesi ve zamanla bağımsız bir hareket yaratması, tüm Türkiye’de işçi sınıfının kurtlara kaptırılmasının hemen ardından gerçekleşti. Neticede uzunca süre, Batılı işçi-Doğulu köylü ittifakı olanaksız olarak kaldı. Kürt hareketinden ayrı olarak, Türkiye sosyalizminin itici, devindirici gücü de, ne zamandır, büyük ölçüde aydınlar ve çoğu öğrenci olan gençlerdir. Elbette, bu güç, yoksul mahalleler, Aleviler, dahil edilerek ayrıntılandırılabilinir. Çoğunun zaten “işçi” olduğu, işçi çocuğu olduğu da vurgulanabilir. Ama yine de, itici, devindirici güç, iş yerleri, sendikalar, “işçi” liderleri, “işçi partileri”, değildir.

Köylülerin büyük kısmı, yığın halinde ulusal-demokratik bir harekete bağlanırken, işçiler kurtların elinde teslim kalmışlardır. İşçi-Köylü ittifakı, somut olarak Batılı işçi-Doğulu köylü ittifakı bundan sonra nasıl düşünülebilir? Elbette, Doğu’nun köylüsü, “küçük köylü”,  “yoksul köylü”, ya da “kır proleteri”  anlamındadır. Batı’nın işçisi de, Batı’nın emekçi halkı anlamında. Küçük burjuvazi ya da “orta sınıf” her taraftadır, ama, bizi ilgilendiren kesimleri, yukarıda belirtilen aydın ve öğrenci gençliktir.

Elimizdeki olanaklar şu an itibarıyla bunlardır. Batı ideolojik olarak önde, politik olarak geridedir. Doğu ise tam tersi.  İki hareketin bir örgütsel “birleşme” yaşaması olanaklı olmasa da, bir “iş bölümü” içinde hareket etmesi, daha önceki bir yazıda yazmış olduğumuz gibi, iki politikalı tek stratejiyi benimsemesi olanaklıdır. “İş bölümü” tek bir stratejiye göre ayrıntılı hale getirilebilir. “İş bölümü”, “tek bir işin” parçalar halinde, “bağlantılı” gerçekleştirilmesidir. Bir tarafta özel olarak bir halkın varlığı savunulurken, öte tarafta bir sınıfın kurtuluşu savunulur. Bir tarafta “üretim”, bir tarafta “yeniden üretim” süreci ele alınır. Ama her zaman, bağlantılı ve ilişkili olarak. Sosyalistler Kürt Halkı ve müzakereler hakkında daha çok konuşur, önerilerde bulunur, bu alanı tümüyle Kürt hareketine ve partilerine bırakmaz. Kürt hareketi de, işçi sınıfı, sendikalar, ücretler hakkında daha çok konuşur, Batı’daki sosyalist partilerin güçlenme çabalarına özel bir ilgi gösterir.

Tek strateji içinde iki politika, iş bölümüne dayalı olarak iş yapmaktır neticede.  Büyük ölçüde Batılı işçiyle büyük ölçüde Doğulu olan Kürt köylüsü, halkı, diyalektik olarak bir bütünün içindedirler. Bu bütün ise, komşu ülkelerdeki diğer Kürt bölgeleri dahil edildiğinde, daha büyük bir bütün içinde kalmaktadır.

Kürt hareketinin burada önerilen bir iş bölümünü benimsemesi HDP ve Demirtaş’ın kullandığı “söylem” düşünüldüğünde olanaklıdır. Ancak, Türkiye sosyalistlerinin hem korkuları, hem zaafları, hem de kısıtlı olanakları, böyle bir işbölümünün yaratılmasını epey zorlaştırmaktadır. Kürt hareketinin “kuyruğuna takılma” eleştiri ve suçlamaları, “bağımsızlığını yitirmek”, solda “hegemonik” konumu Kürt hareketine kaptırmak, hatta tümüyle “silinme” korkuları bulunuyor.

Bu korkuların çoğu elbette hayali değildir. Zaaflar ise, bana göre, bu yazının daha ilk cümlelerinde yazılanlarla ilgilidir. Türkiye sosyalist hareketi sadece köylüden değil, işçi sınıfından da koparılmıştır. Ancak, aydınlarında, gençlerinde, sınıf hareketi yaratıp başına geçebilecek bir tarihsel-teorik birikimi, örgütlenme yeteneği bulunuyor.

Türkiye sosyalistlerinin Kürt hareketine yaptıkları eleştiriler, “akıl vermeler” ise, Kürtler tarafından tepkiyle karşılandığı kadar anlaşılsaydı keşke.  Sadece İmralı Zabıtları’ndan anlaşıldığı kadarıyla bile, Öcalan AKP’ye “altın tepside” lezzetli yiyecekler sunmuştur. Sonra, Gezi olayları sırasında da yeni yiyecekler. AKP ile yapılan müzakereler, pazarlıklarla doludur. Özerklik, başkanlık...

***

Yukarıda yazılan “Türkiye sosyalizminin makro düzeyde, hem stratejik, hem ideolojik, hem de coğrafi olarak yaşadığı büyük bölünme” Türklerin de Kürtlerin de, en temel sorunudur. Bu sorunun çözümüyse, iki hareketin, iki politikanın, ideolojik olarak önde olanla politik olarak önde olanın, bir iş bölümüne dayanan, tek bir stratejide birleşmesi, birleştirilmesidir.