İlyada’dan Bülent Şık’a



17-02-2019 08:30


İzge Günal

Sanırım Sylvester Stallone idi, ona filmlerindeki konuların neden birbirlerine çok benzediğini sormuşlardı;yanıtı ilginçti: “Zaten toplam on tane konu var” demişti, “Bunları da Shakespeare yazdı, yani sadece ben değil, hepimiz aynı konuları kullanıyoruz”. Sonrasında okuduğum her romanda, izlediğim her filmde, tiyatroda bunu hep anımsadım; hayret ama doğruydu. Belki şöyle bir ekleme yapılabilir: Konular Shekespeare’den ama bütün kişiler de Homeros’tan, İlyada’dan alınmadır. Hem tanrılar, hem de ölümlülerle birliktetüm zamanların karakter yelpazesi bu destanda neredeyse tamamlanmıştır. Bunun yanında kötülük, hile, kadın gibi, Hegel’in deyimiyle, kavramlarla yorumlama da edebiyata girmiş olur.

İlyada’yı herkes bilir, Truva Savaşı’nı anlatır. Aslında anlatılan tam olarak savaşın dokuzuncu yılında 51 günlük bir dönemdir. Anlatı, Akhilleus'un öfkesi ile açılır ve Hektor'un cenazesi ile sona erer. Evet,51 günlük bir dönemi kapsar ama bu dönemin öncesi ve sonrası, savaşın çeşitli aşamalarıile ilgili birçok olaya değinir; sosyal yaşam, inançlar ve geleneklere dair önemli bilgiler verir.Zaten Doğu’yu anlatan Gılgamış ile birlikte ele alınırsa Anadolu kültürünün önemli kısmı hakkında bilgi edinilmiş olur. Meraklısı için söyleyeyim, isminin İlyada olması, o dönemde Truva kentinin olduğu bölgeye “İlia” denmesi ve İlyada sözcüğünün “İlia ile ilgili” anlamına gelmesindendir.

Bilindiği kadarıyla Truva Savaşı’nın tarihi MÖ 1200 civarındadır. Homeros’un ise MÖ 8.Yüzyıl başlarında yaşadığı sanılmaktadır. Söylemek istediğim İlyada’daki mükemmel anlatımın sadece Homeros’tan değil, destanınyüzyıllar boyu bir ozandan diğerine aktarılırken geliştiğidir. Sonrasında yazı daha yaygın kullanıldığı için, Homeros bu geleneğin son temsilcisi sayılır.

KÜNYE: İliada. Homeros. Çeşitli yayınevlerinden baskıları var. Etiket fiyatları 15-50 TL arası.

Destan geleneği yine de devam etmiştir, hem de bin yıllarca! Örneğin 1900’lerin başında Fatsa civarında Hekimoğlu’nun ortaya çıkışı gibi. Türkülere de konu olan bu öykü bildiğiniz ağayla çatışıp dağa çıkan köylü öyküsü ama Tolga Taviş folklorik öğelerden belirli bir ölçüde arındırarak enternasyonal bir düzleme taşıyor tıpkı İlyada’da olduğu gibi. Genellikle Türk-Gürcü çatışması olarak bilinse de aslında buradaki çatışma sınıfsaldır: mülksüz Hekimoğlu İbrahim ile Gürcü mülk sahipleri arasında. Devletin güvenlik güçlerinin de daima mülk sahiplerinin yanında olması Anadolu’nun tüm “eşkıya” türkülerindeki ortak öğelerden biridir. Ama Hobsbawm’ın deyimiyle sosyal eşkıya, Napolyon ya da Bismarck’tan daha önemlidir halk için; tıpkı Hekimoğlu gibi, hatta Akhilleus gibi!

KÜNYE: Hekimoğlu. Tolga Taviş.  İZDOB, 2017. Etiket fiyatı 10 TL.

Elbette üzerinden binlerce yıl geçince bir şeyler değişiyor. Bu değişim sadece İlyada’daki tanrıların kaybolması değil, buna da bağlı olarak Sokağın Rengi’nin Hekimoğlu’nda daha belirgin hale gelmesi. Yani, yaşam daha fazla öykünün merkezine giriyor günümüze yaklaştıkça. Sokağın Rengi’ni özellikle koyu yazdım çünkü aynı zamanda bu bir fotoğraf kitabının adı. Çağın Göz Hastanesi’nin açtığı yarışmada başarılı olan fotoğrafların kırsalı yansıtanları sanki Hekimoğlu operasındakiler gibi. Şunu söyleyeyim, hastane ilelebet var olmayacaktır ama kitapların kalıcı olacağı net gibi; “baktığımız ama göremediğimiz nice ayrıntılar” var bu karelerde. 

Neyse, konuya dönecek olursak evet Sokağın Rengi noktasında ayrılıyorlar ama kadın konusunda çok benziyor İlyada ve Hekimoğlu. Birinde Helena, diğerinde Narin, uğruna çatışmaların yaşandığı kişiler olarak gösteriliyor. Nerede okumuştum hatırlamıyorum, kadını “savaşmadan kazanan, daha doğrusu başka türlü savaşan kişi” olarak tanımlıyordu. Savaş biter geriye sadece kadın kalır diyordu. Gerçekten de her iki öykü de böyle ilerliyor ve sonlanıyor. Kadının toplumsal konumu konusunu başka bir yazıya bırakmakla birlikte İlyada’da zengin bir adamı tanımlarken, “barakaları kadınlarla tıklım tıklım dolu” denmesini veya askerleri motive etmek için “herkes bir Truvalının karısıyla yatma ümidini kaybetmesin” çağrısını aktarmadan geçemeyeceğim.

KÜNYE: Göz Alabildiğine Sokağın Rengi. Çağın Göz Hastanesi. Satılmıyor, hastaneden edinilebilir.

İki öykü arasındaki dönem farklılıklarını anlayabilmek için Emre Kongar’ın Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği kitabının büyük kısmını oluşturan “kuram” bölümünün okunabileceğini düşünüyorum. Hangi kuramı benimserseniz benimseyin, her iki öykünün farklılıklarının nedeni ortaya çıkıyor. Sonrasında bireyin verili toplum içine girince “aktör” olduğunu, kendisine toplumun biçtiği rolleri oynadığını biliyoruz. Bu roller zatenAkhilleus’u,Hekimoğlu yapar yıllar sonra.

KÜNYE: Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği. Emre Kongar, Remzi Kitabevi. Şu anda 20. baskısında, etiket fiyatı 45 TL.

Gördüğüm kadarıyla İlyada’dan Hekimoğlu’na haberleşme konusunda (Kongar haberleşmeyi daha genel anlamda, iletişim gibi kullanıyor)pek bir değişiklik yok. Her ikisinde de bu işi ulaklar yapıyor. Ancak geleneksel haberleşmenin güvenilirliği kaynak ile alıcı arasındaki kişisel ilişkinin gücü esasına bağlıdır. Haberleşmenin diğer bir özelliği de, haberlerin her yönünü alıcıya ulaştırmamasıdır. Sanırım bu iki özellik öykülerin ortaya çıkış nedeni ve hâlâ edebiyatın temel güdüsü olan “iletişim bozukluğunun” kökeni de burada olsa gerek.

Evet, Kongar’ın kitabı akıcı bir dille yazılmış ve çok sayıda toplumsal değişme kuramını profesyonel olmayanlara yönelik olarak anlatan çok güzel bir kitap. Sanırım bu yüzden de 45 yıldır hala satılıyor. Bir diğer noktada, ben ilk kez bir kitapta bu kadar açık bir biçimde kitabın “sınırlılıklarının” yazıldığını görmüştüm, yıl 1985 idi. 

Değişmeyen bir şey de, genel anlamıyla hukuk sistemi. Ne savaşçıların görüşleri alınıyor İlyada’da, ne de köylülerin söz hakkı var Hekimoğlu’nda. Elbette bu hiç de beklenmedik bir şey değil. Hukuk hep egemenin yanında, egemen olmayanın söz hakkı yok ya da son derece sınırlı. Çok mu garip? Değil tabii ki.Hele 2019 Türkiye’sinde yaşayan birisi için hiç garip değil. Siz bugün düşüncelerinizi korkmadan açıklayabiliyor musunuz? Bakın çevrenize çok sayıda ifade özgürlüğü kısıtlanmış kişi göreceksiniz. Son günlerin bu konudaki simge isimlerinden birisi de Bülent Şık. Daha önce barış bildirisi imzacısı olduğu için KHK ile işine son verilmişti. Yenilerde hakkında bir soruşturma daha açıldı. Soruşturma dosyasında Şık’ın ıspanaktaki demir oranından hareketle gıdalardaki nitrat oranlarını konu aldığı, "Temel Reis" imgesinin kullanıldığı yazısı da yer aldı. Şık, ıspanağın çok tüketilmesine neden olan bilimsel hatayı aktardığı yazısında sözü nitratlara getiriyor ve zararlarını aktarıyor. Emniyetin sosyal medyayı tarayan programının “reis” ve “savaş” sözcüklerinden hareketle güncel konularla ilgisi olmayan yazıyı radarına aldığı tahmin ediliyor. Şık’ın, bu yazısı Mutfaktaki Kimyacıkitabında yer alıyor.

KÜNYE: Mutfaktaki Kimyacı. Bülent Şık, Doğan Kitap, 3. Baskı, 2018, etiket fiyatı 29 TL.

Beslenme konusunda neredeyse her gazetede, her televizyon kanalında bir şeyler söylenirken ve bunların büyük çoğunluğu bilim dışıyken, Şık’ın kitabı yol gösterici oluyor. Kitabın özelliği, pratik bilgiler sunmasından çok genel tabloyu ortaya koyması. Kitabı okuduktan sonra insanda şöyle bir düşünce oluşuyor, “Mutfakta değil kimyacı, sihirbaz bile olsa sağlıklı beslenmek çok zor çünkü sorun bireysel değil kapitalizm”. Şöyle yazıyor Bülent Şık, “İyi beslenme bireysel tercihlerle değil, toplumsal politikalarla mümkün kılınabilir ancak. Dolayısıyla bizim neyi yediğimiz kadar, başkalarının neleri yiyemediğini de dert etmeden ‘sağlıklı’ bir çıkış yolu bulabilmek olanaksızdır”. Bunları okuyunca sistemin neden Bülent Şık’tan rahatsız olduğu daha iyi anlaşılıyor.

Sorun Bülent Şık’ın düşüncelerinden rahatsız olmaları ve bu, ülkenin genel bir sorunu. Ayrıntısına girmeyeceğim ama bu ülkede düşünce özgürlüğünün 1960’lı yıllara kadar evrimini ve düşünce özgürlüğünün ne olduğunu görmek için Bülent Tanör’ün Siyasi Düşünce Hürriyeti ve 1961 Türk Anayasası kitabını önereceğim. Yazar konuyu sadece hukuki değil, felsefi ve tarihi boyutlarıyla da ele almış.  Çalışmanın Tanör’ün doktora tezi olduğunu söylemeliyim.

KÜNYE: Siyasi Düşünce Hürriyeti ve 1961 Türk Anayasası. Bülent Tanör, Öncü Yay., Baskısı yok, sahaflarda 12-35 TL arası.

Evet, dönem değişir, toplum değişir, öyküler değişir ve akılda simge isimler kalır; Akhiellus gibi, Hekimoğlu gibi, Bülent Şık gibi.