İlki komedi, ikincisi trajedi de olabilir



09-02-2016 04:54


Metin Çulhaoğlu

Türkiye’de, dışişleri bakanlığından başbakanlığa geçişler pek hayra alamet değildir.

Hangi örnekler var?

Topu topu dört isim görüyoruz: Şükrü Saracoğlu, Hasan Saka, Mesut Yılmaz ve Ahmet Davutoğlu…

Mesut Yılmaz’ı hemen geçebiliriz. “Doğrudan geçiş” değildir. 1987-1990 arasında kendi partisi tek başına iktidardayken dışişleri bakanlığı yapmış, 6 yıl sonra, 1996 yılında bir koalisyon hükümetinde başbakan olmuştur.

Geriye üç isim kalıyor: Saraçoğlu, Saka ve Davutoğlu…  

Dışişleri bakanlığından başbakanlığa doğrudan geçiş yapmışlardır.

İlk ikisinde 1938’den 1949’a uzanan bir dönem söz konusudur. Yani Saraçoğlu ile Saka’nın dışişleri bakanlıkları da başbakanlıkları da bu 11 yıllık dönemdedir.

Davutoğlu’nda ise 2009’dan günümüze uzanan bir dönem görüyoruz. 2009’dan 2014’e kadar dışişleri bakanlığı yapmıştır ve 2014 yılından bu yana başbakandır.

Neden hayra alamet değildir?

Türkiye’de dışişleri bakanlığından başbakanlığa geçişin, yüzyıla yaklaşan Cumhuriyet tarihinde dünya konjonktürünün ve Türkiye’nin bu konjonktürdeki yerinin özellikle önem kazandığı iki ayrı döneme denk düşmesi tesadüf sayılamaz.

İki ayrı dönemdir; ama aralarında ortak bir nokta vardır: Dışişleri bakanıyken belirli bir ekiple birlikte dünyayı “bir şekilde” okuyan, bu okuma sonucunda Türkiye’yi “uçuracak” tuhaf ve tehlikeli düşünceler geliştiren ve dış odaklarla bu düşünceler doğrultusunda “özel ilişkiler” kuran/kurduran kişiler, “mayanın tuttuğuna” kani olduktan sonra ülkeyi bu doğrultuya sürüklemek üzere başbakan olurlar… 

***

II Dünya Savaşı başlarında Nazi Almanya’sı Avrupa’yı ezip geçerken Türkiye’de “belirli çevreler” neyi umuyor, Nazilerle temaslarında onlara neler anlatıyordu?

Sağlıklı kaynaklara dayanan, doğruluğundan kuşku duymak için pek neden olmayan bir aktarıma göre şunları: “Turancı akım, Türkiye dışı Türkler için ‘örnek devlet’ kurulmasını amaçlayan bir akımdır. Bu devletlerin Türkiye’ye ilhak edilmesi söz konusu değilse de siyasal yönlerini Türkiye’nin isteklerine göre yürüteceklerdir.” (Aktaran Niyazi Berkes, Unutulan Yıllar, yayına hazırlayan: Ruşen Sezer, İletişim Yayınları, 5. Basım 2014, s. 206).

Türkiye’den bir “ekip” Nazilere derdini böyle anlatmaktadır…

O zamanlar İslamcılık değil Turancılık vardı; gözlerin dikildiği yerler de Orta Doğu ülkelerinden çok Kafkaslar ve Hazar-Volga doğusunda kalan topraklardı.

“Ekip” kimlerden oluşuyordu?

Bu işin ayakçılığını yapanlar, Nazi hayranlığını gizlemeyen birtakım eski paşalar ve onların sivil ideologlarıydı. Ayakçılığını yapanlar onlardı; ama “tamam, hadi yapın” diyenlerin başında 1942’ye kadar dışişleri bakanı, sonra başbakan olan Şükrü Saracoğlu geliyordu. Saracoğlu başbakan olunca dışişleri bakanlığı koltuğunu “ekipten” Numan Menemencioğlu’na bırakmıştı.

Hepsi bu kadar mı?

Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak doğrudan etki alanı içindeydi; dahası, bütün bunların “Milli Şef”in bilgisi ve onayı dışında yapıldığını düşünmek mümkün değildir.

***

Trajedi olabilirdi; ama olmadı, komedi olarak kaldı.

Baştan komediydi; çünkü Kafkas ve Hazar-Volga doğusu halkların, kendi kendine gelin güvey olan ekibin sandığı gibi “Türkiye bizim hamimiz olsa ne iyi olur” diye düşündükleri filan yoktu.

Trajediye dönüşebilirdi; çünkü Stalingrad’daki Sovyet direnişi 1943 yılı başlarında Nazi gücünü kıramasaydı, “Milli Şef” ve Mareşal Çakmak dâhil genişlemiş ekip ülkeyi yeni bir askeri maceraya sürükleyecekti…

Bir başka olay nedeniyle daha komedi olarak kalmıştır:  Bir dönem ayakçıların önünü açanlar, savaşın gidişatı değiştiğinde ilerideki olası suçlamalardan kurtulmak için 1944 yılında bir “Irkçılık-Turancılık” davası patlatmışlardır. İşin komedi yanı, bu davaya yargılananların ırkçı-Turancı olmamaları değil, bir dönem teşriki mesai yaptıkları kişilerin her şeyin faturasını kendilerine çıkarmış olmasıdır.   

Ardından, 1944’ten sonra işin rengi değişmiş, bu kez savaş sonrası dünyanın alabileceği şekli kestirebilenlerden dışişleri bakanı (1944-1947) Hasan Saka başbakan (1947-1949) olmuştur.

Kısacası, Türkiye’nin Nazi Almanya’sının gücüne iman kaynaklı “emperyal” vizyondan bu kez ABD’nin gücüne iman eden soğuk savaş çığırtkanlığına geçiş süreci, dışişleri bakanlığından başbakanlığa geçiş yapan bu kişilerin imzasını taşımıştır.      

***

Üçüncü örnek: Davutoğlu?

Yukarıda, Berkes’ten yaptığımız aktarımı alın, oradaki “Turancılığın” yerine İslamcılığı koyun, coğrafyadaki “Türkik” bölgeleri de “İslamik” yapın, kurulan düşler hemen hemen aynıdır.

Turancılık hayallerinin ülkeyi bir trajediye sürüklemesini önleyip bu hayallerin bir komedi olarak kalmasını sağlayan, Sovyetlerin Nazi orduları karşısındaki başarısıydı. 

Bugün?

Bugünkü gidişin bir trajediye dönüşmeyip komedi olarak kalmasının henüz bir güvencesi yoktur.

Savaş hala ciddi bir tehlikedir.

“Düzen” bir gün kendini aklamak için 1944 Irkçılık-Turancılık davasından kopya çeker, “Türkiye’yi bölgede sonu bilinmez maceralara sürüklemeye kalktılar” diye birilerini sanık sandalyesine oturtursa, işte o zaman gönül rahatlığıyla “komedi” diyebiliriz…