İlkelerimizi hatırlayalım



02-01-2016 08:38


Metin Çulhaoğlu

“Bizim” birtakım ilkelerimiz vardır ve bunlar, hep söylediğimiz gibi, Cebeci pazarından toplanmamıştır.

Hatırlamakta ve hatırlatmakta yarar vardır.

* Üretim araçlarının özel mülkiyetine son verip kamusal mülkiyete geçişi öngören herhangi bir girişim, yaygınlığı ülkeden ülkeye değişse bile, önünde oldukça geniş bir devlet mülkiyeti alanı bulacaktır.

* Kamusal mülkiyete geçiş sürecinin özneleri, önlerinde, kimi tarihsel gelişim evrelerini geri dönülmez biçimde aşmış, aralarında az çok tutarlı biçimde ilişkilenmiş, bu anlamda belirli bir bütün oluşturan üretici güçler bulacaklardır.

* Bu durumda mülksüzleştirenlerin (kapitalistlerin) mülksüzleştirilmelerinin, yani üretim araçlarının tüm toplumun malı durumuna getirilmesinin bu ölçüde bütünlüklü ve kapsayıcı olması gerekir.

* Lenin, örneğin Robert Owen’in kooperatifçi sosyalizmini ‘romantik”, hatta “banal” bulurken, bu tür bir sosyalizm anlayışının en büyük yanlışının “sınıf mücadelesi”, “siyasal iktidarın işçi sınıfı tarafından ele geçirilmesi” ve “sömürücü sınıfın egemenliğine son verilmesi” gibi temel soruları hiç gözetmemesi olduğunu belirtiyordu.

* Sınıfsız ve sömürüsüz bir toplum kurmayı öngören hareket, işin en başında, kapitalizmin yarattığı özel eşitsizlikleri törpüleyen, giderek yok etmeyi hedefleyen merkezi müdahalelerde bulunmak zorunda kalacaktır.

* Sosyalizmi henüz çok uzak gören, ama bir yandan da verili güncellikte “somut öneri” yapma yükümlülüğünü hissedenlerden bir bölümü “aman devletçi demesinler” kompleksi içinde geçerliliği son derece tartışmalı öneriler ortaya atabilmektedir.

* Devlet müdahaleciliğinin toplam etki olarak azalmadığı ve azalamayacağı koşullarda yalnızca devlet mülkiyeti ve işletmeciliği alanının daralması, sonuçta doğrudan doğruya emek karşıtı, emekten yana esnetilmesi çok daha güç ya da emeğin kendi adına bir kazanım sağlayamayacağı başka müdahale alanlarının daha ön plana çıkmasına yol açacaktır.

* Devletin var olduğu bir toplumda devlet mülkiyeti dışında ayrı bir toplumsal mülkiyet biçimi tanımlamaya çalışıp grup mülkiyetini de böyle bir biçimin örneği saymak mümkün değildir. Özellikle meta üretiminin sürdüğü koşullarda bu tür bir mülkiyetin önemli sakıncaları vardır. Ekonomik gücü eşit olmayan gruplar arasında eşitlik temeline dayalı bir mübadele eşitsizlikleri daha da artıracaktır.

* Sosyalizmi hedefleyen bir sınıf iktidarı, önünde ne ölçüde geniş bir kamu kesimi bulursa, ekonominin planlanması, gerekli alanlara gerekli müdahalelerde bulunulması ve nihayet ekonominin bir bütün olarak dönüştürülmesi için o kadar geniş ve sağlam bir zemine ayak basacaktır.

***

Bunları hatırlatma gereğini neden duyduk?

“Demokratik özerklik” gibi öneriler var ya, onun için…

Yani tartışalım diye…

Peki, ya bütün bunların arkasında “Kürt düşmanlığı” ve demokratik özerklik alerjisi varsa?

Hepsi bundan 19 yıl önce, örneğin Murray Bookchin Türkiye’de fazla bilinmezken ve “demokratik özerklik” tezi bir ulusun kendi kaderini tayin hakkının ötesinde aynı zamanda bir “sosyalizm yolu” olarak lanse edilmeden önce yazılmıştır.

 ***

Meraklısı için kaynak: TMMOB Dünyada ve Türkiye’de Kamu Girişimciliğinin Geçmişi, Bugünü ve Geleceği Uluslararası Sempozyum Bildirileri, 6-8 Ekim 1997, İstanbul, ss. 11-21