İlerici Kadınların yaşamsal pansumanları



14-02-2015 10:44


Özgecan öldürüldü. Tecavüz edildi. Yakıldı. Cesedi dereye atıldı.

Katillerinden bir kısmı yakalandı, diğeri de bulunur yakında. Çok geçmeden yargılanma süreçleri başlar; her türlü cezai indirimi aldıktan sonra belirli bir süre hapis cezası alırlar kuvvetle muhtemel; Özgecan’ı geri getirmeyen...

Cezaevinde bir süre zorlanırlar; alışmak zor tabi... Öyle ya, yaşamla kurduğu tüm ilişkileri kendi arzuları, keyfiliği, değerleri, şımarıklıkları, esasen de kontrolü uğruna eğip bükebilen, canı isterse küfreden, icabında tecavüz eden, olmadı yakarak öldürebilen; tüm bunları icra etmese de icra edebilme seçenekleriyle dolu bir düzenin kendisine sunulduğu katilce bir yaşam pratiğinden sonra içeriye tıkılmak kolay olmasa gerek!

Derken benzer insanlık suçlarıyla içeride olan “ülküdaş”larıyla bir sosyallik geliştirirler. En çok iki yıl içinde yaptıklarından “pişman” olurlar. Mevcut düzen, bu gibi pişmanlıklar için en çok iş gören mekanizmaya sahiptir; artık devreye örgütlü inanç sistemleri girer. Bu pişmanlık onu tanrısına sığındırır, dualar eder, ibadetler yerine getirir. Hatta çevresine dini nasihatlar verebilecek seviyeye dek yükselir bir süre sonra. Katil kendini “kurtarmıştır” artık. Özgecan geri gelmez, Özgecan affetmez de; Özgecan’a ne katilin inançlarından? Bize ne? Toplumda açılan gedik ise zaten katilin ibadetleri ile kurtarılacak olma hezeyanından çok çok uzaktır.

Katiller şimdilik içeride, Özgecan morgda... Biz kaldık tüm bu hikayenin gerisinde; bu derin gedik ile, nefes aldırmayan bir yürek sıkışıklığı, tarifsiz bir mide bulantısı ile...

Toplumsal yaşamın her köşe bucağına sindirilmiş vıcık vıcık sapkın bir gericilik var karşımızda. Erkeklere, uygulamasa bile her türlü şiddet seçeneğini cezasız bırakma garantisiyle sunan bir düzen var. Savaş çığırtkanlığını, ırkçılığı, ayrımcılığı, kadın düşmanlığını, çocuk düşmanlığını allayıp pullayan bir iktidar var. Hırsızları aklama, katilleri paklama, tecavüzcüleri kutsama işlevi gören bir adalet sistemi; daha da açığı “sistematik cezasızlık” var karşımızda. İşkence var; belgelendirilmeyen... “Sık lan, sık!” var, “Kadın mı, kız mı bilemem” var; ama en çok “Emri ben verdim!” var.

Pazar günü tüm bu duygularla, en çok Özgecan için İlerici Kadınlar Konferansı’nda olacağım. Evet, bu “duygularla”; tüm bu toplumsal travmaların mimarlarının esas olarak hedef aldığı duygulanımımıza bilinç düzeyinde sahip çıkarak orada bulunacağım. Üzülsem de, içim de acısa, kırgın ve kızgın da olsam tüm duyguların yaşama dair oluşuna sahip çıkacağım; cesetlerimizin donukluğu fantezileriyle ağzı sulanan, ölü katılığından haz duyan, işkencehanelerde erekte olan katil ruhlu iktidara inat...

Bu katil ruhlu toplum mühendislerine karşı ördüğümüz yaşam dolu, yaşamdan yana mücadelemiz ile onaracağız toplumda açtıkları tüm derin gedikleri. Ve zerre kadar şüphem yok ki, bu yaşamsal pansumanları yapacak ellerin öncüleri İlerici Kadınlar olacak...