İktisaden büyümek kalkınacağınız anlamına gelmiyor!



02-06-2021 01:26


Mustafa Özer

İktisadi büyüme ile iktisadi kalkınma kavramları, çoğu zaman birbirine karıştırılan ve birbirinin yerine kullanılan iki önemli iktisadi kavramdır. İktisadi büyüme, reel ulusal gelir / ulusal hasıladaki artışı ifade eder. İktisadi büyüme oranı ya bir ülkenin ulusal gelir / ulusal hasıla ve ulusal harcamasının, yani temel olarak bir ekonomide üretilen toplam mal ve hizmet hacminin bir ölçüsü olan reel Gayri Safi Yurt İçi Hasılayı (GSYİH) veya GSYİH’nin ülke nüfusuna oranlanması ile bulunan kişi başına reel GSYİH cinsinden üç aylık ve yıllık olarak hesaplanır. Buna karşılık iktisadi kalkınma, okuryazarlık, ortalama yaşama ömrü ve sağlık hizmetleri gibi yaşam kalitesinde ve yaşam standartlarında bir iyileşme anlamına gelir.

TOPLAM TALEP VE TOPLAM ARZ İKTİSADİ BÜYÜMEYİ BELİRLER

İktisadi büyüme yaratan iki temel etken toplam talep ve toplam arz artışlarıdır. Toplam talep dediğimiz şey, bir ülkede tüketim, yatırım ve kamu harcamaları ile o ülkenin ihracat ve ithalat farkından oluşur. Bu nedenle yüksek reel ücret ve vergi indirimleri daha fazla tüketme olanağı yaratacağı için toplam talebi artırır. Düşük faiz oranları, faize duyarlı dayanıklı tüketim malları ile yatırım harcamalarının dolayısıyla toplam talebin artmasına neden olur. Vergi indirimleri daha fazla tüketim harcaması doğurabilir. Nihayet ülke parası değer kaybettiğinde, ülke ihracatı artarken, ülkenin ithalatı azalır[i] ve dolayısıyla da toplam talep artar.

Öte yandan, yeni fabrikalar açılması, yol ve iletişim gibi altyapı yatırımlarının artması, artan işgücü ve daha iyi eğitim ve gelişen teknoloji ile artan işgücü verimliliği, petrol ve doğal gaz başta olmak üzere yeni hammadde kaynaklarının bulunması ile teknolojinin gelişmesi, o ülkede üretken kapasite artışına yol açarak iktisadi büyümeyi artırır.

Bunların yanında bir ülkedeki iktisadi ve siyasi istikrar da iktisadi büyüme üzerinde etkilidir. Eğer bir ülkede istikrar varsa, firmalar üretim kapasitelerini artırmak için yeni yatırımlara yönelirler. Buna karşılık, eğer bir ülkede iktisadi ve siyasi belirsizlikler artarsa, yatırımcı güveni düşer ve bu da firmaların yatırımları ertelemesine neden olabilir.

Düşük ve istikrarlı enflasyon ise yatırımların artmasını teşvik eden iyi bir iklim yaratır. Oysa, yüksek enflasyon oynaklığı artırır. İzleyen grafik 1999 yılının birinci çeyreğinden itibaren Türkiye’de büyüme oranı ile mevsim etkilerinden arındırılmış Türkiye reel GSYİH’si ile potansiyel GSYİH’nin[ii] gelişimini göstermektedir.

 Kaynak: TCMB-EVDS

Grafikten görüldüğü gibi, Türkiye istikrarsız ve oynaklığı yüksek büyüme oranlarına sahiptir. Kriz yıllarında büyüme oranları çok ciddi bir biçimde düşmektedir. ‘Teğet geçtiği’ iddia edilen 2009 krizinde, büyüme oranı 2009 yılının birinci çeyreğinde %14,54 oranında azalmıştır. Diğer bir önemli azalma da pandeminin etkisini gösterdiği 2020 yılının ikinci çeyreğinde olmuş ve büyüme oranı %10,30 oranında düşmüştür. Öte yandan, Türkiye reel GSYİH’si, potansiyelinin üzerinde çok az zamanlarda büyümüştür. Genellikle potansiyel düzeyinde ve altında büyüyen bir ekonomimiz vardır. Bu nedenle, hızlanan enflasyonu, potansiyelin üzerinde büyümeye bağlayan görüşlerin ne kadar doğru olduğu tartışmaya açıktır.

BÜYÜMEK, KALKINACAĞINIZ ANLAMINA GELMEZ!

Yüksek büyüme oranlarına sahip ülkelerin daha çabuk kalkınacağı beklenir. Öyle ya, daha yüksek reel GSYİH sayesinde, daha fazla sağlık ve eğitim harcaması yapma olanağınız olabilir. Ama kazın ayağı öyle değildir. İktisadi büyüme ile sağlanan gelir artışları ‘ipe sapa gelmez’, rasyonellikten uzak kararlarla ve/veya sınıfsal tercihlerle heba edilebilir ya da küçük ve mutlu bir azınlık tarafından kontrol edilebilir. Örneğin, petrol üreticisi körfez ülkelerinde olduğu gibi, petrol üretimi ve petrol üretiminden elde edilen gelirler sadece belli bir kesim tarafından kontrol edildiği için, bu ülkeler bir türlü kalkınamamaktadır. Yolsuzluk ve usulsüzlüklerin yoğun olduğu toplumlarda da iktisadi büyümenin nimetlerinden geniş halk kesimleri değil, politikacılar ve az sayıda elitler yararlanabilir. Yüksek reel GSYİH, sadece bu insanların banka hesaplarını kabartabilir!

Yüksek GSYİH düzeylerine ciddi çevre sorunları yaratarak ulaşmak mümkündür. Örneğin zehirli kimyasallar üreterek GSYİH’de artış sağlayabilirsiniz. Ancak, gerekli düzenlemeler olmaksızın yapılan bu tür üretimler çok ciddi çevre ve sağlık sorunlarına yol açabilir. Böylelikle büyüyen ekonomide birçoğumuzun yaşam standardında bir düşüş söz konusu olur. İnsanlık, dünyanın farklı bölgelerinde Çernobil başta olmak üzere çok sayıda çevre felaketini yakın zamanlarda yaşamak zorunda kalmıştır. İktisadi büyüme ile artan araç kullanımı, özellikle büyük kentlerde trafik yoğunluğuna ve insanların trafikte daha fazla zaman harcamalarına ve dolayısıyla da yaşam standartlarının düşmesine neden olabilir. Nihayet, bir ülke sürekli savunma harcamalarını artırarak, GSYİH’yi artırabilir. Ancak bu, sağlık ve eğitim pahasına olursa, yaşam standartlarının düşmesine neden olabilir.

İNSANİ GELİŞME ENDEKSİ ÇOK FARKLI HİKAYELER ANLATABİLİR!

Bir ülkenin iktisadi kalkınma düzeyini ölçmek için GSYİH gibi kullanabileceğimiz bir gösterge yoktur. Bunun nedeni iktisadi kalkınma düzeyini belirlerken birden fazla etkenin göz önüne alınmasıdır. Bu amaçla kullanılan çeşitli ölçümler vardır. Bunların başında kişi başına reel gelir  (GSYİH) gelmektedir. Kişi başına reel GSYİH yanında, okuryazarlık düzeyleri ve eğitim standartları, her bin kişiye düşen doktor sayısı gibi sağlık hizmetlerinin yeterliliği ve düzeyi, barınmak için konut sayısının yeterliliği ve konutların kalitesi, çevre standartlarının düzeyleri ile ortalama yaşam ömrü gibi göstergelere bakılır.

Ülkelerin kalkınma düzeyini belirlemek amacıyla kullanılan en yaygın endeks, İnsani Gelişme Endeksi (İGE)’dir. İGE, iktisadi kalkınma ve iktisadi refahın bir ölçüsüdür. İGE, iktisadi kalkınmanın üç önemli kriteri olan ortalama yaşam ömrü, eğitim ve gelir düzeylerini göz önüne alan bileşik bir endekstir. Yani insani gelişmenin üç önemli boyutunda gelinen noktayı gösterir. İGE, üç farklı endeksin bileşiminden oluşur. Bunlar, küresel beklenen yaşama ömrü beklentisine oranla ortalama yaşam ömrü beklentisini veren Yaşam Beklentisi Endeksi, ortalama eğitim süresi ile beklenen eğitim süresini gösteren eğitim endeksi ve satınalma gücü paritesine göre gayri safi milli geliri esas alan gelir endeksidir. Bu endeksler kullanılarak 0 ile 1 arasında yer alan puanlar oluşturulur. Ülke puanının 1 olması yüksek düzeyde kalkınmayı; 0 olması ise geri kalmışlığı gösterir.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 2019 yılı verileri baz alınarak hazırlanan 2020 İnsani Gelişme Raporu’nda yayımlanan İGE’ye göre Türkiye, 0,820 puan ile 189 ülke ve bölge arasında 54’üncü sırada yer almaktadır. Bu puanla Türkiye “çok yüksek insani gelişme” kategorisinde yer almaktadır. Norveç 0,957’lik puanla ilk sırada yer alırken, Norveç’i 0,955’lik değerle İrlanda ve İsviçre, 0,949’luk değerle Hong Kong ve İzlanda izlemektedir. Buna karşılık, 0,394’lük değerle Nijer, 0,397’lik değerle Orta Afrika Cumhuriyeti, 0,398’lik değerle Çad, 0,433’lük değerle Güney Sudan ve 0,433’lük değerle Burundi listenin en alt sırasında yer alan ülkelerdir. Aynı rapora göre, Türkiye ile aynı kategoride bulunan ülke ortalaması 0,898 olup Türkiye bu ortalamanın altında yer almaktadır. Türkiye İGE’ye göre son 29 yılda önemli bir gelişim göstermiştir. Türkiye’nin 1990’da 0,583 olan endeks değeri, 2019 yılında 0,820’ye çıkarak toplamda yüzde 40,7’lik artış göstermiştir.

Ancak bu olumlu gelişmeye ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Çünkü UNDP, İGE yanında, Eşitsizliğe Uyarlanmış İnsani Gelişme Endeksi, Toplumsal Cinsiyete Dayalı Gelişme Endeksi, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi, Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi gibi endeksler de hesaplamaktadır. Örneğin, Eşitsizliğe Uyarlanmış İnsani Gelişme Endeksi’ne göre Türkiye’nin puanı, boyut endekslerinin dağılımındaki eşitsizliğe bağlı olarak 0,820’den 0,683’e düşmüştür. Türkiye’nin kaybı yüzde 16,7 iken, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu çok yüksek İnsani Gelişme Endeksi değerine sahip ülkelerin eşitsizlik nedeniyle kaybı ortalama yüzde 10,9 olmuştur. Toplumsal Cinsiyete Dayalı Gelişme Endeksi değerlerine göre ülkemiz kendi grubunda, 5 grup içerisinde 4. grupta yer alırken; İGE’de 54. sırada yer alan Türkiye Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi değerlerine göre 68. sıraya düşmüştür. Görüldüğü gibi, İGE’de sağladığımız olumlu tablo, eşitsizlikler ve toplumsal cinsiyet ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri işin içine girdiğinde bir anda olumsuza dönmektedir. Bu nedenle, bu ülkede gerçek anlamda bir kalkınmadan söz edebilmemiz için, toplumun çeşitli kesimleri arasındaki eşitsizlikleri azaltmak, kadınların güçlenmesini sağlamak ve özellikle de iktisadi faaliyet alanlarında toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizlikleri ortadan kaldırmak gerekir. Cinsiyetçi bakış açısı ve sermaye çığırtkanlığı ile bu eşitsizlikleri düzeltmek pek olası gözükmemektedir. Eğitim ve sağlığı sermayenin karlı yatırım alanlarına dönüştüren, yurttaşlarımızı ‘müşteri’ kategorisine indiren neo-liberal politikaların bir an önce terkedilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten, eğitim ve sağlıkta kamunun rolünü ve ağırlığını artıran politikaların bir an önce yaşama geçirilmesi gerekir. Unutmayalım ki, iktisadi refah, savaş tehdidi, çevre kirliliğinin ulaştığı boyut, temiz içme suyuna erişim vb. gibi diğer önemli etkenlere de bağlıdır. Üstelik Rusya, Suudi Arabistan ve ülkemizde de olduğu gibi, artan kişi başına gelir, toplumda ortaya çıkan gelir dağılımı eşitsizliğinin ulaştığı boyutu gizleyebilir. 

 

 


[i] Bu köşede sıklıkla vurguladığımız gibi, ülkemiz sanayisinin aşırı ithalat bağımlılığı nedeniyle, TL’nin değer kaybının benzer etkiyi tam olarak yaratmadığını söylemek mümkündür.

[ii] Potansiyel GSYİH, ülkenin tüm kaynakları ile üretilebilecek mal ve hizmetlerin değerini ifade eder. Potansiyel GSYİH serisi, Hodrick-Prescott filtrelemesi kullanılarak elde edilmiştir.