İki yaklaşım üzerine



20-08-2019 00:08


Metin Çulhaoğlu

İlhan Tekeli, Behice Boran için hazırlanan bir derlemede (Behice Boran Kitabı, Dipnot Yayınları 2018) Boran’ın önemli yazılarında sosyolojinin nomotetik bir bilim olduğunu savunduğunu, idiografik yaklaşımları reddettiğini belirtir (Tekeli, “Sosyal Bilimci ve Siyasetçi Olarak Behice Boran”, a.g.e. s.420).

Kısaca özetlersek, nomotetik yaklaşım genelleştirmeler arar; nesnel olguları açıklayan genel yasalarla ilgilenir. İdiografik yaklaşım ise özel, biricik olana, kültürel ve sübjektif olgulara yoğunlaşır.  Tekeli, yukarıdaki saptama öncesinde Boran’ın Amerikan sosyolojisine ilişkin eleştirisini de özetler:  Tarih felsefesinden kopukluk, ayrıntılara odaklanma, “partikülarist” reform arayışları (s. 394) …

***

İnsanlığın bilimsel bilgi dağarcığının gelişmesi açısından bakılırsa her iki yaklaşımın da katkılarından söz edebiliriz. Ancak, kritik bir ayrımla birlikte: Nomotetik yaklaşım esastır, ana çerçevedir; idiografik yaklaşımın kavramları ve bulguları nomotetik yaklaşımın yerini alamaz; onu en fazla besleyebilir, kimi boşluklarını doldurabilir, daha “eksiksiz” hale getirebilir.

Dünyayı değiştirme uğraşından söz ediyor ve siyaseti de bunun tek aracı sayıyorsak söylenebilecek olan şudur: Nomotetik yaklaşım her şeyi açıklamaz, açıklayamaz, ama siyasal pratiğin türetileceği kanallara ışık tutar… İdiografik yaklaşım ise tikel bir alanı tüm yönleriyle açıklayabilir, bu özel alanda neler yapılabileceğini de ortaya koyabilir; ama başka alanlar, giderek en genel olan hakkında bir şey söylemez.  Dahası, sayıca (x) kadar özel alanın her birinde yapılan idiografik çalışmaların toplamı da bütünlüklü bir siyaset için herhangi bir yol göstermez.

“Bakın, bunların hepsi birden şuna işaret ediyor” denilse bile, işaret edilen o “şeyin” ne olduğuna, nasıl bir tarihsel seyir izlediğine ve nasıl değiştirilebileceğine ilişkin fikirler en başta nomotetik yaklaşımı gerektirir. 

Her iki yaklaşım da belirli kavramlardan hareket eder, yeni kavramlara ulaşır ya da bunları üretir. Ancak, nomotetik yaklaşımın kavramları özel durumlardan çok genele ilişkindir, kimi genel/evrensel yasaların işleyişini açıklar. Buna karşılık, zaman zaman “ödünç alınabilseler” bile, idiografik yaklaşımın kavramları kendi alanıyla sınırlıdır.   Dolayısıyla ikincisinin birincisinin karşısına “Senin nasıl kavramların varsa bizde de bunlar var” diye çıkması en fazla çocukça sayılabilir.

***

Daha “kritik” denebilecek ayrım ise başka bir yerdedir.

İdiografik yaklaşım kendi özel alanında zaman çizgisi içinde belirli bir hareketi, yönü, değişimi, vb. tespit ediyor olsa bile bu değişimin söz konusu alanın dışındaki daha genel değişim süreçleriyle “üst belirlendiğini” çoğu kez gözden kaçırır.   Özel alandaki değişim ve gelişimin salt o alanın kendi özel dinamiklerinden kaynaklandığını düşünme eğilimindedir. Örneğin bugün Türkiye kadın haklarının fiilen yaşama geçirilmesi açısından diyelim 50 yıl öncesine kadar daha “ileri” bir konumdaysa bu durumu sadece kadınların verdikleri mücadeleyle açıklar. Türkiye kapitalizminin kendi gereksinimlerinin dayattıkları, bu arada dünyada ve Türkiye’de ilerici, sol ve sosyalist güçlerin verdikleri mücadeleler genellikle ya görülmez ya da geri planlara itilir.    

Aynı durum “adaptasyon” başlığında da geçerlidir.

Özel alanın kendi sübjektif konumu, kültürel değerleri ne olursa olsun hepsi içinde yaşanılan toplumun ana akım süreçlerine bir şekilde adapte olmak zorundadır. “Ana akım süreçler” hem kapitalizmin kendi ihtiyaçlarıyla hem de en genel anlamda tarihsel ilerlemeyle ilişkilidir. Örneğin, ilgili dinsel-kültürel değerler ne olursa olsun bugün Türkiye’de kadınların araba kullanmalarının yasaklanması mümkün değildir. Kız çocukların okula gönderilmemesinin bir “norm” haline gelmesi de…

Ne kadarının Türkiye kapitalizminin geldiği aşama ve bu aşamanın gerektirdikleriyle, ne kadarının ise modernleşme süreçleriyle açıklanabileceği ayrı bir konudur.

Ama her iki açıklama da özele, tikele değil, ana akım süreçlere işaret eder.

***

En iyisi, nomotetik yaklaşımı benimseyenlerin “her şeyi biz biliriz” havasına girmemeleri, diğerlerinin de “özel alan snobizminden” kaçınmalarıdır.

En iyisi bizce budur; ama nerdeeee…