İki düzlem ve bir sorun



26-09-2017 00:46


Metin Çulhaoğlu

Türkiye’de sosyalizmin etkili olduğu, toplumda en fazla karşılık bulduğu 60’lı ve 70’li yıllarda düzen karşıtı söylem belirli motiflere yoğunlaşırdı:  sömürü, yoksulluk, eşitsizlik ve haksızlık… Ayrıca bu motifler yalnızca tekil işçi eylemleri (örneğin Kavel, Sungurlar, Paşabahçe vb.) ve/ya da toprak işgalleri (örneğin Atalan ve Göllüce) vesilesiyle gündeme gelmez, ortada herhangi bir eylemlilik durumu olmadan da sürekli işlenirdi. 

Birinci düzlemdir, bir kenara koyalım. 

***

Daha yakın dönemlerin sosyalist söyleminde ise belirli temaların ağırlık kazandığı görülüyor: demokrasi, kamuculuk, anti-emperyalizm, laiklik ve barış… 

Bu da ikinci düzlemdir.  

İkinci düzlemin birinci düzlemi büsbütün ikame ettiğini, onun yerine geçtiğini söylemiyoruz. Ne var ki bu düzlemde yer alan temaların birinci düzlemdeki motifleri daha geri planda bıraktığı ya da oraya ittiği de bir gerçektir. 

Bizce sorunlu bir durumdur.   

Elbette, “sosyalizm” diyorsak, hedefimizi böyle belirliyorsak…

***

Sosyalist hareketin, ülkeye damgasını vuran güncel olguların ve sorunların üzerine gitmesi, nihai hedefini bu olgular ve sorunlardan hareketle yeniden üretip gündemde tutması kuşkusuz zorunludur. Başka bir deyişle, ikinci düzlemde sıralanan temaları, birinci düzlemdeki “asıl” ya da “temel” motiflere işaret ederek önemsiz ya da ikincil saymak büyük yanlış olacaktır. Dahası, eğer Leninizm diyorsak, birinci düzlemin “mağdur öznelerinin” ikinci düzlemdeki temalara bir şekilde taraf olmadan gerçek anlamda siyasallaşmasını da bekleyemeyiz. 

Gelgelelim, düzenin ve onun ideologlarının ikinci düzlemdeki temaları bulandırma ve “çalma” imkânları birinci düzlemdeki motiflere göre çok daha kolaydır. 

Örneğin:

“Demokrasi” denildiğinde el cevap: Elbette, temsili demokrasi, parlamento, kuvvetler ayrılığı vb. Kamuculuk mu? Özellikle “stratejik sektörler” söz konusu olduğunda elbette! Anti-emperyalizm? Biz de ulusal çıkarlarımızı sonuna kadar savunma yanlısıyız.  Ya laiklik? İşte, özgürlükçü laiklik dedik ya! Sonra, din ve devlet işlerini birbirinden ayırmadan olmaz. Barış? Şu iç barış bir sağlansın Türkiye kanatlanır, uçuşa geçer…  

İkinci düzlemde durum budur. Buna karşılık, sömürü, yoksulluk, eşitsizlik ve haksızlık gibi motifler yapıya, yani belirli bir üretim tarzına içrek, onun tanımlayıcı bir parçası olduğundan karşı taraftan kulp takılması, önüne ve sonuna ekler konularak çarpıtılması çok daha güçtür. 

***

Bizim bunlardan çıkarabildiğimiz "anlam” şudur: Türkiye’de sosyalizm, bir taraftan liberalizmin diğer taraftan ise “ulusalcı solun” kafa karıştıran ve ayrım çizgilerini bulanıklaştıran basıncından, ancak ikinci düzlemin vazgeçilmez temalarını birinci düzlemin temel motiflerine “yedirerek”, bu motiflerle “harmanlayarak”  kurtulabilir, kendi ayrı kimliğini net biçimde ortaya koyabilir. 

Yoksa ikinci düzlemin “demokrasisini”, “laikliğini” ve “barışını” liberal akımlara, “laiklik”le birlikte “kamuculuğunu” ve “anti-emperyalizmini” de ilkini “devletçilik”, ikincisini ise “ulusal çıkarlar” söylemiyle olmak üzere “ulusal sol” denilen kesimlere kaptıracaktır. “Kaptırma” aşırı geliyorsa “ortak etme” diyelim; ama bu da aşağı yukarı aynı kapıya çıkacaktır.   

Liberal etkiler ve sızmalardan mı yakınıyoruz?

Siz örneğin “demokrasi” dendiğinde sınıf egemenliğine, sınıfsal ayrımlara, sömürüye vb. atıflarda bulunan, bunlara son verme iddiası taşıyan bir liberal akım gördünüz mü?

O halde?

“Ulusal sol” mu?

Bu kategoride yer alıp aynı zamanda yoksulluğu, emek sömürüsünü, sınıfsal eşitsizlikleri gerçekten dert eden bir kesim var mıdır?

O halde?

Emekçi kesimlerin, yoksulların ilanihaye AKP’nin ve benzerlerinin peşinden gitmemesi gerektiğini (haklı olarak) düşünüyorsanız, bunun birinci düzlem motiflerini hiç işlemeden, salt ikinci düzlemin temalarıyla sağlanabileceğine inanıyor musunuz? 

(İnanmıyorsanız) O halde?      

60’lı ve 70’li yıllarda sosyalizm bir ölçüde sezgilerle, içgüdülerle ve el yordamıyla da olsa birinci düzlemin motiflerini o zamanların ikinci düzlem temalarıyla harmanlayabilmişti.  Kendi ideolojik ve siyasal söylemlerini oluşturabilmiş, ayrı bir yol çizebilmişti.

Benzerinin günümüzde de gerçekleşmesinin önünde, kendi eksikliklerimiz ve zaaflarımız dışında hiçbir engel yoktur.