İki dava ve 'sol'



23-02-2019 02:30


Metin Çulhaoğlu

Cumhuriyet gazetesinin eski yöneticileri hakkında verilen cezalar onandı.

Türkiye’de son on yıl içinde özellikle iki dava soldaki iki eğilimin daha net tespiti açısından turnusol kâğıdı işlevi gördü. Bunlardan ilki “Ergenekon”, ikincisi ise Cumhuriyet gazetesinin bir dönemki yöneticileriyle ilgili davadır. Eğilimler ilkinde “liberal”, ikincisinde “ulusalcı” ağırlıklıdır.

Davalar, “liberal” ve “ulusalcı” eğilimleri birtakım kriterlere göre karşılaştırma imkânı tanıyor. Örneğin, şöyle sorarak başlayalım: Liberal ve ulusalcı eğilimlerin Ergenekon ve Cumhuriyet davalarındaki tutumları “ahlaki” açıdan ve “aymazlık” kriterine göre nasıl değerlendirilebilir?    

Ergenekon davası: İnsanın tek parti dönemine, bu arada askeri darbelere karşı çıkıp ülkenin demokrasi, özgürlük ve çoğulculuk temelinde, sivil toplumun ağırlık kazandığı bir ortama kavuşmasını istemesinde ahlaki zaaf kuşkusuz yoktur. Olsa olsa bu beklentilere gölge düşüren aymazlıklardan söz edilebilir. Ancak, aynı insan, özlemini duyduğu Türkiye’nin AKP iktidarı aracılığıyla gerçekleşebileceğini düşünmüşse aymazın da ötesinde düpedüz ahmaktır.

Dışardan Avrupa Birliği’nin sıkıştırmasıyla olacak diye düşünmüşse de öyledir.

Ahmak olanın, aynı zamanda ahlaki zaaf sergilemesi kural değildir. Ancak, entelektüel derinlik atfedilen insanların bile örneğin bir Ergenekon tutuklaması üzerine “Zaten hiç sevmezdim, oh canıma değsin” gibi şeyler söylemesi ya da bir başkasının Hopa’da yaşamını yitiren bir devrimcinin ardından “Ergenekon bağlantısından” söz etmesi düpedüz ahlaki zaaftır.

***

Cumhuriyet gazetesi davası: İnsanın bir gazetenin hâlihazırdaki yayın politikasını beğenmemesi de normaldir. O’na göre emperyalizm Kürt siyasetini ve ülkedeki liberalleri bir maşa gibi kullanıp Türkiye’yi bölmek istemektedir. Kendince siyasal bir değerlendirmedir; bu haliyle eleştirirsiniz ama ahlaki zaaf bulamazsınız.   Ancak, aynı duruş örneğin gazete yönetimi hakkında ihbarda bulunmaya, gidenlerin arkasından teneke çalmaya ve kendi gazetesindeki başkalarını bile “kusma” noktasına getiren yazılar yazmaya kadar varıyorsa burada da ahlaki zaaf söz konusudur.     

“Aymazlık” ve “ahmaklık” boyutları ikinci dava bağlamında eksik mi kaldı?

Biz eksik bırakmadık, zaten eksiktir. Daha açık deyişle, Ergenekon davasının Cumhuriyet gazetesi davasına göre çok daha geniş kesimlerin ilgi alanına girmesi ve dönemin curcunalı ortamı ahmaklığı da tahrik etmişti. Cumhuriyet gazetesi davasındaki “ulusalcılar” ise aymazlık ve ahmaklıktan ziyade değişen Türkiye-batı ilişkileri çerçevesinde kendilerine bir yer bulma, “büyük güçler platformuna çıkma” hülyasının temsilcileri olmuşlardır.

Büyük güçler platformu?

Solun belirli kesimlerinde öteden beri olagelmiştir. Genellikle şöyle düşünülür: Henüz güçsüz olabilir, hatta marjinal sayılabiliriz. Ama gelişkin kadrolarımızla, dünyaya ve Türkiye’ye ilişkin derinlikli tahlillerimizle, geleceğe ilişkin öngörülerimizle biz de bu ülkenin siyasetinde belirleyici güçlerden biri olabilir,  büyük güçler platformunda yerimizi alabiliriz…

Büyük güçler platformuna çıkma hülyası, bir siyasal partinin “yetmez ama evet” dolayısıyla Erdoğan’ın teşekkürlerine mazhar olduğu bir sahneye çıkışla sınırlı kalmıştı. Cumhuriyet’in yeni yönetimi ise Binali Yıldırım’ın TBMM başkanlığından ayrılmasını kendi yayınına bağlarken büyük güçler platformundaki yerinden emin görünmektedir (bkz. Olayların Ardındaki Gerçek, Cumhuriyet, 21 Şubat 2019).

***

Şimdi denecektir ki iki eğilimi tarihe bakış, yöntem, bilimsellik gibi açılardan karşılaştırmak dururken ahlaka, aymazlığa ve kimi tutkulara atıfta bulunmak ne kadar doğrudur?

İsteyen denesin, ama bizce yapılabilecek gibi değildir.

Her ikisinin ortak yanı 1930’lar Türkiye’sinin esas alınmasıdır. Biri için her tür kötülüğün kaynağı buradadır; güncel hangi olumsuzluk varsa hepsi aynı dönemin “bakiyesi” olarak ortaya çıkmaktadır.  Böyle bakınca tarih, bilimsellik, yöntem vb. gündemden düşmekte, hepsinin yerini bir tür retrospektif obsesyon (geriye dönük takıntı) almaktadır.

Diğeri içinse aynı dönem sanki bir devrisaadettir; ülkenin geleceği için yeniden üretilmesi gereken dönemdir. Bu da bir tür prospektif delüzyon (ileriye dönük sanrı) oluyor.

Şimdi tutup bunlarla mı uğraşalım?