İdeolojiden Politikaya II



31-01-2016 03:22


Ercan Gündoğan

İlk ideolojiler büyüyle ilgiliydi ve gelişip dinleri oluşturdular. Modern dönem din dışında kendi ideolojilerini üretti.Liberalizm, ona tepki olarak gelişen muhafazakarlık ve sosyalizm. Sonra muhafazakarlık ve liberalizm sosyalizme karşı yakınlaştı, sosyalizm de komünizme evrildi. Liberalizm sadece muhafazakarlıkla yakınlaşmadı, sosyal devlet anlayışını da benimsemeye başladı, sosyalleşti. Elbette, milliyetçilik de gelişiyordu. Milliyetçilik gelişirken, ırkçılık da.

Bunlar ana ideolojilerdir, aralarında geçişler, olmuştur. Her birinin daha ılımlı ve daha radikal biçimleri vardır. Elbette, hepsi de evrilir ve "yeni" biçimlerini üretirler. Bir yelpazeye yerleştirirsek ideolojileri, en sola anarşizmi, en sağa faşizmi yerleştirebiliriz.

Ancak, ideolojiler yelpazesinde hep Avrupa model alınır. Avrupa dışına çıkıldığında, yelpazede değişiklikler yapılması gerekir. Ana model, Avrupa modeli, pek çok nedenle, değişime uğrar.

Avrupa liberalizmi "sosyal" nitelik kazanmaya başlarken, sosyalizm de iki farklı ideolojiye bölünmüştür. Komünizm ve sosyal-demokrasi olmak üzere. Modern ideolojileri bu dönemde geliştirmeye, edinmeye başlayan Avrupa dışı ülkeler, Avrupa'nın orijinal modellerini değil, evrilmiş modellerini görür. Bir de, milliyetçilik sorunu vardır ki, ideolojik bilinçlenme, karmaşık hal almaya başlar. Buna bir de bizde İslamcılığı eklersek, modern ideolojilerin orijinal hallerinin epey dışında bir ideolojik ortamla karşı karşıya kaldığımız kolaylıkla anlaşılabilir.

Osmanlı Türkiyesi için konuşursak, Osmanlıcılık, İslamcılık, milliyetçilik, gelişirken, bu ideolojilere ilkel bir liberalizm de eşlik eder. Ferdi hürriyet, ferdi teşebbüs kavramları anayasal düzen arayışlarıyla aynı dönemdir. Üstelik, tüm bu düşüncelere Fransız Devrimi'nin jakobenliği de eklenir. Zamanla, sosyalist düşünce de gelişir, fakat embriyon haldedir, en azından Birinci Dünya Savaşı sonunu beklemek gerekir.

Avrupa'da liberalizm, muhafazakarlık, sosyalizm, komünizm ve sosyal demokrasi vardı.Sonra faşizm de eklendi. Bizde, Osmanlıcılık, İslamcılık, milliyetçilik vardı. Bunlara sosyalizm ve komünizm de eklendi. Ancak, Birinci Dünya Savaşı ve Cumhuriyet'le birlikte, Osmanlıcılık ve sosyalizm bitti ya da tasfiye edildi. İslamcılık ise, yer altına girdi. Liberalizm ise, 1929 Dünya ekonomik bunalımıyla birlikte, geri plana itildi.

Avrupa modeli yerle bir olmuştur. Muhafazakarlık, liberalizm ve sosyalizm yerine, sadece, Kemalist dönemin milliyetçiliği.

Modern Avrupa ideolojilerinin tekrar ortaya çıkışı, ya da billurlaşması, bizde ideal düzeyde olmamıştır. Menderes dönemini liberalizm olarak görmek olanaklı değil. Sadece, Kemalist devletçiliğe karşı, liberal piyasa ekonomisi, "ferdi teşebbüs" kavramı, tekrar öne sürülmüştür. Bu liberallik muhafazakarlığa, İslamcılığa da göz kırpmış, bir de üstüne, otoriter yönetim modeli kurmuştur. Gelişmekte olan sosyalist hareketse, hem muhatap olarak Kemalizmi, muhafazakar Menderes liberalizmini, hem de, Marks'ı değil, Lenin'i, Mao'yu, Castro'yu kendine model ve muhatap almaya başlamıştır.

Orijinal Avrupa modellerinin evrilmiş, karışmış halleriyle karşılaşılmış, bu ideolojik ortam içinde Türkiye'nin kendi sorunları çözümlenmeye çalışılmıştır.

Bir liberal için bir tarafta Keynes'in liberal ve devletçi müdahaleciliği, bir tarafta ise, İslamcılık ve milliyetçilik vardır. Klasik Avrupa modelinin epey dışında bir ideolojik sentezdir bu.

Sosyalizmse, Sovyet, Çin ve Küba modelleriyle karşı karşıyadır. Kemalist devrimle ilişkisini netleştirememiş, onun tamamlanıp tamamlanmadığı tartışmasına girmiştir. İşçi sınıfı gelişmektedir, ama, köylülük hala başattır. 27 Mayıs Anayasası özgürce örgütlenme ve propaganda olanağı vermiştir.

İslamcılarsa, liberal-muhafazakar-milliyetçi sağ partiler içinde sadece bir küçük fraksiyondur. Diğer ideolojiler gibi, saf bir model üzerinden gelişme olanağı bulamamıştır. İslamcılık sadece Türk-İslam sentezinin bir kanadı olarak gelişir. "Türk" kısmı olmadan, sadece tarikata, cemaate, sivil topluma dönüşür.

İdeolojik sentezlerden söz ettik. Milliyetçilik ve İslamcılık bir sentez yaratırken, sosyalizm ve Kemalizm de başka bir sentez yaratmıştır. İlki Türk-İslam sentezi ismini alırken, diğeri, Milli Demokratik Devrim sentezini, tezini, stratejisini üretmiştir. İlk sentez içine piyasa liberalizmini alarak, olabildiği kadar, liberalizmi içinde tutabilmiştir. Tuhaf sentezlerden biri de budur. Milliyetçilik, İslamcılık ve liberalizm, Türkiye'de aynı ideolojik cephe içindedir.

Tuhaf sentez diyoruz, çünkü, laik liberal ideolojiyle, İslamcılık yan yana gelebilmiştir. Tuhaf diyoruz, liberal bireycilik yanında milliyetçilik de bulunmaktadır.

Tuhaflık sol cephede de bulunmaktadır. Kemalizm sosyalizm tarafından kabullenilmiş, hatta, sosyalist devrim için bir temel olarak görülmüştür. Kısmen doğrudur, Kemalist Devrim bir burjuva devrimi olarak tarihsel alt yapıdır. Ancak, tuhaflık şudur; bir burjuva devrimcisi, kendine tarihsel alt yapı olarak feodalizmi görmez, onu tamamlamaya çalışmaz. O başka bir düzendir, ve kendi, başka bir düzen peşindedir. Bir burjuva devrimcisi, feodalizm tamamlanmış mıdır diye, sormaz. Sadece, feodalizm dönüşüyor mu, oradan bir burjuva-kapitalist düzen çıkabilir mi, diye sorar. Burjuvazi, devriminden çok önce kendi mücadelesini başlatmıştır. Sadece önceki sistemin çözülüşünü, çelişkilerini, olanaklarını görür ve kendi sistemini savunmaya başlar.

Türkiye'de sosyalist ideolojinin gelişiminde Kemalizmin özel bir yer işgal etmesi, Birinci Dünya Savaşı sonrası ülkenin işgal edilmesi ile, İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan emperyalizminin rahatsız edici ağırlığa kavuşmuş olmasından kaynaklanır. Haliyle, sosyalizm, milli bağımsızlık ve anti-emperyalizm sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Bağımsızlık ve anti-emperyalizmin ön plana geçmesi, sosyalizmin anti-kapitalist niteliğinin geri plana düşmesine neden olmuştur. Burada, bağımsızlıkla anti-emperyalizmin yan yana konulması da tuhaftır. Kurtuluş Savaşı ve ardından kurulan Kemalist Cumhuriyet'in bağımsızlıkçı olduğu kadar anti-emperyalist olup olmadığı tartışmalıdır. Siyasi olarak bağımsız ya da egemen devlet kurmakla, anti-emperyalist olmak aynı şey değildir. Emperyalizmin gelişmesinden bu yana, anti-emperyalizm sadece sosyalizm mücadelesi anlamına gelmemektedir, ama, sosyalistler için, sosyalist devrim anlamına da gelmektedir.

Türkiye sosyalizmi, anti-emperyalizm ve anti-kapitalizm arasındaki ilişkiyi hala netleştirememiştir dersek, abartmış olmayız.

İdeolojilerimizin evriminde, yeni sentezler ortaya çıkmıştır. Özal dönemiyle birlikte, liberalizm değil ama, bir tür neo-liberalizm, yeni-muhafazakarlık, ya da yeni-Sağ diyebileceğimiz bir hakim ideoloji üretilmiştir. Bu ideolojinin klasik liberalizmle ilişkisi epey tartışmalıdır. Çünkü, bireyciliği piyasayla sınırlıdır. Ferdi teşebbüsçüdür. Toplumsal düzeyde, cemaatçidir. Milliyetçiliği kısmen geri plana atıp, dışa açılmayı savunur. Modernlik ve İslami muhafazakarlık yan yanadır.

Sosyalist solsa, Leninizm'den, Maoculuk'tan, Castroculuk'tan uzaklaşıp, malum, sivil toplumculuğu, yeni-Solu, Euro-komünizmi, post-Marksizmi benimsemeye başlamıştır. Faşist, otoriter devlete, askeri vesayete, onun 12 Eylül Anayasası'na karşı, sivil toplumu ve bireyi, dışlanmış ve bastırılmış kimlikleri kendine konu edinmeye başlamıştır. Onun ideolojisi artık, "devlete karşı toplum"dur, bireysel özgürlüklerdir, otoriteye ve vesayete karşı çıkmaktır. Sol artık demokrattır, biraz da radikaldir.

Sosyalist sol, ilk gelişiminde bile Avrupa modelinden uzaktır. Diyebiliriz ki, doğrudan Leninizm'le başladı. Sonra Maoculuk adı altında bir Kemalist sosyalist evrim yaşadı. 12 Eylül'den sonra da, önemli bir kısmıyla, radikal demokrasiye evrildi. Ancak, bu yönde evrilmeyenler de vardır. Bu gün hızla güçleniyorlar.

Liberallere, muhafazakarlara, milliyetçilere neler oldu?

Hepsi Recep Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli oldu.

Tüm sağ, ayrı ayrı bir liberalizm, muhafazakarlık, milliyetçilik yerine, Cumhuriyetçi değil, Osmanlıcı bir sağ koalisyon kurmuş durumdadır. Bu koalisyon içinde Türk-İslam sentezi de, Kürt-İslam sentezi de bulunuyor. Ancak, Türkiye bu sentezlerin zor sentezler olduğunu da her gün yaşamaktadır. İslam ön plana çıkınca, milliyetçilik gerilemekte, milliyetçilik öne geçince, İslamcılık gönül koymaktadır. Liberalizm ise, cemaatçilikle takviye edilmiş, sadece piyasada birikim yapmaya indirgenmiştir. Muhafazakarlık ise, içi boş bir dindarlık, dinciliktir.

Bu arada, Kemalizme ne oldu? Perinçek'in Vatan Partisi oldu ve orijinine uygun olarak, muhafazakarlarla cephe kurdu. CHP "ortanın solu" projesinden, "sosyal-demokrasi" ya da "demokratik sol" macerasına, oradan da Kemal Derviş'in Dünya Bankası soluna evrildi ve Kemalizm'le ilişkilerini tümüyle kesti. Altı oksa, sadece tarihi bir amblemdir.

***

Tüm bu yazılanlardan sonra, okuyucu, Türkiye'de Avrupa modeline uygun ideolojiler hiç yok mu diye soracaktır.

Bence, yoktur, çünkü, Türkiye yepyeni ideolojiler, ideolojik sentezler üretmeye uygun ve mahkum bir ülkedir. Bizde İslamcılık ve milliyetçilik, milliyetçilik ve Kemalizm, Kemalizm ve sosyalizm, İslamcılık ve liberalizm, liberalizm ve milliyetçilik, kolaylıkla yan yana gelebilmiştir. Aslında Avrupa modelinde bulunan ideolojiler de o kadar saf değildir. Ancak, Avrupa modelinde, Marks'ın Kapital'de vurguladığı gibi, sınıfların "billurlaşması" diyebileceğimiz bir süreç yaşanmıştır. Öyle ki, artı değerin parçaları ve ücretler, dört sınıfı tarif edecek biçimde "billurluğa" kavuşabilmiştir.

Bizde sınıflar, ücret ve artı değerin parçaları yeteri kadar, hala, billurlaşmamıştır. İdeolojiler de billurlaşamamıştır haliyle.

Olması da pek beklenemez!

Sosyalistler için karamsar bir durum gibi görünebilir, ama hiç de öyle değildir.

Çünkü, ideolojiler arası geçişler, haliyle sentezler, olanaklıdır. En umut verici durumsa şudur: Türkiye'de milliyetçilik de, İslamcılık da, liberalizm de, oldukça zayıftır. Bu nedenle, güçlenmek için yan yana, çoğu durumda blok halde, bulunmak durumundadırlar.

***

Bir önceki yazıda, sosyalizmin "eşitlik" değeri üzerinden bir ideolojik-politik mücadele önerilmiş, sınıfsal ilişkilerin kaldırılmasıyla sağlanacak toplumsal eşitlik demeye ihtiyaç duyulmamıştı. "Komünizm"den, propagandası yapılmadan, bahsedilmişti.

Çünkü, rakip ideolojiler her zaman reaksiyoner ama tek başlarına zayıf, bu nedenle de çoğu zaman yan yana, sık sık da blok halde, bulunuyorlar.