İç savaş mı başlıyor?



08-10-2014 10:47


Necdet Saraç

Soru keyifsiz, bahsi bile kötü! Ancak, Kobani ile ilgili yapılan dayanışma eylemlerine polisin, sivil kıyafetli gerici ve faşist güçlerin saldırıları “iç savaş mı başlıyor” sorusuna “evet” demeyi zorluyor! İki günlük bilanço kötü: Gösterilerde şu ana kadar 11 kişinin öldürüldüğü, onlarca kişinin de yaralandığı belirtiliyor…

Bütün dünyanın gözü önünde, 23 gündür yaşanan ablukaya ve geliyorum diyen katliama sessiz kalanlar, “vicdanlı olun ve ayağa kalkın” diye feryat eden göstericilere saldırıyor. “Kobani düştü düşecek” denilen bir ortamda IŞİD gibi vahşi bir örgütün katliam yapacağı da bilindiğine göre insanlar feryat etmeyecek de ne yapacaklar?

OHAL geri dönüyor. Diyarbakır, Mardin, Van dahil yedi ilde sokağa çıkma yasağı konuyor. Tansiyonu düşürmesi gereken AKP hükümeti tansiyonu sürekli yükseltiyor. Feryat edenlere TOMA’yla, gazla, tazyikli suyla müdahale ediliyor. Vicdanın sesini dinleyerek sokağa çıkanlar şiddete zorlanıyor. Arakasından da bu zorlamayı yapan İçişleri Bakanı Efkan Ala dediğini yapıyor: “Şiddet misliyle karşılık buluyor!”

Dökülen onca kana, onbinlerce ölüme rağmen bu ülkede barış istemeyenler var halen! Görülen o ki, sayıları da az buz değil! En başta devletin kendisi barış istemiyor. Tam bir AKP devletine dönüşen devlet barış istemeyince, bundan yaralanmak isteyenler de iç savaş için sıraya girmiş gibiler; Kürt kentlerinde IŞİD yanlıları, metropollerde ise milliyetçi, faşist güçler sokaklarda saldırıyorlar, linç girişimlerinde bulunuyorlar. Parti, dernek, vakıf gibi adlarla varlığını sürdüren Hizbul-Kontra yeniden elinde silahı, yağlı urganı ve palasıyla sahneye çıkıyor!

Polis gerçek mermiler kullanıyor. İstanbul, Bursa gibi kentlerde linç girişimleri yeniden hortluyor… Polisin korumasındaki faşist güçler Kürtlere saldırıyor. Kürt düşmanlığı yeniden öne çıkıyor. İstanbul’da DBP ve HDP binaları kundaklanıyor. Haksızlığa ses çıkaranları anında dağıtan polis, sivil faşistlerin Sivas benzeri katliam girişimlerine seyirci olmayı tercih ediyor. HDP binasında insanlar 8 saat mahsur aklıyor! Kameralara da yansıdığı gibi "siz aradan çekilin biz bunların hakkından gelelim" diyen saldırgan güçlere polis "biraz daha sabredin" diye telkinde bulunuyor!

Ortada ciddi bir muhalefet hareketi olmayınca, sol da zayıf olunca toplumsal vicdanın sesi de yeterince çıkmıyor. Sol da durduğunu iddia eden, “ulusalcı” olduğunu söyleyenlerin de “müzmin Kürt düşmanlıkları” yeniden öne çıkıyor ve gelişmeler karşısında “Bizim için PKK ile IŞİD birdir” diyen Erdoğan’la aynı tavrı alıyorlar.  Bu tavırlarıyla IŞİD’i meşrulaştırmaları, IŞİD’in yer almaları onları rahatsız bile etmiyor! IŞİD’i “7 düvelin desteklediğini”  bilmelerine rağmen “küçücük bir toprağı bile koruyamıyorlar” diyerek PKK’nın gücüyle dalga geçmeye kalkıyorlar! En küçük bir utanma duygusu olmadan da bir kez daha arkalarına Atatürk ve Türk Bayrağı’nı almayı da ihmal etmiyorlar. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın "Bayrak ve Atatürk büstünü yakanları kınıyorum. Bunlar Batı’dan Doğu’ya destek gelmesin diye yapılan provokasyondur" açıklamasını duymak bile istemiyorlar…

IŞİD’İN ÖNÜ AÇILIYOR!

İç savaşı çağrıştıran gelişmeler adım adım geldi. Üç yıldır bölgede Alevi, Kürt, Türkmen ve Ezidi düşmanlığı yapanların demokrasi, özgürlük diye bir dertlerinin olmadığı ortada. Yapılan IŞİD'le mücadele değil, PKK’ya, PYD’yi hizaya getirmek ve biat ettirmek, teslim almak! Tıpkı Barzani gibi…

Bunun ilk adımı IŞİD’i desteklemekti. Şu anda yapılan da bu. Kobani  ablukasına müdahale edilmemesinin nedeni de bu. “Ders” için öncelikle Kobani düşmeli, Rojava kaybetmeli!

Desteklenen IŞİD ise hiç de öyle bir “basit bir çapulcu örgütü” değil. IŞİD, siyasal İslamcı ve buna uygun ideolojik arka planı olan bir devlet! Ordusu uluslararası cihatçılardan oluşuyor, bütün yalanlara rağmen maddi ve askeri desteği de uluslararası…  Sünni Arap aşiretlerin desteğini alıyor. Türkiye’nin koruyup kolladığı eski Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi ve Irak Parlamentosu eski Başkanı Usame Nuceyri gibi önemli aşiret reislerinin himayesinde…

ABD Başkan Yardımcısı Biden yalandan özür dilese de, uluslararası kamuoyu  IŞİD’i asıl himaye eden ülkelerin başında Türkiye’nin geldiği bir sır değil! Sıkı bir Esad düşmanı da olan Alman İslam bilimci Guido Steinberg “Aslında en büyük sorun Türkiye” diyerek ortadaki krizin en önemli sorumlusu olarak Türkiye’yi gösteriyor. Steinberg son gelişmeleri  “Türkiye öncelikle iki şey istiyor: Bunlardan ilki hem Erdoğan’ın şahsi arzusu hem de Türk dış politikasının en önemli amaçlarından biri olan Esad rejiminin devrilmesi. İkinci önemli hedefse PKK’nın Suriye kolunun ortadan kaldırılması” şeklinde özetliyor…

Erdoğan şahsında somutlanan bu tavır ve istek Erdoğan’la sınırlı değil. Erdoğan ve AKP’nin IŞİD’le, El Kaide ve El Nusra gibi örgütlerle “güçlü mezhepsel ve siyasi akrabalık” bağları, ona muhalif olan Fetullah Gülen cemaatini de, büyük İslam ailesinin tamamını da kapsıyor…

PYD lideri Salih Müslimin dediği gibi, bu “büyük ailenin” de içinde yer aldığı “uluslararası konsept; PKK’ye, PYD’ye, Kürtlere ders, IŞİD’e destek konseptidir! “

KOBANİ NEDEN ÖNEMLİ?

Kobani düşerse şiddet ve savaşın büyüyeceği, daha fazla kan döküleceği kesin gözüküyor.  Ancak Kobani’nin düşmesinin önemi yalnızca bundan ve “mazlum Kürt” meselesinden kaynaklanmıyor.

AKP’nin de içinde yer aldığı “büyük koalisyon” Esad’ı deviremeyince, Suriye’de ortaya çıkan iktidar boşluğundan “Rojava” doğdu. Rojava’da PYD, kantonlar kurdu, özyönetim dedi. Özerklik, eş başkanlık, ortak üretim, ortak tüketim, eşitlik, hatta laiklik gibi kavramları öne çıktı.

PYD ve dolayısıyla Rojava, Ortadoğu’nun klasik, dini, mezhepçi, otoriter ve baskıcı resminin dışında farklı bir resim verdi. Eş başkanlarla kadın yönetimlerde de öne çıktı. Mezhepçiliğin ve etnik kimliklerin yerine eşitlikten, gönüllü birliktelikten bahsedildi. PYD bölgenin en seküler hareketi oluverdi. Bütün bu ve benzeri yaklaşımlar ezber bozdu. Bu modelin Ortadoğu’da her yerde uygulanabileceği “tehlikesi” ortaya çıktı.

Kürt coğrafyasında “Barzani modeli” kabul edilebilir, kontrol edilebilirdi ama bu modeli özgürlük, eşitlik gibi kavramlarla reddeden ”Rojava modeli” kabul edilemezdi. Bu yüzden Barzani doğru bir adres, PYD ise yanlış bir adres oluverdi!

AKP’nin ve ABD’nin Kobani benzeri özerk bölgeler istemediği kesin olduğu için Kobani ablukası seyrediliyor.
Kobani’nin “düşmesi” bölgede dayanışma duygusunun,umudun,  İslam coğrafyasındaki tek çizgiye itirazın, demokrasi hayalinin yenilmesi anlamına da geleceği kesin olduğu için Kobani’nin yanında olmak gerekir! Yani Kobani ile sahip çıkılan şey, umuttur, direniştir, İslam coğrafyasında tek çizgiye itirazdır...

BİR ADIM ÖNE ÇIKMA ZAMANI!

Sokaklarda yükselen sloganlar da olduğu gibi “IŞİD vuruyor, AKP koruyor!”  Devlet, IŞID’i koruyor. Tezkere bile bu nedenle çıkartılıyor. Bunda bir sürpriz yok!

Sürpriz, muhalefet hareketinin, toplumsal vicdanın öne çıkmasındaki yetersizlik! IŞİD saldırısına direnen Kürt halkına sahip çıkmanın bölünmeyi değil, bir arada yaşamayı öne çıkaracağının yeterince görülememesi. Sürpriz, bunca çıplak gerçeğe rağmen, Kürt deyince halen, kendisine solcu, sosyal demokrat, ulusalcı diyen çok fazla sayıda insanın tüylerinin diken diken olması!

Acının ırkı, dini, dili olmaz! Zalimliğin de… Bu sürece seyirci kalamayız! Kürtlerin bu süreçte günahı var  mı, yok mu tartışması bugünün konusu değildir. IŞİD’in Alevi, Türkmen katliamlarında yaşanan sessizlik, üçüncü yol, ÖSO işbirliği ya da başka nedenler “vicdan ve adalet” diyen hiç kimseye susma hakkı veremez!

Sol, sosyal demokrasi tam da bu dönemde daha fazla öne çıkmalı. Daha görünür olanlar, yazarlar, çizerler, sanatçılar çıkıp konuşmalı. En önemlisi bu ülkede 12 milyon oy almış CHP bir adım öne çıkmalı…
Kendi kültürünü yaşamak ve yaşatmak istemenin bir imtiyaz olmadığı bir hak olduğu yüksek sesle seslendirilmeli!
Linç üzerine kurulu bir siyaset biçiminin artık karşılığı olmadığı söylenmeli!

Barışı istemek için ülkenin yangın yeri olmasını beklemenin bir insnalık ayıbı olduğu söylenebilmeli! Kan ve gözyaşı üzerinden siyasete izin vermenin suç olduğu da!

Siyasal İslamdan demokrasi çıkmayacağı, demokrasi için laikliğin, sekülerliğin olmazsa olmaz olduğu da!
Barış içinde yaşamak lüks olmaktan çıkmalı!

“İç savaş mı, barış mı” sorusunun cevabını AKP’ye, IŞİD’e, ABD’ye, siyasal İslamcılara bırakmayacaksak bir adım öne çıkmak zorundayız!

saracnecdet@hotmail.com

8 Ekim 2014, İstanbul