Histerik işçilerin yalanları!



31-10-2016 07:28


Emre Gürcanlı

“Durum şudur ki, pek çok insanın karpal tünel sendromu yoktur. Bu insanların histerisi vardır.  Eğer esas itibariyle histeriniz varsa ve bunu sanki ciddi bir hastalığınız varmış gibi bir hale getirip yüceltiyorsanız, daha fazla insandan saygı görürsünüz” (Edward Shorter, Tıp Tarihi Profesörü)

“Ergonomi değersiz/çöp bilimdir. Disney’in dünyasındaki Karayip Korsanları’nda gitmekte olan bir gemi gibi, ergonomi araştırmacılarının teorileri egzotik ve absürd olanı, kimi zaman eğlenceli bazen de korkunç şeyleri gösterip kaybeder… Ergonomi standartları değersiz/çöp bilimsel verilere ve sahtekarlığa dayanır.” (Eugene Scalia, Şirket Avukatı)

“1995 yılında girdim Toyota’ya, 16 yıl boyunca Sealer dediğimiz hatta çalıştım. Çalıştığımız hatta sac ek yerlerine çekomastik çekiyoruz. Tüm gövde üzerinde devamlı aynı hareketi yapmak, ağır kaldırmak nedeniyle bir süre sonra sol kolda ağrı ve güç kaybı başladı. Bir gün işyerinde çalışırken parmaklarım kilitlendi ve açılmadı. Sağ elimle açtım parmaklarımı. Hastaneye gittim, boyunda iki fıtık olduğu ortaya çıktı. Şu anda boynumda iki adet platin var. İki ameliyat oldum ama ağrılarım hâlâ devam ediyor. Fıtık dışında, yüksek tansiyon ve şeker de çıktı. 40 yaşındayım ve ayakta kalabilmek için günde 15 tane ilaç alıyorum.” (Bir Toyota Türkiye A.Ş İşçisi)

Türkiye’de meslek hastalıkları konusunda kayıt sistemimiz hemen hemen olmadığından net sayılara ulaşmak mümkün değil. Ancak meslek hastalıkları hastanelerinde çalışan hekimler en fazla karşılaştıkları şikayetler arasında Toyota firmasından gelen işçilerin rahatsızlıkları olduğunu söylüyorlar. Katıldığım bir basın açıklamasında yıllarını Toyota’ya veren bir işçinin artık kollarını kullanamadığını, meslek hastalığı sonucu tazminat mücadelesi verdiğini, yaşamını sürdürmek için ise bir taşeron firmada temizlik işçisi olarak çalıştığını bizzat dinlemiştim. Hep inşaatlarda madenlerde gerçekleşen iş cinayetlerine odaklandığımızdan olacak, o zamana değin işe bağlı kas ve iskelet sistemi rahatsızlıklarının bu denli çarpıcı sonuçlar doğuracağını pek düşünmemiştim. Bu yazı ilginç bir şekilde ABD’de sermaye çevrelerinin nasıl inatçı bir şekilde bu hastalıkların önlenmesine karşı ayak dirediğini özetlemeye çalışıyor. Evet konumuz İşe Bağlı Kas ve İskelet Sistemi Rahatsızlıkları ve ABD’de bunların önlenmesine karşı yapılan çalışmalara dönük işçileri histerik olmakla dahi suçlayan akıldışı kampanyaların kısa bir tarihçesi…

İŞE BAĞLI KAS VE İSKELET SİSTEMİ HASTALIKLARI (İKİH)

“İşe bağlı hastalıklar içinde en sık kas-iskelet sistemi hastalıkları görülür. Tüm işe bağlı hastalık yeni olgularının %50’sini İşe Bağlı Kas ve İskelet Sistemi Hastalıkları (İKİH) oluşturmaktadır. Avrupa’da her dört çalışandan biri sırt (%24,7) ve kas ağrısından (%22,8) yakınmaktadır. İKİH’nın önemi çalışanların algısında da görülmektedir. İngiltere’de çalışanların %85’i hastalık ve yaralanma riskinin en fazla kas iskelet sisteminde olduğunu düşünmektedir. Çalışanların %74’ü de İKİH ile yakın ilişkisi bilinen stresi önemli bir risk olarak bildirmektedir.

Genellikle nonspesifik bulgular ile birlikte görülen İKİH değişik şekil ve bulgularda ortaya çıkabilir. Bazıları; Carpal Tünel Sendromu, Tendinitis, Tenosinovitis, Tetik Parmak, De Quervain’s Hastalığı, Raynaud’s Fenomeni, Torasik Çıkış Sendromu, Ganglion Kist, Tenisçi Dirseği gibi iyi bilinen hastalıkları işaret eden yakınma ve bulgular ile diğerleri ise ağrı, rahatsızlık, güçsüzlük, his kaybı gibi belirli bir hastalığa özgü olmayan yakınmalarla ortaya çıkmaktadır. “ (Türkkan, 2009).

“Başlıca semptomlar ağrı, şişlik, tutukluk, uyuşma, karıncalanma, güçsüzlük, koordinasyon bozukluğu, işlev kaybı, deride renk ve ısı değişikliklerini içermektedir. Bu hastalıkların gelişiminin ve kronikleşmesinin, iş yerindeki fiziksel aktiviteler ve/veya çalışma postürlerinden ve çalışma koşullarından etkilendiği kabul edilmektedir” (Özcan ve diğ., 2011)

Bu konuda uzun uzadıya yazmak mümkün değil, ciddi bir literatür var, sayısız örnek var o yüzden iki kaynaktan kısa alıntılarla geçiyorum. Ama şunun altı çizilmeli, İKİH yalnızca işçiyi değil, ailesini de etkiliyor. Sürekli ağrılar çeken, eli ayağı tutmayan, huzursuz, rahatsız on milyonlarca emekçi, ergonomik olmayan koşullarda çalıştığından, monoton, stres altında, sürekli tekrarlayan işler yapmak zorunda kaldığından, vücudunu zorladığından, travmalar birikiyor birikiyor kaslarda, eklemlerde, tendonlarda, kemik yapılarda değişikliklere, bir başka ifadeyle rahatsızlık ve hastalıklara neden oluyor.

İşte tam da burada, işyerlerini işçiler için daha sağlıklı hale getirmek için ergonomi işin içine giriyor. Ergonomiyi kısaca tanımlarsak çalışma ortamı ve bir işçinin kasları, tendonları, sinirleri ve eklemleri gibi insan faktörlerine bütünsel bir bakış sunan bir bilim dalı. Amacı işyeri ortamındaki monoton ve tekrarlı işleri azaltmak, iş hızını sınırlandırmak ve bu yolla yorgunluk, stres ve diğer insan vücuduna zararlı olabilecek etkileri ortadan kaldırmak. Kapitalizmin gelişimiyle ortaya çıktığı, sermaye açısından bakarsak “iş verimini artırmak” gibi hedeflere odaklandığı söylenebilir. Ama sonuçta ciddi antropometrik verilere de dayanan, geçmiş hastalık ve yaralanma veri ve analizlerini kullanan bir bilim dalı. Ergonomi ve kas iskelet sistemi hastalıkları konusunda uluslararası mevzuat oldukça çeşitli ve kapsamlı, bunların başında ILO Sözleşmeleri ve AB Direktifleri gelmekte, ayrıca sayısız da uluslararası standartlar da önem taşıyor. İşin özeti on milyonlarca emekçi kas ve iskelet sistemi rahatsızlıklarından dolayı yaşamlarını ıstırap içinde sürdürüyor…

ABD’DE SERMAYE SINIFININ İNADI

ABD’de 1970 yılında İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yasası (OSHA) çıktığında, pek çok sermayedar ve onlar için lobi faaliyeti yürüten başta Cumhuriyetçiler bunun şirket karlarını tehdit eden bir şey olduğunun farkındaydı. Liberal, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” bakış açısına göre yaralanma ve hastalıktan kaynaklanan maliyetler işi yapmanın bir maliyeti olarak görülmemeli, “dışsallık” (externality) olarak görülmeli ve bu maliyetler işçiler ve toplum tarafından üstlenilmeliydi. Buradan yola çıktığında, örneğin asbestin yasaklanması da, yoğun silika içerikli kumla çalışılması da, pek çok kimyasal konusunda yasakların alınması da uzun yıllara yayılan mücadeleler sonucunda oldu.

1980’lerle birlikte özellikle hizmet sektörünün büyümesi, ofis çalışmalarının artması, bu alanlarda giderek daha fazla bilinçlenme ve örgütlenme ile İKİH konusunda bir duyarlılık gelişmeye başlıyor. 1970 yılında OSHA’nın yayınlanması, sonrasında tüm dünyada olduğu gibi örgütlü işçi sınıfının mücadeleleri ile birlikte işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda ABD’de de bir ilerleme veya farkındalığın artması var. Bunlar yasalara ve standartlara da yansıyor. Ama Reagan ve ardından gelen Bush yönetimleri İKİH konusundaki standartların genişletilmesi ve pek çok sektöre uygulanması konusunda sürekli ayak diriyor.  ABD İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Ajansı (OSHA, bu aynı zamanda yasanın da kısaltması) bu konuda çeşitli çalışmalar yapıyor, standartları kapsamının genişletilmesi, şirketlere verilen cezaların artırılması gibi çabalar içine giriyor. Oldukça normal bir şekilde, birer devlet görevlisi, bürokratı olan kimisi teknik personel, kimisi tıp kökenli konunun uzmanı olan yetkililer bu konuda çalışmalar yapıyorlar. Ancak çok ciddi bir duvarla karşı karşıya kalıyorlar, büyük şirketler ve ABD Kongresi’ndeki Cumhuriyetçiler. 1990’larla başlıyor ve on yılı aşkın bir süre Kongre’ye defalarca geliyor ve defalarca farklı taktiklerle bu konu erteleniyor veya reddediliyor. Ergonomi konusundaki standartlara karşı çıkanlar bunun şirketlere maddi külfeti olacağını, ABD’de yılda bu külfetin 123 milyar doları bulacağını iddia ediyor. Ama ABD İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Ajansı tarafından yapılan hesaplamalar, bu standardın uygulanmasının 4.2 milyar dolar, ama karşılığında yapılabilecek tasarrufun 9,1 milyar dolar olduğunu söylüyor (Jeffress, 2000’den aktaran, Vorgensen). Kuşkusuz insan sağlığı ve yaşamına parasal verilerle yaklaşmak yanlış ve insanca değil. Ama kapitalist ülkelerde bu konuda çalışma yapan ve kimi gerçekten iyi niyetli olan araştırmacıların kendilerince belirledikleri bir ikna yöntemi bu; “iş güvenliği kazandırır”. ABD Teknoloji Değerlendirme Bürosu, 1995 yılında 5 yıldan fazla zamandır geçerli olan başka alanlardaki OSHA standartları konusunda bir rapor yayımlıyor. Bu rapor pamuk tozu, kurşun, formaldeit ve vinilklorit kullanımıyla ilgili standartlar konusunda bilgi verirken, sermaye çevrelerinin standartların uygulanmasının maliyetini çok abarttığını, ABD İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Ajansı tarafından belirtilen standartların ekonomik açıdan da son derece uygun, uygulanabilir olduğunu belirtiyor. Ama bu rapor da 1995 yılında Kongre’de çoğunluğu sağlayan Cumhuriyetçilerce hasıraltı ediliyor.

Büyük sermaye ise son derece açık sözlü. ABD merkezli 185 büyük şirketin CEO’larının temsil ettiği Business Roundtable grubu 1993 yılında, Demokrat partilileri uyarıyor: işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliğini iyileştirmek için sarf ettiğimiz işbirliği son derece kritiktir, ama eğer aynı zamanda işyerlerimizin küresel ölçekte rekabet edebilirliğini de istiyorsak! Arizona Senatörü Cumhuriyetçi Tim Hutchinson, ergonomi konusundaki standartların çok sıkı olmamasını savunurken “orada durup işçi hakları şampiyonluğu yapanlara söylüyorum, bu standartların uygulanması kuşkusuz pek çok işin işçilerin korunmadığı deniz aşırı ülkelere gitmesine yol açacaktır” diyebiliyor. Bu argüman bazı sektörler için doğru olabilir, ancak İşe Bağlı Kas İskelet Sistemi rahatsızlıklarının esas olarak görüldüğü ve zaten doğalında yerel ekonominin parçası olması gereken sektörler için tamamen anlamsız, kapitalist ekonomik bakış açısıyla bile yanlış tamamen ideolojik bir söylem. Zira paketleme, kargo, et kesim ve paketlemesi, gıda sektörü ve pek çok alan zaten yerel ekonominin bir parçası olmak zorunda. Ama “bizi ürkütürseniz biz de başka ülkelere kaçarız” söylemi bir anlamda “ekonomik istikrarı bozarsınız, ülke ekonomisinin kötüye gitmesinin vebali sizin üzerinizde” demek. Bakın nereden nereye geldik…

3 LOBİCİNİN GAYRETLERİ

ABD’de ergonomi konusundaki standartların AB, Avustralya, Kanada ve Yeni Zelanda gibi ülkelerin oldukça gerisinde olmasında “emeği geçen” üç isimden söz etmemek olmaz. Gelişkin kapitalist ülkelerde politik süreçlerin planlanmasında çeşitli ağlardan söz etmek gerekir. Bu ağlar şirket yanlısı “think-thank” kuruluşlarından, iş dünyasına, hükümetin üst düzey yöneticilerinden kimi parlamenterlere kadar uzanır. Türkiye’yi düşündüğümüzde, özellikle yasama, yürütme ve yargının AKP elinde tekelleştiği günümüzü düşündüğümüzde bize biraz uzak gelebilir, ama bu yapı sonuçta bir dönem AKP’yi destekleyen liberallerin de hayallerindeki demokrasi anlayışıdır. Neyse uzatmayalım, ABD’de ergonomi standartları konusunda 3 sermaye temsilcisinin cansiperane mücadeleleri ve tabii ki bu kişilerin kimlikleri bize ışık tutacaktır.

Bu isimlerden ilki George W.Bush tarafından Çalışma Bakanlığı’na atanan Elaine L.Chao. Oldukça etkili bir sağcı olan Cumhuriyetçi senatör Mitch McConnell’in eşi, American Express bankasının başkan yardımcısı, Bush ve Reagan yönetimlerinde hep üst düzeylerde bulunmuş bir kişi. Başkan Bush gibi Chao da Harvard Business School’da İş İdaresi yüksek lisansı yapmış. Gerek ilişkileri gerekse de sınıfsal kimliği açısından tam da bakanlığa uygun bir isim.

Diğer isim ise ergonomi standartlarına karşıtlık ve saldırı konusunda en başta yer alan Başsavcı Yardımcısı Eugene Scalia. Babası ABD Yargıtay (yüksek mahkeme de diyebiliriz hukuk sisteminin farklılığından dolayı) Mahkemesi üyesi Antonin Scalia’nın oğlu, Washington merkezli hukuk firması Gibson-Dun ve Cructcher’in ortağı. Scalia fanatik bir işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatı düşmanı, Kaliforniya ve Washington eyaletlerinde de ayrı ayrı bu konuda mücadele yürütmüş. OSHA’nın ergonomi kuralları konusunda UPS, Anheuser-Busch ve NCE şirketleri için lobi faaliyetinde bulunmuş. Scalia’ya göre ergonomi standartları “değersiz/çöp bilim”e ve sahtekarlığa dayanmaktadır.

Üçüncü ismimiz ise Dorothy Strunk ise Bush yönetiminin son aylarında dünyanın en büyük kargo şirketi UPS’in Kongre’deki lobİ faaliyetlerinde yer almak için ABD İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Ajansı’ndaki (OSHA) yöneticiliğinden ayrılıyor. UPS şirketinin şöyle bir önemi de var; teslimat ve depolama işlerinde çalışan işçiler elle kaldırma ve ağır paketleri taşıma işlerinden dolayı sık sık işe bağlı kas ve iskelet hastalıklarına, rahatsızlıklarına maruz kalıyor ve OSHA tarihinde bu şikayetler/rahatsızlıklar/hastalıkların sayısı ve bu şikayetlerden dolayı ödediği cezanın miktarı konusunda tüm şirketleri geride bırakıyor! UPS firmasının Kongre’deki lobi faaliyetlerinin etkileyici bir nüfuzu var, 95-96 yıllarındaki seçim kampanyasında Cumhuriyetçilere resmi olarak 750.000 dolar yardımda bulunuyor. Ergonomi standartlarının en fazla “vurduğu” sektörlerde faaliyet gösterin firmaların seçimlerde yaptıkları tüm yardımların kuruşu kuruşuna Cumhuriyetçilere gitmesi, Cumhuriyetçi senatör veya temsilcilerinin bu konudaki gayretini daha iyi açıklamaktadır (Mogensen, 2006: 129).

Bu üç ismin kariyer basamakları ve ideolojileri şirketler, muhafazakar düşünce kuruluşları ve Cumhuriyetçi partinin üst düzey isimleri arasındaki güçlü politika planlama ilişkilerini göstermesi açısından önemli. Her üç isim Business Roundtable’da yer alan American Express, Anheuser-Busch ve UPS gibi firmalarla organik bağı olması açısından da sınıfsal analize gerek duymayacak kadar net bir durumu gösteriyor. Türkiye’de de böyle incelemeler yapmak gerekli olmakla birlikte, sanırım TBMM’de iktidar partisinin ellerini kaldırmasıyla reddedilen çok daha basit süreçler yaşıyoruz…

KONGREDE İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ BÜTÇESİ SAVAŞLARI

Demokratların Kongre’de çoğunluğu oluşturduğu Clinton döneminin ilk iki yılında OSHA’nın görece bir otonomisi olmakla birlikte ilerlemeler oldukça yavaş devam etti. Ancak 40 yılın ardından 1994 yılında ilk kez Cumhuriyetçiler Kongre’de çoğunluğu elde edince, ergonomi standartları konusundaki tüm yasa taslakları, önerileri ortadan kaldırılacak ilk maddeler arasında neredeyse ilk sıralara yerleşti. Cumhuriyetçiler OSHA’nın bütçesini 16 milyon dolar kıstılar ve açık açık ergonomi konusunda çalışmalarını durdurmazsa daha da kısacakları konusunda tehdit ettiler! Tabii ki OSHA bir kurum olarak bu süreçlerde tamamen geri çekildi. Yaptığı üç şey zaten bunun göstergesidir. İlk olarak standartlara uyulmaması durumunda yargılama hakkı tamamen daraltıldı, işe bağlı kas ve iskelet sistemi hastalığı bizzat teşhis edilen işçilerin davalarına indirgendi. İkinci olarak OSHA, halihazırda aktif ergonomi programı uygulayan (Gönüllü Koruma Programı politikası, Voluntary Protection Program) şirketleri kapsam dışı bıraktı. Üçüncü olarak ise, bilimsel olarak sayısız veri ve sağlam bulgular olmasına karşın inşaat, tarım ve denizcilik sektörünü İKİH standartlarının dışında bıraktı. Tüm bunların üzerine son olarak sermayedarların geçmiş iş güvenliği tutanakları ve işçi tazminat kayıtlarının incelenmesi zorunluluğunu ortadan kaldırdı. Bu kayıtların incelenmesi herhangi bir işçinin yaptığı işin yüksek derecede tekrarlanan zorlanma yaralanması riski taşıyıp taşımadığı, yaptığı iş ile rahatsızlığı arasında uygun illiyet bağı olup olmadığı konusunda bağ kurabilmek için neredeyse zorunludur.

Tüm bu süreçler bile aslında sermayenin “özgürlük” taleplerini karşılamamaktadır. ABD Temsilciler Meclisi üyesi Ballenger bunu çok net bir şekilde ortaya koymuştur meclis tartışmaları sırasında: “Kimse bugüne kadar ergonomiden dolayı ölmemiştir”. Muhtemelen bu meclis üyesinin ergonomi konusunda bu kadar ateşli olmasının başka nedenleri de vardı. Temsilcisi olduğu Kuzey Carolina’da, ergonomi standartlarının uygulanmasının, tavuk işleme tesisleri üzerine etkisini düşünmüş olması muhtemeldir. Zira bu eyalette tavukçuluk sektöründe çalışan işçiler, hızlı ve bant tipi üretimin yarattığı çalışma koşullarından dolayı ABD’de en yüksek İKİH oranlarına sahiptir!  Yirminci yüzyılın başlarından Taylor bize göz kırpmaktadır…

SERMAYENİN İŞİNE GELEN BİLİM

İşe bağlı kas ve iskelet sistemi rahatsızlıklarının ortadan kaldırılması için elzem olan ergonomi standartlarına karşı ABD sermaye çevrelerinin bilimi nasıl kendilerince kullandığı, istediği zaman bilimsel verileri elinin tersiyle itiverdiği ibretliktir. Bakış açısı aslında düz ve nettir, ergonomi standartları değersiz/çöp bilim olarak nitelendirilen bilim alanlarından, sahtekarlık denebilecek verilerin cımbızla çekilmesi sonucu oluşturulmuştur. Ergonomi bilimi yalansa, demek ki İKİH de yalandır, hatta işçilerin histerik hallerinden kaynaklanmaktadır!

 185 büyük sermaye kuruluşunun temsil edildiği Business Roundtable’da bu bakış açısı hakimdir ve işin ekonomik rasyonalite boyutu da sürekli öne çıkarılmaktadır: “Halkımız sınırlı işçi sağlığı ve iş güvenliği kaynaklarını, gerçek, farazi olmayan, tutarlı ve ulaşılan en yüksek düzey bilimsel çalışmalar sonucunda tanımlanan işyerleri riskleri üzerine yoğunlaştırmalıdır” (Business Roundtable, 1993;3). Scalia’da net bir şekilde şunu demektedir: “Ergonomi standartları, işletme yönetimine zorla müdahale ve şirket maliyetlerinde ABD sanayine ilişkin mevzuatta daha önce eşi benzeri görülmemiş bir artış anlamına gelmektedir”. Sanırım bunun bir adım sonrasında “işte bu komünizmdir” demesi de muhtemeldir, malum şirketlere müdahale var; işçilerin sağlık ve güvenlikleri mi, ama mülkiyetin kutsallığının yanında nedir ki?

Öte yandan sermaye sınıfının iki yüzlülüğü bir kez daha kendisini göstermektedir. Sermaye aslında neyin ne olduğunu çok iyi bilmekte, gözümüzün içine baka baka yalan söylemektedir. Bu konuda çarpıcı bir olay Burlington Kuzey Santa Fe Demiryolları’nda yaşanmıştır. Bu şirket, işçilerin rızası olmadan, karpal tünel sendromu konusunda tazminat talebinde bulunan işçilere DNA testi uygulamıştır. Bu DNA testinin amacı bu işçilerin işe bağlı karpal tünel sendromuna genetik yatkınlığının olup olmadığını belirlemektir. Bu şekilde ödeyecekleri tazminat miktarı azalacaktır, zira genetik yatkınlık sonucu gerçekleşen rahatsızlıklar genellikle tazminat kapsamı dışındadır.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği hakkında Ulusal Danışma Komitesi, 1998 yılında bir rapor yayınlar. Bu rapor ve akademisyenlerden, işçi örgütlerinden ve hatta bazı firmalardan konunun uzmanı pek çok kişi, Çalışma Bakanlığı’na sundukları raporda net bir şekilde şunu söylemektedir: Ergonomi bilimi güçlü bir bilim olup, en az elli yıllık bir geçmişi vardır, bizim bakış açımıza göre OSHA’nın ergonomi standartlarını ileriye götürmek için yeterlidir. Bu iddianın açık kanıtlarından birisi ise pek çok ülkenin ve Fortune 500 listesinde yer alan şirketlerin büyük kısmının ergonomi bilimini başarıyla uygulamaları ve işyerlerindeki yaralanmaları büyük ölçüde azaltmalarıdır”. En basit bilimsel veriyi sunarken bile büyük şirketleri referans göstermek de burjuva ideolojisinin gücünden kaynaklanmaktadır.

BİR TÜRLÜ ÇIKAMAYAN YÖNETMELİKLER VE STANDARTLAR

Uzun tartışmalar, lobi faaliyetleri, sağından solundan çekiştirilmiş, kapsamı daraltılmış ergonomi standartlarının senato ve temsilciler meclisindeki öyküsü 2000 yılında sona eriyor sanıyoruz. Çünkü Clinton yönetimi, seçim dolayısıyla parlamenterlerin bölgelerine gitmesini de fırsat bilerek standardın son halini 4 Kasım 2000 tarihinde resmi gazetede yayımlıyor. Buradan Clinton yönetiminin işçi dostu olduğu sonucu çıkarılmasın, Demokratlar da farklı oy kaygılarıyla farklı kesimlere göz kırpıyor, 200 yıllık ABD siyaset geleneği bunu gerektiriyor. Ama süreç sona ermiyor, Bush’un başkan olur olmaz imzaladığı ilk şeylerden birisi beklemekte olan tüm düzenlemeleri iki ay süreyle ertelemek oluyor. Söz konusu kararnameyi Bush’un ekibinde yer alan aile dostu Andrew H.Card hazırlamıştı. Bu kararnamenin ardından Kongre’den çıkan “Kongre Gözden Geçirme Yasası” (Congressional Review Act) ile daha önce onaylanmış ve çıkmış pek çok yönetmeliğin yürürlükten kaldırılması gibi benzeri görülmemiş bir hak tanında Kongre ve Başkan’a. Bu yasa OSHA’nın Kongre’nin yetkilendirmesi olmadan herhangi bir yönetmeliği yayımlamasını yasakladı. Uzun uzadıya süreçleri anlatmayalım ama şunu söyleyebiliriz 2001 Mart ayında Bush ergonomi standartlarının yürürlükten kaldırılmasını imzaladı. Kuşkusuz bunu dışarıya “daha kapsamlı bir standart hazırlanacak” gibi bildik yöntemlerle yansıttılar. Ancak her iki döneminde de Bush yönetimi, ne yeni bir standart önerisinde bulundu ne de bunu gündeme getirdi. Bu dönem sermayedarların şirket ölçeğinde hazırladıkları gönüllü klavuzlar/kurallar ile geçirildi, bir başka ifadeyle şirketler kendilerine göre kurallar, el kitapları, standartlar koyup bunları yaşama geçirdiler. On yılı aşkın bir zaman süren ve oldukça basit gibi görünün bir yasal mevzuat mücadelesi sermayenin zaferiyle sonuçlandı…

Peki Bush döneminden sonra Obama döneminde ne mi oldu? Tabii ki her yıl, “önümüzdeki yıl pek çok standart ve düzenleme hayata geçirilecek” sözüyle bugüne kadar gelindi. Bugün ABD’de işyerlerinde işe bağlı kas ve iskelet sistemini düzenleyen standart, yönetmelik veya başka herhangi bir yasal düzenleme bulunmuyor. OSHA tarafından hazırlanan ama uygulanması zorunlu olmayan klavuzlar var. Herhangi bir sermaye sahibi, ergonomiye uygun olmayan koşullardan dolayı işçisi hastalandığı, rahatsızlandığı zaman yasal olarak sadece genel hükümler uyarınca yargılanıyor veya tazminat ödüyor. Genel Sorumluluk Hükümleri (General Duty Clause) uyarınca “işveren işçiyi tüm farkına varılan tehlikelere karşı korumak zorundadır”. Tüm dünyada genel olarak yasa ve yönetmeliklere yansıyan ruh da bir bakıma budur “işveren yüksekten düşmeye karşı tüm önlemleri alır” gibi bir madde ile yasal düzenleme yapılamaz, böyle bir maddenin ardından nasıl alınacağına, nasıl bir tasarım yapılacağına dair bir standart belirlemeniz gerekir (örneğin Türkiye’de Yapı İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği ilk kez iskeleler konusunda standartlara uyulmasını zorunlu kılmıştır, bu şu anda inşaat şirketleri açısından ciddi anlamda can sıkıntısına yol açmıştır). Devlete bağlı organlar standartlar, el kitapları, kılavuzlar çıkarabilir, bu konularda bilimsel çalışmalar yapabilir, ama bunu yasal bir zorunluluk haline getirmediği zaman bunların çoğu kez bir anlamı olmayacaktır. ABD’de ergonomi standartları konusunda yaklaşık 26 yıldır yaşanan ve hala bir sonuca ulaşmayan mücadele, sermaye sınıfının kendi çıkarları konusunda ne kadar inatçı olabileceğinin basit bir örneğidir…

Şimdi yazının en başına dönmenizi ve Toyota işçisinin söylediklerini bir kez daha okumanızı tavsiye ediyorum.

 


Kaynaklar

Bu yazı esas itibariyle Vernon Mogensen’in bir makalesinin özetidir. Ayrıntılı yazı ve diğer benzer yazılar için kaynağa bakılabilir: Mogensen Vernon (2006). “State or Society. The Rise and Repeal of OSHA’s Ergonomics Standard”, Worker Safety Under Siege kitabı içinde.

Evrensel Gazetesi’nden Arzu Erkan’ın 25 Ekim 2013 tarihli “Toyota’nın Bedenimizde Bıraktığı İzler Silinmeyecek” başlıklı haberinden.

Türkkan, A. (2009). İşe bağlı kas-iskelet sistemi hastalıkları ve sosyoekonomik eşitsizlikler. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi35(2), 101-106.

Özcan, E., Esmaeilzadeh, S., & Başat, H. (2011). Bilgisayar kullanıcılarında üst ekstremite işe bağlı kas iskelet hastalıkları ve ergonomi girişiminin etkinliği. Türk Fiz Tıp Rehab Derg57, 236-241.