Hırgürlü dönemde sermaye sınıfı



16-05-2015 08:02


Metin Çulhaoğlu

Türkiye’de düzen siyasetinin önümüzdeki birkaç ay içinde olmasa bile orta vadede nasıl şekilleneceği, nerelerden yol alacağı konusunda neler söylenebilir?

Akla ilk gelen herhalde şunlar olacaktır: “Seçim sonuçlarına bağlı” ve “Pek çok şey söylenebilir.”

İkisinde de haklılık payı vardır.

Ancak, her ikisi için belirli kayıtlar düşmek de mümkündür. Örneğin şöyle: “Evet, seçim sonuçlarının elbette belirli etkileri olacaktır; ancak, sonuçlar ne olursa olsun bundan bağımsız kimi ‘gündemlerden’ söz edilemez mi?” Devam edersek: “Doğru, pek çok şey söylenebilir; ancak gene de bunların hepsinin çevresinde dolanacağı daha başat ve süreklilik taşıyan kalınca bir çizgi olmayacak mıdır?”  

Biz “olacaktır” diyoruz.

Adını da “rejimin yeniden yapılandırılması girişimleri” olarak koymakta sakınca görmüyoruz.

“Yeniden yapılandırma” ile yetinmeyip “girişimler” ekinin konulmasının nedeni, bu girişimlerin sonuçta Türkiye’ye belirli bir istikrar ve oturmuşluk getirmesinin pek mümkün görünmemesidir. Yoksa “girişimler” mutlaka olacaktır, sonra şu meşhur “restorasyon” da denenecektir.  Hepsi olacaktır; ama sonunda “İşte şimdi oldu, bir süre böyle gider” denebilecek bir nokta ufukta görünmemektedir.

“Rejimin yeniden yapılandırılması” meselesine geçmeden isterseniz biraz mıntıka temizliği yapalım. Bu temizlikten kastedilen, nelerin hiç ama hiç mümkün görünmediği, dolayısıyla gündemden düşürülmesi gerektiğidir.

Örneğin, Türkiye kapitalizminin köklü bir yeniden yapılanma sürecine girmesi, mevcut birikim modelini terk etmesi, bu arada dünya kapitalist sistemi ile eklemlenme biçimini gözden geçirip örneğin daha “korumacı” tercihlerde bulunması hiç mümkün görünmemektedir.

Geçelim.

AKP iktidarının uzunca bir dönemine damgasını vuran, arada bu iktidarın pirim yapmasına da vesile olan Avrupa Birliği rüzgârının bir daha esmesi/estirilmesi de düşünülebilecek bir durum değildir.

Bunu da geçelim.

Geçelim ve asıl meramımızı anlatalım:  Türkiye’de düzen siyasetinin orta vadedeki kalın çizgisini, “başkanlık sistemi”, “güçlü yürütme”, “kuvvetler birliği” gibi temalarla desteklenen “merkezcil” yönelimlerle, “parlamenter sistem”, “kuvvetler ayrılığı” ya da “kontroller ve dengeler sistemi”  diyen “merkezkaç” eğilimler arasındaki gerilim oluşturacaktır. 

Yani rejimin yeniden yapılandırılması girişimlerinin bu kalınca çizgiye ve oradaki gerilimlere oturacağını söylüyoruz. Bir taraf (merkezcil) kendi istediğini hukuken, olmazsa fiilen gerçekleştirmeye çalışırken diğer taraf (merkezkaç) mevcut Anayasa’ya atıfta bulunarak “olması gerekenden sapmalara” işaret edecek, oralara yüklenecek ve bu anlamda bir “restorasyon” arayacaktır…

Süreç, basbayağı hırgürle geçecektir ve bu hırgür içindeki bir olasılık, Doğan Ergün’ün eski bir yazısında değindiği “departmanlaşma” durumunun yeniden ortaya çıkmasıdır  (Doğan Ergün, MGK’dan Asker Partisi mi Çıktı? İleri, 3 Kasım 2014).  Kastedilen, egemen blok içindeki kimi çevrelerin ve kurumların belirli meselelere “bunlar bizim işimiz” diye bakıp merkezcil gücün çizgisine fiilen kafa tutmaya başlamasıdır.

Şu an için zor görünüyor, ama ileride olabilir.

O zaman, uzatmadan sonuca gelelim: Hırgürle seyretmesi kaçınılmaz görünen bu gerilimin orta vadede (3-4 yıl) taraflardan birinin kesin zaferiyle, bu zaferin diğer tarafa dayatacağı kabullenme ve havlu atma durumuyla sonuçlanması mümkün değildir.

Neden?

“Dış merkezleri”, sanırız bir tür güç odakları karması gibi düşünülen “üst aklı” bir kenara bırakıp ülkedeki sermaye sınıfına bakalım.

Bir bütün olarak sermaye sınıfının merkezcil ya da merkezkaç eğilimlerden herhangi birine yönelik net bir tercihi söz konusu değildir. Daha doğrusu şöyle: Güçlerin merkezde toplanması, güçlü yürütme, bu arada örneğin “devleti şirket yönetir gibi yönetme”, bu sınıfın da işine gelir. Neden istemesinler ki? Kaygıları ise,  bir, bu durumun sermaye sınıfı içindeki paylaşımda “adaletsizliklere” yol açması, iki, toplumsal tepkiyi kendi zeminlerini de sarsacak kadar artırmasıdır. 

Dolayısıyla, sermaye sınıfı tarafında net bir tercih söz konusu değildir.

Ve böyle gidecektir…

Meseleye belirli bir sınıf açısından bakıldığında görülen durum budur.