Hedef ve kadrolaşma



24-01-2016 09:30


Barbaros Tantan

Kocaeli Üniversitesi, bir yandan akademisyenler bildirisinde imzası bulunan öğretim üyelerini hedefe koyuyor, diğer yandan kadrolaşmayı sağlamlaştırmak adına aynı günlere denk düşen zaman diliminde akademik giysi töreni düzenliyor.

Kimseye haksızlık etmek istemiyorum ama bu törenin denk düşürüldüğü zaman dilimi çok anlamlı ve sanki ‘aba altından sopa gösterme operasyonu’ başlangıcı gibi.

Bilindiği üzere, o çok ses getiren Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın yanı sıra hemen tüm AKP’lilerin kimyasını bozan o bildiriye, Kocaeli Üniversitesi’nden de toplam 21 akademisyen imza atmıştı. Daha sonra, 6 akademisyen de, tepkilere karşı ikinci bir bildiride destek niyetlerini açıkladı.

Üniversite Senatosu, söz konusu akademisyenler için soruşturma başlattı. Sonucu hakkında ortaya çıkacak tablo sıkıntıyı artırabilir. Ama, AKP’nin yerelliklerde ve üniversitelerde kadrolaşma hareketi içinde olduğu, bunu YÖK ve bizzat Cumhurbaşkanı eliyle yapmak istediği aşikar. O nedenle, bu sürecin ortaya çıkartacağı tabloyu kestirmek zor olmasa gerek.

Kocaeli Üniversitesi’ne gelince…

Rektör olan Prof. Dr. Sadettin Hülagü, Cumhurbaşkanı’nın en yakınındaki sağlık ekibinden. Akademik duruşu bir yana bireysel davranışları itibarıyla sürekli gaza basan bir şoför edasında, hitap tarzı tehditkar, savunma mantığı da karalama.

Hal böyle olunca, Kocaeli Üniversitesi’ndeki kadrolaşma anlayışını görmek çok zor değil. Kadrolaşmayı istedikleri sürece sokmak için akademisyen tarzından, bilimsel ve çağdaş yaklaşımlarından ödün vermeyen öğretim üyelerinin karşılaşacağı tavırları görmek için kahin olmaya gerek yok.

Akademik törende bile ‘ötekileştirme’ uygulamasından vazgeçmeyen bir Rektör ve yönetim anlayışının hükmedeceği bir üniversitede bilimden, özerklikten ve çağdaş üretkenlikten söz etmek, yakın gelecekte imkansız olacaktır.

*******

Üniversite böyle de diğer kurumlar pek farklı mı sanki ?

AKP’nin Milli Eğitim, İŞKUR ve benzeri kamusal hizmetler üreten kurumlardaki kadrolaşmalara bakmak, durumu anlamak için yeterli olacaktır.

Yerelde daha da belirginleşen bu kadrolaşma zihniyetinin Kocaeli Milli Eğitim camiası içinde yarattığı sıkıntılar anlatılmakla bitmez. Kadrolaşma adına yapılan müdür atamalarının neredeyse tamamı yargıya gitti. Atama iptalleri oldu ama uygulama yapılmadı.

Dolayısıyla, hedefi 2023’ye Yeni Türkiye ve Yeni Cumhuriyet olan AKP’nin bu hedefe ulaşacak kadrolaşmadan vazgeçmesi beklenemez.

*******

Hedefe varmak için kadrolaşmanın önemli olduğu alanlardan biri de medyadır. Ki, bu alandaki kadrolaşmanın en fazla hissedildiği illerden birindeyiz.

Kocaeli’nde, Büyükşehir Belediyesi’nin elindeki kaynaklar kullanılarak yerel medyaya boyun eğdirme operasyonu için düğmeye basılalı 10 yılı geçti. AKP kadrolaşması, bu düzlemde başarılı oldu denilebilir. Her gazeteye AKP kadroları doldurulamadıysa bile mevcutlar ya AKP’lileştirildi ya da AKP’ye yakınlaştırıldı.

Dolayısıyla, medyanın halk üzerinde kurulacak AKP baskısının değirmenine su taşıması için bütün kanallar açıldı ve oralardan yürünüyor. Yani, medya alanındaki kadrolaşma, kentin geleceğini teslim almayı planlayanlarca başarıyla uygulanır hale geldi.

Muhalif olmak, yerel medya açısından ‘ölümü tatmak’ anlamına geliyor artık. Kaldı ki, haber yapma kriteri ve köşe yazma becerisinin iktidarın beğenilerine göre ayarlanır hale dönüşmesinden rahatsız olan gazeteci sayısı da, bir elin parmaklarını geçmez durumda.

Üniversite ve medya, her iki kurumsal yapı teslim alındığında, kent halkı baskı sarmalının içine girmiş olacaktır. Bunun için gereken adımlar atıldı, şimdilerde ise meyveleri toplanmaya çalışılıyor.

Bunun somut örneği, akademisyenler bildirisine imza attıkları için gözaltına alınan ve mahkemeye çıkartılınca serbest kalan öğretim üyelerine, kent halkından destek gelmemesi gösterilebilir.

Hatta, AKP’li yöneticilerce karalama kampanyası başlatılması da işin tuzu biberi olmuştur.

********

Anımsayacaksınızdır o polemiği…

Biraz eskimiş ama hedef ve kadrolaşma arasındaki bağın gerçek karşılığı olacak

bir polemiktir.

Bildiğiniz üzere, kenti, halk sağlığı için çalışan öğretim üyelerine ‘’şarlatan’’ diyen, yapılan işi de ‘’şarlatanlığa’’ benzeten çapsız, bilgi donanımı eksik kişiler yönetiyor.

Büyükşehir belediyesi, İzmit Belediyesi ve diğer 11 ilçe belediyesi de bu zihniyetin elinde. Hedef belli, kent kültürünü iyice gericileştirmek. Kadrolaşma ise tüm hızıyla sürüyor, birikimlerine ve becerilerine bakmaksızın yandaşlar belediyeleri çeşitli sıfatlarla işgal etmiş durumda.

********

AKP’nin, kentteki aktüel hedeflerinden biri daha, 18 köyün geleceğini karartacak ve İstanbul’a feda edecek cinsten.

Mesele, 62 yıldır sürüncemede bırakılan ama AKP’nin projeksiyonuna hizmet açısından önem taşıyan Sungurlu Barajı’nın gündemde tutulmasıdır.

Kandıra ilçesindeki bu barajın yapımı 1954 yılında planlanmış. Ancak, sonradan yeterince verim sağlanamayacağı düşünülmüş ki, sürüncemede bırakılmış.

Şimdilerde, ‘İstanbul’un su sıkıntısının arttığı’ öne sürülerek yeniden gündeme getiriliyor.

Kandıra ve İstanbul sınırlarının arasında yapılacak olan Sungurlu Barajı, Kandıra’nın 18 köyünü sular altında bırakacak, bu kesin.

Tarımsal ürünler açısından çok önemli merkezler olan Akçaova ve Teksen köyler, de sular altında kalacak.

Baraj için hazırlanan ÇED raporuna köylüler tepki göstermiş, bu yüzden ÇED toplantısı geçen yıl yapılamamıştı. Buna rağmen, ÇED raporu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından kabul ediliyor, nasıloluyorsa.

Şimdi, o barajla ilgili ihale gerçekleştirilecek. AKP kadroları ve piyasacı zihniyeti, baraj inşaatının bu yılın içinde başlatılmasını planlamış bile. Barajla birlikte bölgede bir de taş ocağı açılacak. 5 yıl boyunca çalışması beklenen taşocağında, baraj için gerekli olan malzemeler çıkarılacak.

Durumu anlayabiliyor musunuz ?

AKP’nin hedefleri arasında yer alan bu barajın inşası kente hiçbir şekilde fayda getirmeyecek ve yanı sıra 18 köyü sular altında kalınca büyük sıkıntılar yaşanacak.

Anlayacağınız, İstanbul için Kandıra feda ediliyor ?

Neden dersiniz ?

‘Hedefe ulaşmak için her şey mübah’ diyen bir anlayışa bu soru vız gelir. Yeter ki, her düzeyde ve kurumda kadrolaşma aksamasın.

Memleket mi ? Gerisi teferruattır…