HDP'ye oy meselesinden ötesi...



04-10-2015 09:37


Ercan Gündoğan

"Oy hakkı", "seçme ve seçilme hakkı", temel siyasal haklardan. Bireysel düzeydedir, bu nedenle de "bireysel haklar" içindedir. Burjuva demokrasisi içinde verilmiş ve alınmış bu hak, sosyal demokrasi, sosyalist demokrasi tarafından da tanınır. Türkiye otoriter ve dışlayıcı da olsa, bir burjuva demokrasisidir. Bu demokrasi sosyalistleri, Kürtleri, gençleri, aydınları, Alevileri dışlasa da, yine de böyledir. Bu cümleler çelişki olarak görülebilir. "Bu nasıl burjuva demokrasisi" diye sorulabilir. Ama, ne yapalım, bizde "burjuva demokrasisi" şimdilik bu haldedir. Bu halde olan demokrasiye katılacak mıyız, katılmayacak mıyız?

Elbette katılmalı... Ama, dönüştürmek, değiştirmek, deşifre etmek, aynı zamanda halka ve sınıfa "seslenmek" için. Ama, daha da önemlisi, "siyaset yapmak" için. Ama bu "siyaset" mutlaka ama mutlaka, halkı "tek parça" olarak görmelidir. "İki halk" yaratmamalıdır.

Şimdi yine seçime gidiyor Türkiye ve HDP'ye oy desteğinde bulunan sosyalistler, oy verilmemesi gerektiğini söyleyen sosyalistler tarafından eleştiriliyor. Eski sıfatla, "kuyrukçuluk" suçlaması, eleştirisi yapılıyor.

Türkiye solu, bazı sıfatları zaten gereğinden fazla, karşılıklı eleştiri ve suçlama amacıyla kullanmaya eğilimli oldu. "Reformist", "revizyonist", "goşist" gibi. Çoğu tartışmalıdır. Bu sıfatları kullananlar, rastgele ve sık sık kullanmaları bir yana, trajik-komiktir, aynı suçlamalara bizzat kendileri maruz kalmışlardır. Alman Sosyal Demokrasisi içinde 20.yüzyılın başındaki tartışmada kimler kimlere ne demiştir? Stalin sonrasi SSCB için neler denmiştir? 1970'lerin sonu Çin'i için kimler, ne demiştir? Buna bir de, gelenekte yer alan bu çizgilerin, Avrupa sosyalist hareketi hakkında söylediklerini ekleyelim. Ağıza gelmeyecek her şey, güya derin teorik-stratejik gerekçelerle, karşılıklı söylenmiştir.

Asıl "çocukluk hastalığı" budur.

Sosyalistler arası siyasal tartışma kültüründe "iç rekabet ve tartışma", son derece serttir. Bir arayış, açılım, sağcıların diyeceği türden, hainlik, sapma olarak nitelendirilir. Teoriye saygı nedeniyle de, bu ifadeler yerine, yukarıda saydığımız sıfatlar tercih edilir. "Sol sapma", "sağ sapma", reformist!

"Karşı tarafa" geçtiği kesin olanlar dışında, sosyalistlerin birbirlerine, bu türden ifadeleri kullanmalarının akıllı ve etik bir davranış olmayacağını söylemek isterim. "Karşı tarafa" geçtiği kesin olansa, artık solun sağa yapacağı eleştirinin bir parçası olur.

***

Şimdi güncel olan konuya, HDP'ye "oy verme" kararına bakalım:

Sorun, Kürt hareketinin TBMM'de daha fazla sandalyeye sahip olmasından çok, AKP'nin Kürtlerin yoğun olduğu seçim bölgelerinde HDP'ye oy kaybetmesi sorunudur. AKP'nin önce mecliste geriletilmesi "stratejisidir" bu. AKP sorunu yoksa, Kürt hareketine, HDP özelinde, bu desteğin verilme zorunluluğu yoktur. Bu stratejide esas hedef Kürt hareketinin yasal gücünün arttırılması değil, AKP hükümetinin yasama gücünün zayıflatılmasıdır. Özetle, HDP'ye destek verecek sosyalist parti ya da hareketin esas ilgi alanı mevcut hükümetin gücünü azaltmaktır. "Kuyrukçuluk" suçlamasının dayanağı yoktur.

Ama, "kuyrukçu" olmamakla birlikte, bu stratejinin kusuru, bu desteğin tek taraflı ve karşılıksız veriliyor olmasıdır. Bu türden destek sunan parti ve hareketlerle, "HDP bileşenleri" arasında ne fark vardır? Dışarıdan destek, ya da "bileşen" olmak! İlk durumda, bir parti ya da hareket, hem bağımsız kalmak, hem de ittifak yapmak istemektedir. Ama, "bileşenlerin" durumu da böyle değil midir?

Şöyle ya da böyle, HDP'ye oy desteği, mutlaka, Türk-Kürt birlikteliği için yapılmalıdır. İki halkın "tek bir halk" olduğunu vurgulamak için! Sadece "AKP'yi geriletmek" için değil!

Şimdi de HDP'ye "oy vermeme" kararını ele alalım:

Bu yaklaşımın da iç tutarlılığı var elbette. Ancak, politika yapmaktan çok, ideolojik bağımsızlığa vurgu yapıldığı anlaşılıyor. Dar olsa da "bilinçli" olan kadro korunmalı, bu çekirdek yeni çekim alanları yaratmalıdır. İdeolojisi, stratejisi, gidişatı sosyalist olmayan bir parti ya da hareket için güç ve zaman kaybedilmemelidir. Şimdi dar ve küçük olan, en azında ilerisi için, korunmalıdır. Kaldı ki, desteklenen hareket ve parti, burada HDP'dir, sosyalist hareketin bütünü için "liderlik" iddiasında bile bulunmaktadır. Destek, bu iddianın kabulü olacaktır.

Bu stratejide, "kendini koruma", "saf kalma" kaygısı vardır. Uzun vadeli düşünüldüğünde, kesinlikle, yararlı bir kaygı ve önceliktir. Ancak, bu türden bir ideolojik titizliğin, uygun bir uluslararası konjonktür beklemekten başka bekleyeceği bir şey de olamaz. Şu an için, örgütü korumak, bolca propaganda ile uygun unsurları kendine çekmeye çalışmaktan başka yapacağı bir "politikası" yoktur.

Bu strateji, "kendini koruma" kaygısı yanında, HDP'nin Türkiye sol hareketinin önderi olma iddiasına tepkidir de. Ama, "ideoloji, birikim bende, hareket ve güç onlarda" tespiti, "politika nedir" sorusunu da gündeme getirir. Güç ve hareket oradadır.... Politika, varolan bir gücü yanına almak, dönüştürmek, böylelikle daha da güçlenmeye çalışmak, değil midir?.

İlk yaklaşımda "politika" yapmak, "ulusal alana" çıkmak, kamusal etkiye sahip olmak, ikincisinde ise, "ideoloji"yi geliştirmek ya da korumak, ön planda görünüyor.

İyi ama, ikisi bir arada, eş zamanlı kavranıp, yaşama geçirilemez mi?

Hem ideolojik, hem politik, hem kendini koruyan, hem dışa açılan bir hareket ya da parti, olamaz mı?

Gördüğüm kadarıyla, HTKP'nin arayışı budur. Kitlesel etkinin, yaygınlaşmanın, ideolojik değil, politik olarak gerçekleşebileceğini öngörmektedir. Doğrusu tarih bilgimiz bu öngörüyü destekleyici yığınla malzeme vermektedir bize.

Ancak, bir politik başarı karşısında, "iyi de bu neyin başarısı" diye de sorulabilir. Sorulmalıdır. Konumuzla ilgili sorarsak, örneğin HDP'nin meclis sandalye sayısının daha da artması, başarı olur da, neyin başarısı olur? Hele de, bu başarı, bu parti ve hareketi destekleyenler için nasıl bir başarı olur, sormak gerekir. Bu soruyla, politikadan, ideolojiye dönmüş oluruz.

HDP'ye oy vermek ya da vermemek sadece bir seçim konusudur... Ama;

Kitleselleşmek ya da içe daha da kapanmak!... Daha politik, ya da daha ideolojik olmak!

Esas konu budur.

Aynı anda hem ideolojik ve politik olabilmek için, en azından tartışılıp üzerinde düşünülmesi için, şunları önerebilirim:

Siz sosyalist olduğunuzu söylemeden, siz böyle bilinmeden, size "yabancı ve uzak" kitle ve kesimlere, kabul edilebilir sosyalist mesajlar gönderebiliyor musunuz?

Gönderdiğiniz mesajlarla, bu mesajların sosyalist olarak tarif edilmesine gerek kalmadan, sosyalist düşünce ve hareket için çekim alanı yaratabiliyor musunuz?

Topluma seslenirken aslında halka, halka seslenirken aslında sınıfa seslenebiliyor musunuz?

Halk derken sınıf, sınıf derken halk, bu ilişkiyi gösterebiliyor musunuz?

Sınıfların halkın içinde ve karşısında olmak üzere, aslında iki büyük parça halinde olduğunu anlatabiliyor musunuz?

Evet ise, şimdilik sadece başlangıçtır, politika ile ideoloji yan yana gelmeye başlamış demektir.

Sınıf orada bir yerde, sizi, "beni bilinçlendir" diye bekleyen bir güç değildir. Yığının, halkın içindedir.

***

Yazının başına dönelim, sonuyla birleştirelim:

Arayış, yaratıcılık, diyalektik düşünce, sosyalistlerin özellikleridir. Karşı tarafa geçilmediği sürece, kimse kimseye kötü söz söylememelidir.

Ama, herkes, halk ve sınıf, politika ve ideoloji arasındaki diyalektik ilişkinin köküne inmeye de çalışmalıdır.

Sınıflar, yönetilen olanları, halkın içindedir. Sorun sadece şudur: Halk içinde işçilerle köylüler mi vardır, Kürt halkının içinde olduğu gibi, yoksa işçi sınıfı ve küçük burjuvazi mi vardır, Türkiye'nin "batısında" olduğu gibi.

Halktan sınıflara mı gideceğiz, yoksa, bölünüp, bir parçamızın, ki bunlar Kürt bölgeleridir, uluslaşmaya yönelip bizden kopmalarını mı bekleyeceğiz?

Halktan iki halk çıkmak üzeredir. Bu sınıfın, sınıfların, bir kez daha bölünmesidir.

Soru şudur: Tüm Türkiye halkına, halk dili kullanarak, içinde sınıflar vardır, seslenebilecek miyiz?

***

TKP'nin başına "H" eklenmiştir...."H" ve "K" yan yana elbette gelir. Bu yan yana geliş hem tüm Türkiye'ye, hem de özel olarak Kürt hareketine yeni bir dille anlatılabilmelidir.

İki halk iyi ki karışmıştır....Bu sınıfların karışması ve tek halk olması demektir. Aman bir taraf, "ulus" olmaya kalkmasın!

HDP'ye oy ver ya da verme!....