Haziran titreşimleri



18-02-2015 08:35


Can Soyer

Son birkaç yıldır söylediklerimiz şunlar:

Türkiye toplumu AKP’nin dayattığı gerici ve faşizan deli gömleğini giymeyi reddetmektedir.

Haziran Direnişi bu reddiyenin en açık ve yoğun görünümüdür.

Haziran Direnişi ile birlikte açığa çıkan toplumsal enerji kaybolmamış, tükenmemiştir.

Türkiye’yi AKP karanlığından kurtaracak güç de Haziran Direnişi’nden bu yana yeniden ve yeniden kendisini gösteren bu enerjidir.

Sadece geçtiğimiz birkaç gün içinde tanık olduklarımız, yukarıda kısaca özetlediğimiz durumu bir kez daha kanıtlamış görünüyor. Önce laik ve bilimsel eğitim için boykota katılım, bu arada BHH üyelerinin hukuksuz biçimde gözaltına alınmaları ve tutuklanmalarına gösterilen yaygın tepki ve Mersin’de gencecik bir kadının vahşice katledilmesi karşısında zirveye çıkan öfke. Ve dün gece itibariyle ahıra dönen mecliste muhalefet vekillerine çekiçlerle saldırılması karşısında ayyuka çıkan nefret.

Bütün bunların tek ve açık bir hedefi vardır, o da AKP hükümeti ve bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır.

Yani Türkiye toplumu, doğrudan AKP karşıtlığı üzerinden yeniden öfke biriktirmekte, Haziran’da yaşadığımıza benzer bir enerjiyi tekrar toplamaktadır. Üstelik bu defa, söz konusu öfke ve enerji daha da şiddetli ve yoğun bir patlamaya yol açacak gibi görünmektedir. Çünkü Haziran öncesinden farklı olarak, şimdilerde AKP’ye öfke kusan halk gazlanmış, coplanmış, küfre ve hakarete maruz kalmış, çocukları katledilmiş bir halktır.

Şimdi öfke, Haziran’dan bu yana halka yaşatılan acılar da beraberinde olmak üzere, birikiyor, büyüyor, köpürüyor.

***

Birleşik Haziran Hareketi geçtiğimiz hafta itibariyle Türkiye siyasetine girmiş ve yerleşmiştir. Sadece AKP iktidarında yarattığı korku nedeniyle değil. Laik ve bilimsel eğitim boykotuyla, Türkiye toplumunun en güncel siyasal taleplerinden birini yakaladığını da göstermiş oldu. Deyim yerindeyse, BHH son dönemde Türkiye toplumu içerisinde güçlenen ve yükselen dinamiği doğru bir biçimde saptayıp, çıkışını bu dalgaya basarak gerçekleştirmeyi becerdi.

Bunu yaparken, kimi spekülatif tartışmaları da sona erdirmiş oldu. Örneğin AKP karşıtlığının düzenle barıştırıldığını ya da laikliğin düzen dışı bir çıkış için yetersiz olduğunu ileri süren tezler, hayatın bir haftalık pratiği ile yanlışlanmış oldu. BHH’nin yurt çapında giriştiği ilk siyasal kampanyada ülke gündemine rahatlıkla yerleşebilmesi, AKP karşıtı geniş kesimlerin laiklik konusundaki hassasiyetinin taşıdığı siyasal enerjiyi gösterdi.

Hangi kaygıyla olursa olsun, bu çıkışın yoğunluğunu azaltmak ya da ikincilleştirmek ölümcül bir hata olacaktır. BHH’nin önündeki görev, buluştuğu laiklik dinamiğini geri çekmek ya da sulandırmak değil, bir başka dinamikle pekiştirmek, güçlendirmektir. O da, Türkiye siyasetinde tıpkı laiklik gibi bir temsilcisi bulunmayan emek dinamiğidir. Ülkenin en önemli iki sorununu buluşturan, bu iki dinamiğin temsilciliğini üstlenen bir BHH, Türkiye’nin beşinci siyasal gücü olmayı, Türkiye siyasetinde yerleşmiş olduğu alana sıkıca tutunmayı da başarmış olacaktır.

***

Önümüzdeki dönem bir yanıyla son derece karmaşık bir tabloya işaret etmektedir. Bir yanıyla ise, giderek sadeleşen bir manzarayı haber vermektedir.

Sadeleşmenin bir boyutu AKP iktidarının meşruiyet zemininin daralmaya devam etmesinde izlenebilir. Geçtiğimiz hafta tanık olduğumuz hareketlilik tek başına kendi içeriğiyle ele alınamaz. Laik eğitim ya da Özgecan Aslan için sokağa çıkan binlerce insan, aynı anda AKP’nin meşruiyet zeminindeki aşınmanın hem nedeni hem de sonucudur. Dolayısıyla sokaklara yansıyan, aynı zamanda kendisini siyasal olarak da temsil etme kanallarına kavuşan hareketlilikler, bir eğik düzlemdeki düşüşü hızlandırmak anlamında, AKP’nin yönetememe krizini derinleştirmektedir. O halde uygun zamanlama ve kitlesellik koşulları gözetilmek şartıyla önümüzdeki dönemde sokak muhalefetinin güçlenmesini teşvik etmek gereklidir.

Sadeleşmenin diğer boyutu ise toplumsal muhalefetin gündemlerinin örtüşmesiyle ilgilidir. Laiklik ve emek gündemi, kendisinden başka hiçbir gündem bırakmadığı için değil, aksine tüm sorun başlıklarını kendisine sıkı biçimde bağladığı için mücadelenin başlıklarını sadeleştirmiştir. Kadın gündeminden çevre sorununa, kent ve çevre yağmasından devlet şiddetine kadar Türkiye’nin önündeki temel mücadele başlıkları, laiklik ve emek gündemiyle dolaysız bir bağa sahiptir. Bu bağ, teorik olarak her dönem saptanabilecekken, içinden geçtiğimiz özel dönemde pratik ve somut bir içerik kazanmıştır. Örneğin, bugün iş cinayetlerine ya da kadınlara yönelik şiddete karşı mücadelenin laiklik mücadelesiyle birleştirilmeden ele alınması pratik olarak mümkün değildir.

Toparlarsak, yaşadığımız günlerde AKP’nin yönetememe krizi derinleşmektedir. AKP karşıtı tepki ve öfke ise giderek birikmekte, büyümektedir. BHH bu tepki ve öfkenin siyasal temsilcisi olmaya aday en güçlü ve en yeni özne olarak sahneye çıkmıştır. BHH’nin laiklik ve emek gündeminde üstleneceği temsiliyet, Türkiye siyasetinde beşinci güç olma hedefini başarıya ulaştıracak yoldur. Bu başlıklarda siyasal bir güç haline gelen BHH’nin Türkiye’nin bütününe seslenmesi, Türkiye’nin mücadele odağına dönüşmesi, Türkiye’nin sol kulvarına yerleşmesi ise işten bile değildir.

Bu günlerde hissettiğimiz titreşimler, bu olanağın yansımasıdır.