Hayır’da hayır: Dağıtıcı etki



14-03-2017 05:43


Metin Çulhaoğlu

Güncel siyasal yazılar genellikle mevcut durumu değerlendirme ve/ya da yakın geleceğe ilişkin kestirimlerde bulunma amacıyla yazılır.

Soldaysanız ve sol için yazıyorsanız bunlardan ikincisi (yakın geleceğe ilişkin kestirimler) biraz daha sorunludur. İlkine (güncel durum) yönelik eleştiriler “durum öyle değil de böyle” minvalindedir ve eleştirenler yazarın güncel/somut tespitlerindeki boşluklara işaret ederler. Tartışma böyle gider…

İkincisinde ise “tartışma kültürü” biraz zayıftır. “Yakın geleceğe ilişkin tespitler” dendiğinde zorunlu olarak birtakım hipotezlere/varsayımlara başvurursunuz. Eleştirecek olanlar, elbette bu varsayımları sorgulayabilirler; gelgelelim, bu sorgulamanın varsayımlardaki belirli bir iç tutarlılığa odaklanması gerekirken “nereden biliyorsun?” “ne malum?” gibisinden kesinlik arayan sorularla karşılaşırsınız.

Ama böyledir diye vazgeçmek de olmaz.

Aşağıda bu bağlamda bir “yakın gelecek kestirimi” yer almaktadır.

***

Bugün ülkede görünen, referandum hayır’ınındağıtıcı etkisinin, referandum evet’inin birleştirici etkisinden daha fazla olduğudur.

Duruma siyasal partiler, seçmen ve toplumsal sınıflar olmak üzere üç düzlemde bakıldığında, evet’in kimleri nasıl birleştirdiği değil kimleri nasıl dağıttığı/ayrıştırdığı ön plana çıkmaktadır. Evet’te birleşenler kuşkusuz vardır; ama ortada beklenmedik, “ilginç” denebilecek bir durum yoktur. Buna karşılık hayır, ülkenin solcularının, sosyalistlerinin ötesinde çeşitli sermaye kesimlerinden “AKP seçmeninin bir bölümüne”, Kürt hareketinin ana gövdesinden kimi muhafazakâr kesimlere, “ulusalcılara” ve milliyetçilere vb. uzanan heterojen bir kesimi temsil etmektedir.

Önümüzdeki çok kısa dönem için “hayır’ın birleştiriciliği” dense bile biraz daha uzun dönemde “hayır’ın dağıtıcılığı” şeklinde okunması mümkündür.

“Hipotez” de burada devreye girmektedir.

***

Söylediğimiz şudur: Referandumdan hayır çıkması durumunda Türkiye’de siyaset alanının kompozisyonunda, bu alandaki belli başlı aktörlerin konumlarında, geniş kesimlerin siyasal tercih ve yönelimlerinde önemli değişikliklerin ortaya çıkması beklenebilir.

Hipotez diyorsak, geçmişten bir örnek vermenin sakıncası olmasa gerek.

Demokrat Parti’nin (DP) iktidardayken girdiği son seçimlerde (1957) oy oranı yüzde 47,8 idi.

27 Mayıs’tan sonra 1961 yılı anayasa referandumunda DP’nin sadık seçmeninin hayır oyu yüzde 38,3’te kalmıştır. 1961 referandumunun geleneksel DP tabanını ve çevresini dağıtıcı etkisi (evet oyuyla), birleştirici etkisinin üzerine çıkmıştır. 

27 Mayıs 1960 ile 1965 seçimleri arasındaki dönemde, özellikle 27 Mayıs Anayasası’nın kabulünün ardından Türkiye’de siyaset alanının kompozisyonu, aktörlerin konumu, seçmen tercih ve yönelimleri önemli bir değişim geçirmiştir. Gerçi DP’nin devamı Adalet Partisi 1965 seçimlerinde büyük başarı kazanarak kendi etrafını toparlamıştır, ama bu hengâmede siyaset sahnesine bir de Türkiye İşçi Partisi (TİP) çıkmıştır.

Anti-emperyalizm, Kemalizm, sol, sosyalizm gibi başlıkların en canlı, geleceğe izler bırakacak şekilde tartışıldığı dinamik bir dönem olmuştur.

Bir kez daha “hipotez” diyoruz ya, aradaki bunca farklılığa rağmen önümüzdeki referandumdan çıkacak hayır sonucunun benzer bir etki yaratması mümkündür.

***

Hayır çıkarsa sonra ne olur?

AKP hiç kuşkusuz kendi içinden sarsılır, bastırılmış hoşnutsuzluklar daha rahat dile getirilir, vb. ama AKP buharlaşmaz; reis AKP’si ile Bahçeli MHP’si daha da kaynaşarak uğursuz yeni planlara yönelir.

En azından bugünkü yönetimiyle CHP geçmişin “devri sabık yaratmayacağız” vaadinden esinle “hayırı sabık” yaratmayacağız der, AKP’ye el uzatır ve en sağda kaynaşan reis AKP’si ile Bahçeli MHP’sinin bıraktığı boşluğu doldurmaya oynar.

Sonra, “hayır” durumunda Kürt siyaseti de tartışmak zorunda kalacaktır: 1923 Cumhuriyeti’nin üzerine koyarak ileriye bakmak ve yürümek mi, yoksa 1923 Cumhuriyeti ile geriye dönük hesaplaşmada ısrar mı?

Sol ise bu hengâmeden nasıl “yeni bir TİP” çıkar, buraya odaklanmalıdır.

Dedik ya, hipotez…