'Hayır' seferberliği-2

Eğer bir son dakika sürprizi ile karşılaşmazsak Nisan ayı içinde bir referandum yapılacak.

Türkiye’nin AKP/Saray iktidarından kurtulması gerektiğini düşünen herkes bu referandum sürecini de bu mücadelenin bir safhası olarak değerlendirmek durumunda.

Türkiye halkları yakın geçmişinde, AKP/Saray iktidarını alaşağı etme fırsatını en az iki kere yakalamış ve bunu maalesef değerlendirememiştir. Siyaset yasalarının bir yansıması olarak bu badireleri atlatan AKP daha da saldırganlaşmış ve toplumsal muhalefetin tümü üzerinde baskısını artırmıştır.

Şimdi karşımızda yeni bir fırsat ve toplumun dinamik/ilerici güçlerine yeni bir heyecan katacak bir süreç var. 

Devrimciler, bu sefer, tarihin sunduğu bu olanağı değerlendirmek için, mümkün olan en güçlü, en nitelikli, en net hayır sesinin yükseltilmesi için omuzlarındaki sorumluluğun bilincinde olarak hareket etmeli.

Güzel günler için Hayır
Türkiye tarihinin en önemli kırılmalarından birisini yaşıyor ve böylesi bir süreçte herhangi bir biçimde geri çekilmek, korumacı stratejiler geliştirmek, önceliği kendimize dokundurtmayacak yol ve yöntemler bulmak için uğraşmak yenilgiyi baştan kabul etmektir, başka bir ifadeyle intihardır. 

Devrimciler, tam tersini yapmalı en azından Türkiye’yi bu karanlıktan çıkartmaya aday olduklarını, bu baskıcı zorba iktidara hiç bir koşulda teslim olmayacaklarını göstermek zorunda.

Bu olmazsa olmazımızdır, devrimciliğin başlangıç adımıdır.  Ancak yeterli olmayacağı açık, zira AKP karşıtı güçler arasında, hala eski rejimin paradigması içine sıkışmış ve bu nedenle AKP karşısında gerçek bir alternatif oluşturamayan kesimlerle devrimciler arasındaki farklılıklarında da belirginlik kazanması önemli. Bunun temeli de bizim sınıfsal pozisyonumuzdur. Devamı olarak da düşünülebilir ama ayrıca vurgulamak gerekli, AKP/Saray iktidarına karşı mücadele ile yeni bir gelecek kurma iddiamız arasındaki bağın kuvvetli biçimde ifade edilmesi gerekir. Türkiye içine sürüklendiği bu karanlıktan ancak daha ileriye sıçrayarak, eski Türkiye’yi de aşarak çıkabilir, esasen başka bir yol yoktur ama devrimcilerin bunu daha belirgin biçimde ortaya koyması gerekiyor.

İşçi sınıfının-emekçi halkımızın söz-yetki-karar sahibi olduğu, bunun doğal bir sonucu olarak herkesin eşit-özgür ve kardeşçe yaşayacağı bir ülke kurmak dışında bir alternatifin kalmadığını düşünüyoruz. Bu hedefe yürüyüşün önemli uğraklarından birisi, AKP/Saray iktidarını yıkmaktır.

Özetle Hayır, sadece karanlığa son vermek için değil güzel günlerin başlangıcı için atılacak ilk adım olarak önemlidir.

Yeni Hayırcılar için görev üstlenmek…

Devrimcilerin bu referandum sürecinde tarihsel bir rolü olabileceğini daha önce söylemiştik. Geride kalan yılların biriktirdikleri, halkın siyasal referansları ve bunun günlük konumlanışlarına yansıması açısından belli bloklar oluştuğunu gösteriyor. Büyük siyasal güçlerin geride kalan yıllar içinde edindikleri konumlar nedeniyle bunun değiştirilmesine dönük etkilerinin son derece sınırlı kalacağını söyleyebiliriz.

Öte yandan çeşitli nedenlerle, parlamento içi güçlere dair umudunu, inancını yitirmiş ancak ülkenin içinde bulunduğu durumu kabullenmek istemeyen önemli bir kalabalık oluşmuş durumda. Buna bir de yaşadığımız karanlığın, ekonomik ve siyasal süreçlerin etkisiyle iktidara karşı öfkesi artan “yeni” kuvvetleri ekleyebiliriz.

Özetle, geride kalan 15 yıl içinde kendiliğinden bugünün “Hayır cephesi”nin bir parçası haline gelmemiş ancak bu çok hızlı biçimde bu mücadelenin taşıyıcısı olabilecek bir birikim ortaya çıkmıştır.

Referandumun sonucunu belirleyecek kuvvet budur.

Dolayısıyla sosyalistler, kendi kendilerine Hayır propagandası yapmak, kendi mahallelerinde mutlu mutlu kampanyalar örgütlemek yerine, yeni kuvvetler yaratmak üzere bu alanlara yönelmelidir.

104 liralık asgari ücret zammı reva görülen işçiler, her geçen gün geleceksizleştirilen gençler ve esas olarak AKP tarafından hapsedildikleri hayatlarının dışına çıkamayan kadınlar bu açıdan öncelikle yönelinmesi gereken toplumsal kesimler olarak düşünülebilir. Kuşkusuz daha fazlası vardır.

 

AKP’yi bizim yenecek olmamız ne güzel

AKP/Saray iktidarı er ya da geç, öyle veya böyle mutlaka yenilecektir. Önemli olan bu yenilginin emekçi halkın, bizlerin eseri olabilmesi, bu yenilgilerinden bizim payımız olması, daha önemlisi bunun bizim eserimiz olmasıdır.

Referandum bu açıdan da önemli bir olanaktır, o çok sevdikleri “milli irade”nin, halkın tokatı olarak karşılık bulması için önümüze gelen bu fırsatı değerlendirmek üzere kolları sıvamalıyız.

İhtiyacımızın olan emekçi halkın hayır seferberliğini örgütlemek için tek bir saniye bile kaybetmeden harekete geçelim.

Hepimize kolay gelsin…