Hayır duası mı lanet mi?



10-01-2015 09:18


Metin Çulhaoğlu

Siyasette olası gelişmeleri önceden kestirip hazırlıkları buna göre yapmak ya da beklemek ve izlenecek hattı ortaya çıkan durumlara göre belirlemek…

Herhalde pek çoğumuz yukarıdakilerden ilki için “en iyisi” diyecektir. Gerçekten en iyisidir. Ancak her zaman mümkün değildir. Dahası, siyasette tam olarak böyle yapılabildiği durumlar nadiren görülür. Burada kuşkusuz anlık ya da kısa vadeli karar ve tercihlerden değil biraz daha uzun döneme yayılan bir siyasal hattan söz ediyoruz.

Gene de, “kesin siyasal hat tespiti” anlamında olmasa bile nispeten uzunca bir dönemin olası gelişmelerini tartıp belirli hazırlıklara ve düzenlemelere önceden gidilmesi mümkündür. Öyle ki yapılan gelecek değerlendirmeleri bugünün kararlarını kesinkes belirlemesin, ama bu kararlara sigortalar ve şerhler koyabilsin, kimi esneklikler getirebilsin.

***

Bugün Türkiye’de sol AKP’yi amasız fakatsız karşısına almış durumda. “Defolsun gitsin” diyenler çoğunlukta; ama daha “gerçekçi” olup “en azından geriletilsin”, “tek başına iktidar olamasın” diyenler de var. AKP’nin “defolup gitmesi” bugünden kestirilemeyecek başka süreçleri ve dinamikleri gerektirdiğinden, şimdilik, “gerçekçi” olanların dediklerine kulak vermek durumundayız.

AKP’nin “geriletilmesi”, “tek başına iktidar olamaması” için 2015 seçimlerinde yapılabilecekler artık çeşitli kesimlerce dile getiriliyor. AKP’ye karşı olan irili ufaklı güçler arasında çeşitli kombinasyonlar kurgulanıyor ve en iyi sonucun nasıl alınabileceği üzerinde duruluyor.

Bunlardan herhangi biri en doğrusu bulundu ve bunda karar kılındı diyelim.

Derin bir “oh” çekip rahatlayacak mıyız?

İşte bu noktada “şeytanın avukatlığı” gibi görünse bile yazının yukarıdaki üçüncü paragrafına bir kez daha bakmak zorunlu oluyor: Alınacak kararlara belirli sigortalar ve şerhler konulması, belirli esneklikler getirilmesi…

Meramımızı daha açık söyleyelim: AKP’yi “geriletmek” üzere bulunan, gerçekten geriletebilecek ve insanlara “evet, işte bu” dedirtecek formüllerin, AKP’nin 12 yıllık müktesebatını ana hatlarıyla muhafaza eden bir tür post-AKP restorasyon sürecine hizmet etmesi olasılığı vardır…

Dikkat edilsin; “işin aslı budur”, “böyle bir tezgâh kurulmuştur” demiyoruz. Bir olasılığın varlığından söz ediyoruz.

O zaman daha açık konuşalım.

Muhalefetteki bir parti olarak CHP mi?

AKP’nin seçim başarılarından, kitle desteğinden fazlaca etkilenmiş görünmektedir. Ondan kopya çekmektedir ve çekmeye devam edecektir. Dahası, bu partinin en azından kurmayları, emperyalist odaklar ve sermaye sınıfı açısından AKP’nin getirdiği hangi “yeniliklerin” geri dönülmez ve feda edilmez sayıldığını kestirebiliyordur.  

Muhalefetteki bir parti olarak HDP mi?

Söylediklerinde mutlaka samimidir; ancak AKP’nin ve malum soruna yaklaşımının büsbütün ortadan çekildiği bir siyasal ortamda “çözüm sürecinin” geleceği konusunda kimi kaygılar beslemediği söylenebilir mi? Sonra, Türkiye sınırlarının ötesinde “bölge vizyonu” deniyorsa böyle bir vizyonun Kürt siyasetinde, en azından liderinde olduğu belli. Bölge vizyonu başka kimde var? AKP’de. Bu durumda Kürt siyaseti oturup karşılıklı vizyon tartışabileceği bir muhatabı bu kadar kolay gözden çıkarabilir mi?  

Bir kez daha tekrar ediyoruz: Bu söylenenler, özel olarak 2015 seçimlerine yönelik şu ya da bu tutumun doğruluğunu/yanlışlığını kendi başına ortaya koymaz; sadece, hangi tutum benimsenirse benimsensin konulması gereken şerhler ve titizlenilmesi gereken noktalarla ilgilidir.

***

Türkiye’nin önümüzdeki yıllarında, emperyalist odaklar ve sermaye sınıfı, (eğer giderse) 13 yıllık AKP iktidarını ya hayır dualarıyla anacak ya da lanet okuyacaktır.

Hayır duaları şıkkı: Allah razı olsun. Aşırılıkları, sivrilikleri vardı, ara sıra kontrolden çıkıyordu, ama sonunda Türkiye’yi onun sayesinde istediğimiz kıvama getirebildik, buradan geri dönüş olmaz…

Lanet şıkkı: Ne musibet bir iktidarmış? Yaptıkları yüzünden kendi tahtımız, nüfuzumuz ve varlığımız sorgulanır, tehdit edilir hale geldi…

Solun işi bunlardan ikincisinin gerçekleşmesine çalışmak, bunu sağlamak olmalı.

Tabi, “hele bir gerilesin, sonrasına bakarız” denmiyor, kimi olasılıklar karşısında bugünden tahkimat yapılması gerekli görülüyorsa…