Hayır!



20-05-2016 09:11


Defne Bülbül

Siyasi iktidarın dokunulmazlıkların kaldırılması hamlesi çok kritik bir siyasi kırılma noktası olarak gözüküyor. Benzerini iç güvenlik yasasının kabulünde gördüğümüz kırılan fay hattının devamı ve kırılan fay hattının derinleşmesidir. Siyasi iktidarın otoriter rejim için araç olarak gördüğü ve yeni bir rejimin inşası için kullandığı bu hamle ile özgürlükler aleyhinde geriye dönüşü olmayan bir yol açacaktır.

Siyasi parti ve grupların karşılıklı olarak suç soruşturması tehditinden korunmak amacıyla devletin üç erki olan yasama, yürütme ve yargının politik bir uzlaşı zemini olarak kabul ettiği dokunulmazlık alanı terk edildiği takdirde, bununla toplumsal uzlaşı alanlarının da tıkanacağı bilinmelidir. DEP milletvekillerinin meclisten gözaltına alınma anı, toplumsal bir kırılma yaratmıştır. Toplumsal bellek çoğu kez bir fotoğraf karesinde takılı kalır ve geleceğini de oradan şekillendirir. Tıpkı DEP'li Orhan Doğan'ın meclisten gözaltına alınarak polis otosuna bindirilme anı gibi... Benzeri şekilde dokunulmazlıkların kaldırılması neticesi yargılamalar ve sonrasındaki infazların görüntüleri toplumsal hafızamızda o acı kırılma anlarını çağıracaktır.

Bizler bu ülkede bitmeyen bir kabusu geriye sarıp sarıp izliyoruz, geçtiğimiz kış 90'lı yıllardan daha ağır bir iz bıraktı, henüz çok acı taze... O çocuklar bunu unutmayacak, Sur'daki, Nusaybin'deki, Cizre'deki çocuklar sebebi her ne olursa olsun o sokaklarda günlerce yatan ölüleri, evlerinin yıkılmasını, yakınlarının ölmesini unutmayacaklar. Bizim geleceğimiz o çocukların hafızası, hayata oradan devam edeceğiz. Geriye dönüşsüz, kırık ve hazin bir kopuştan bahsedildiği üzere, dokunulmazlıkların kaldırılması neticesi yargılamalar ve infazlar, gözaltları, bu ülkenin büyüklerine de o cezalandırılanların o ülkenin çocukları olup olmadığı sorusunu bir kez daha soracaktır.

Zira bu ülkede siyasi iktidarın aparatı haline gelmiş bir yargıya bırakılacak herhangi bir özgürlük yoktur. Yargı gidip masumsanız aklanacağınız bir alan değildir, olmamıştır. Tarihsel olarak da bugün de yalnızca güçler savaşında aparat olarak, operasyon timi görev yapmış yargı maddi hakikat dediğimiz gerçekliğin değil, bu güçler savaşında siyaseten güçlü olanın yanında konumlanarak gücün hizmetinde ve onun gölgesinde varlığını sürdürmüş ve sözde bir gerçeklik algısı yaratma görevinden başka bir rol üstlenmemiştir. Yargı, siyaseten güçlü olana zorba gücünü yasal olarak kullanma imkanı veren cool bir aparattan başka bir şey değildir, olmamıştır.

Yargının rolü, bu devletteki rolü, yalanlara resmi bir imaj vermedir. Hukuk fakültelerinde yargı yalanları tarihi anlatılmalıdır, bu kayda geçsin...

Oğlan bizim-kız bizim diyerek hiç yadsınmayan bu gerçekliğe karşılık muhalefet partilerinin gider aklanırız, korkmuyoruz tavrı ne de hazin ve acıklıdır, “korkunç ama evet...” dediler. Korkunç bu evet... Yargıya gidip aklanma hikayesinin geleceği siyasi iktidarın beklentisindeki meclis aritmetiğinden başka bir şey değildir. Cuma günü dokunulmazlıklar kaldırıldığı takdirde hiç beklenmeyen bir hızla yargının hızlandığını görmek şaşırtıcı olmayacaktır.

Yargıya düşen rol bu noktada yeni bir rejim inşasının aracı olmaktır. Hedef ve planlanan başkanlık rejimine kitlenmiş saray iktidarının önünü açmak, o beklentideki muhaliflerin meclis alanı dışına itilmelerini sağlamaktır. Cuma günü 367'yi bulduğu takdirde referandumsuz hızla işleyecek siyasilerin meclis alanı dışına kaydırılmaları ve sonrasında ara rejimle meclis aritmetiğinin şekillendirilerek başkanlık rejimi için yolların açılması..

Mevcut tasarıda mevcut dokunulmazlık tamamen kaldırmamakta, geçici ve fiili bir durum yaratmakta, anayası ilga anlamına gelecek bir içerik taşımaktadır. Geçici olarak bazı dokunulmazlıklar kaldırılacak, fezlekelerin suç soruşturmaları işleyecektir. Ancak bu tasarıdan sonra işlenen suçlar açısından ise dokunulmazlık sistemi mevcut halini koruyacaktır. Bu tasarı hukuki bir garabettir, ceza yargılamasındaki geriye yürümezlik, eşitlik sair temel ilkeler tamamen hiçe sayılmaktadır. Sarayın beklentisindeki meclis aritmetiği, özellikle HDP'li siyasilerin meclis alanı dışına itilerek yeni bir rejim inşası için yolun açılmasıdır.

Bu sebeple cuma günü için yapılacak oylamada, güçlü bir “hayır” gereklidir... 367'yi bulmadığı takdirde olası bir referandumda verilecek yanıt tereddütsüz ve güçlü bir hayırdır. Saray projesine, otoriteryen özlemlere, yeni rejim inşasına söyleyecek sözümüz: Hayır'dır.

Gezide kahkalarımızla, bizim özgürlüğümüz, bizim demokrasimiz, bizim haklarımız dediğimiz ülkeyi patlayan bombalarla, anaokullarında gelin yaptıkları, tarikat yurtlarında dokundukları, canlarını acıttıkları çocuklarımızla, o faillere sahip çıkmalarıyla cehenneme çevirdiler... Biz hayata, insana, özgürlüğe ve barışa inananlar yeni rejim için umursamadan dolu dizgin üstümüze gelen fırtınaya dur demek zorundayız. Bu anlayışa teslim edeceğimiz bir geleceğimiz ve bir karış toprağımız yok. Direnmek ve kazanmak zorundayız...