Hayat ve sanatta “gentil” kavramı ve “Dünya Şiir Günü”



22-03-2015 08:54


Can Aksel Akın

Bir insanın gerçekten kibar olup olmadığını öğrenmek istiyorsan ona “güç ver, iktidar ver” der bir Hint atasözü. Bu sözden yola çıkarak italyanca “gentile” sözcüğü hakkında yazacağım, çok önemli bir kelime ve kavramdır, İtalyanca’da nazik, kibar, ince, düşünceli gibi anlamları vardır. Fransızca’da da keza bu anlamla kullanılır. Kavramın yerelleşerek anlamını yitirmemesi için italyancasını belirttim. İtalyanca “gentile”, Fransızca daki “gentil”, bizdeki “kibarlık” kavramıyla, tam karşılanmamaktadır. Toplum olarak “kibarlık” kavramının saygınlığını yitirdiğimiz için belki de. Oysa “gentil” veya “gentile” insanlar arasındaki ilişkilerde çok önemli yer tutar aslında. 

“Gentile” önündeki en büyük engel cehalettir doğal olarak. Kültürel olarak da içinde bulunduğu kültürü, diğerine göre daha üstün görmek başlı başına incelenmesi gereken bir olgudur.  İnsanlar arasında yaygın olarak yaşanır, hatta ülkelerin kendi içlerinde de alt kültürel katmanlarından bahsedilir sosyolojide. Kendi alt kültürüne göre, “üst” kültürünün daha zengin olduğunu savunulur sıkça, bu  yerelliktir ve cahilliği de tetikler. Dünya rengarenk bir bütündür aslında, bütün kültürleri bizim hazinemizdir ve evrenseldir. Tiyatro kültürü, resim kültürü, heykel kültürü, müzik kültürü, caz müziği kültürü, opera kültürü vb. alanlarda genişleterek devam ettirebiliriz, hatta sofra kültürü de yüzyıllar boyunca gelişmiş önemli bir kültür olarak uygarlığımızın en önemli değerlerinden değil midir? Tüm bu kültürlerin “evrensel” ve “yerel” vardır. “Gentile” kavramı içerisinde kalındığı sürece, tercihlere sonsuz saygı duyulmalıdır da.

Coğrafyamızda ise kültürel olarak kibarlık, genellikle Moliere’in ünlü oyunu “Kibarlık Budalası” (Fransızca: Le Bourgeois Gentilhomme) ile çağrışımda bulunuyor. Doğal olarak sanat kültürüne, estetiğine yabancı kişiler de, kibarlıkla değil ikinci sözcük “budala” ile bağlantılı olarak algılıyorlar. “Gentile” hayata karşı bir duruşdur, kibarlığı da içermesine rağmen daha yüksek beklentiler uyandırmaktadır. Yazık bu beklentilerin, pek karşılık bulmadığı bir dönemdeyiz. Zıttı olarak “kaba” kelimesini kullanabiliriz. Hatta belli durumlarda “delikanlılık” da “gentile” kavramının karşısına konulabilir, oysa“delikanlılığın” yüceltildiği yanlış bir algı oluşturmuş durumda toplumda.

Öncelikle “gentile” hayata karşı bir duruş demiştik.  Her türlü gösterişten uzak, sadece içinden geldiği için “gentile” davrananlar bir çıkarı olmadan, aynı zamanda, kendi kendineyken de “kibar” iseler belki “gentile” olabilirler… İnsanlara olan sevgisinden ötürü onlara yardımcı olmak… Bu bizim kültürümüze, yabancı bir kavram değil aslında. Kapitalist sistemin öne çıkardığı bireyselcilik gittikçe bu kavramı bozmakta. Sosyalist ülkelerde insanların daha “gentile” olması, biraz da hayat koşullarının elverişli olması nedeniyle…

“Gentile” bir sanatsal bakışı da içerir… Renklerin tonları gibi, sanatçıların da eserlerinde yansıma bulan karşıtlıkları vardır, Mozart’ın bir piyano eserindeki “gentile” dokunuş, başka bir sanatçının kaleminde veya fırçasındaki “kaba”lık. Bunlar ”gentile kavramı”nın farklı alanları. “İnce” sanatçı’nın “kaba” sanat eserini, incelterek büyütmesidir aynı zamanda. “Kaba” sanatçılar ve “ince” sanat yapanlar, ve “ince” sanatçı olup da “kaba” sanat eseri üretenler, ikisi arasındaki çizgi kimi zaman incelebiliyor, kimi zaman ortadan kaybedilebiliyor. Hatta sanatın “inceliği”nin, sanatçıyı ve giderek toplumu “inceltmesi”nden bile bahsedebiliriz. 

“Gerçek” sanat her zaman galip gelmiştir. Özellikle “sanat eserlerinin” politik içerik taşıdığı zamanlardaki durumu tuhaflaşabiliyor… Bazı sanatçılar bunu ustalıkla savuşturabilirken, bazıları saplanıp kalabiliyor, bu direk sanatçının donanımı ile de alakalı bir durum, “gentile” olmayan bir estetik anlayışla yol alırken herkesin başına gelebilir.

Yine ülkemizde sanat eseri için kullanılan “ucube” gibi kavramlar bir sanat eseri için asla geçerli değildir aslında. Delikanlılığın kavramsal olarak insanı tarih içerisinde düşürebileceği ters köşe, üstelik sahte de olsa “gentil” olmanın koruyucu alanından çıkarsanız, çok büyük olabilir. Tabii bunun anlaşılması kültüreldir ve elbette evrensel kültürel bakışı gerektirir.

Popüler olan ve güncel olan devreye girdiğinde “gentile” olmanın ülkemizde pek geçerli olduğu söylenemez. Özellikle siyaset’e baktığımızda “gentile” olmanın pek yeri olmadığını görüyoruz, üstelik seçim dönemi onları bulmak daha da zor. Kuşkusuz böyle kalmayacak. Tıpkı “pop kültürü” gibi, müzik alanında çok uzun sürmesine rağmen yine de kapanacak, ünlü caz müzikçisi Frank Zappa’nın  sözü, “Caz müziği ölmedi, sadece biraz kokuyor”. Sanatta da “gerçek” olan “şişirilmiş” olana galip gelecektir, “sadece biraz kokuyor” şimdilik.

Aşık Veysel’in ölüm yıldönümünde anıldı ve “Dünya Şiir Günü” 21 Mart günü kutlandı. Ülkemizin yetiştirdiği, birbirinden yetenekli şairlerden değil, Brezilyalı bir şairin olağanüstü dizilerini paylaşmak istiyorum. Bu şiir ünlü Alman şair Rilke’ye ithafen sanatlarını sırça saraylarda yapanlar için yazılmış. Sanatçının sıkışmışlığını, özgürlüğünü, toplumsallığını kaleme almış şiirinde 1937 doğumlu ünlü Brezilyalı şair Affonso Romano de Sant’Anna. Kırmızı Kedi Yayınlarından Mart 2014 tarihinde yayınlanan, Ataol Behramoğlu ve Ebru Yener Gökşenli’nin derleyerek, çevirdikleri “Latin Amerika Şiirleri Antolojisi”ndeki Affonso Romano de Sant’Anna’nın Rilke adlı bence “gentil” şiiri: 

RILKE

Rilkene zaman bir şiir yaratmak istese bir kale isterdi alsın ödünç gümüşten ya da tavus kuşundan dolmakalem alırdı yakınındaki melekleri çağırırdı, yalnızlığı okşardı bir yunus gibi avrupai zevkiyle söz ederdi şundan bundan şekiller verilmiş geyikler ve kuğular arasında -geometrik bir bahçede.
Ben modern şair, brezilyalı dolmakalemle ve tropik iklim güneşinde kurutulmuş deri ile şiir yazmayı her düşündüğümde korkutur beni hep dünyevi sorunlar
Ne kadar hoşuma giderdi seslenme kaileme, dostlarıma, tüm halkave çıkmak İncil’den İlahiler Kitabı’ylabir deli Davut gibi dans ederek meydanda.
Ama yapamam, çünkü şiirin işaretlerinde sıkışıp kaldığımda (zorlandığımda) herhangi bir tükenmez kalemi ya da kurşun kalemive buruşturulup yeniden açılmış bir kağıdı alır ve yazarım bir köle gibi gürültülü klaksonlar, adam kaçırmalaraylıklar kokteyller televizyon işkenceler ve sansürler arasındave silahlar günde beş kezpatlar yandaki kulübede böyle yaparım işte dizemin ölçüsünü, işlenmemiş bir ekin gibi düşecek terk edilmiş bir toprağa takibi çizgi dışı bu şiirimin