Hayat sizi çağırıyor!



20-12-2015 09:36


Star Wars’a ağıt yakmayan kalmadığına göre gönül rahatlığıyla vizyonun diğer filmlerine uzanabilirim. Uzanmadan da birkaç konuya açıklık getirelim. Star Wars’a basın gösterimi yapılmasına ses çıkarmayan, hatta Penelope Cruz’lu Ma Ma filmine yapılmamasından hiç dertlenmeyen sinema yazan bazı arkadaşların Çağan Irmak’ın filmi Nadide Hayat’a gala yapılıp (yapımcının öyle istediğini düşünüyorum), ona da sadece biz SİYAD üyelerini çağırmasına çok içerlemesine anlam veremedim. Ben galaya davetliydim ama başka bir işim olduğu için gitmedim ve Cuma günü seyirciyle izlemeyi tercih ettim. Yani alev almadım gitmediğim için! Yani bu kadar darlanmaya gerek yok, ben gelmek istiyorum dediğinizde kimse sizi salon dışında bırakmıyor meraklanmayın arkadaşlar! Asıl mesele basın gösteriminin neden yapılmayıp, sinema yazarlarının gala programına dahil edilmesi olmalıydı ama neyse alınmak güzel bir eylem olsa gerek sinema yazarlığında. Önemli olan yazmak eylemiyse sarılın kalemlere o halde! (Bunlar çok sektör içi konular gerçi ama dayanamadım, hem de yol göstereyim dedim yeni arkadaşlara)

Benim Nadide Hayat’ı izlediğim salonun doluluk oranı fena değildi, filmin havasına uygun olarak hayatının ikinci baharını yaşamak isteyen ve yaşayan teyzeler doldurmuştu salonu. Onların arasında bir sinema yazarı olarak yerimi almak da beis görmedim! Çağan Irmak da sinema yazarları arasında pek sevilmeyen yönetmenlerdendir… Çünkü pozitif tarafı ağır basar, hatta duygusal tarafı da. Çağan Irmak’ın bunca yıllık film yolculuğunda hala tarzına alışamayanlar varsa bence bundan sonra da alışmaya uğraşmasınlar. Adamın malzemesi bu kardeş! Yok araya animasyon almış diyenlerden, bu kez ağlatmadı diyenlere kadar sıralanıyor eleştiriler. Çağan Irmak’ın tarzını hiçbir zaman kötü bulmadım, Nadide Hayat hatta çok sadeleşmiş filmlerinden Irmak’ın… Belki size hitap etmemiş olabilir, değişik bir hikayeyle bu ülkede yalnız kalmış kadınlara yol göstermeye çalışmış olabilir ama ben filmden kötü bir tat almadım. Fena değildi yani, başka sebeplerden dolayı beğenmediyseniz onu da bilemem hani!

Gelelim haftanın korkusu Gassal’a… Evet etrafta cinler dolaşmıyor, bir alacakaranlık kuşağı atmosferine tam başlayacakken olay yine başka bir şeye dönüşüyor ama Gassal denenmeye çalışılmış ama sıkıcı bir film olmuş. Yarısına gelindiğinde elimizde hala ‘la noli’ sorusu dolanıyor. Yani film minimal gerilim çekmeye soyunmuş. Sürekli açılan kapılardan fenalık geldi, meraklı ve yalnız ve tabii seksi olmaya çalışan kadın imajı az sonra belanı bulacaksın şeklinde etrafta dolanıp duruyor. (Şaşırtmaca) Hikaye dolmuyor, ilerlemiyor ama sonunda değişik bir sevişme sahnesi patlatıyor. Vay be diyorum bütün gerilim sevişme gerilimiymiş, sonra olay çözülüyor, hepimiz rahatlamış bir biçimde yolumuza gidiyoruz. Gassal ölü yıkayıcısına deniyor bu arada bilmeyenler için!

Lolo… Ana oğul ilişkileri üzerine filmler pek dişe dokunur oluyor. Ana kuzusu olan erkekler, kendi her haltı yerken annelerinin bir köşede, yalnız ve acılı bir şekilde kocamasını bekliyor. Bkz: Nadide Hayat (Toplum kocamanızı bekliyor).

Xavier Dolan’ın Annemi Öldürdüm ve Mommy filmleri ana oğul arasındaki ilişkiden beslenen filmlerdi. Farklıydı ama Lolo’yu izlerken hatırladım! Julie Delpy son filmi Lolo’da sürekli önünü tıkayan oğul Lolo’yu anlatmış. Annesini kaybetmek daha doğrusu başka erkeklere kaptırmak istemeyen koca zıpır Lolo’nun annesinin yeni sevgilisi Jean-Rene’ye yaptıklarını muzır, keyifli bir şekilde anlatan filmi izlemeniz tesviye olunur. Annelerin saflığı karşısında oğulların kurnazlıkları ve bencilliklerini gayet akıcı bir dille anlatan Delpy, Fransız komedisine yaraşır bir iş çıkarıyor ve kadınlar çocuklarınızı doğurup bir kenara atmayı başarın diyor! Şaka bir yana Lolo’lara dikkat diyor…