Harita



02-09-2014 09:34


Metin Çulhaoğlu

 

“Yol haritasından” söz etmeyeceğiz; mevcut durumu göstermeye çalışan bir haritadır. Kimi “kritik” noktalarla birlikte şöyledir:

Düzen/siyasal iktidar:  İkisi, Türkiye’nin önceki tüm dönemlerine göre çok daha fazla iç içe geçmiş, adeta “tek” olmuştur. Görünür gelecekte, ne bir “dış güç” olarak emperyalizmden ne de içerde sermaye sınıfının belirli kesimlerinden karşıt-bozucu hamleler beklemek anlamlı değildir. Evet, gidiş daha kötüye, olumsuza doğrudur. Ancak, bu yerinde tespite kritik bir not düşülmesi gerekmektedir: Kötünün iç konsolidasyonu, kendi karşıtını da en azından bir şekle şemaile kavuşturmakta, örgütlenmeye ve harekete geçmeye daha hazır hale getirmektedir. Sonuç: Kötüye gidişi es geçmeden, projektörlerin bu potansiyele yöneltilmesi gerekmektedir.

AKP karşıtlığı/karşıtları:   Yukarıdaki ilk ara başlık, bu “cepheye” ilişkin ipuçları vermektedir. Eklenebilecek “kritik” nokta ise şudur: 2007 yılından başlanırsa, sürükleyici kadrolarıyla birlikte “Cumhuriyet mitingleri” tarzı eylemliliklerin, Silivri-Ergenekon karşı tepkilerinin, “ulusalcılığın”, 1930’lara yönelik özlemlerin, CHP politikalarının ve bu partiye bağlanan umutların vb. bu “cephe” üzerindeki etkisi azalmıştır ve daha da azalacaktır. Projektörlerin yönelmesi gereken bir başka potansiyeldir.

Kürt siyaseti: Kendi siyasal projeksiyonları doğrultusunda her tür “esnekliği” sürdürmeye devam edecektir. Gün gelecek “sol” yapacak, gün gelecek devletlûlarla köy kahvesi muhabbeti tadında diyaloglara oturacaktır. Yolları (bu siyasetin anladığı anlamda) birleştirmek söz konusu olamaz. Bu siyasetin, kendi dinamikleriyle istikrarlı bir sol rotaya oturmasını beklemek de pek gerçekçi görünmemektedir.  Gelgelelim, yolları, bu siyasetin şurasında burasında duran, özellikle ülkenin batısındaki ve güneyindeki on binlerce Kürt emekçiden de kopacak ölçüde ayırmak hiç akıl kârı olmasa gerektir.

Aleviler: AKP’nin kendi siyasal operasyonlarında en başarısız kaldığı kesimlerden biridir. Bu durum ve işaret ettiği potansiyel görmezden gelinemez. Ancak, Alevi kesimin AKP’nin karşısında durmasını sağlayan özelliği, aynı zamanda onun örgütlü-programlı sola da mesafe koymasına yol açmaktadır. Kimileri çok eskilere giden, kimileri ise henüz belleklerde tazeliğini koruyan yaşanmışlıklar, Alevi kesimdeki derin güvensizlik duygusunun ve savunma reflekslerinin temel belirleyicisidir. Bu kesimin, kendisini de içeren, ancak kendisine indirgenemeyecek başka bir oluşuma güven duymaya başlaması bir özgüveni de beraberinde getirecektir. Kritik sonuç: Bu kesime güven verecek güçte oluşumlar yaratılması…

***

Ya solcular/sosyalistler?     

Harita yukarıdaki gibiyse ne yapabilirler ya da yapmalıdırlar?

En başta söyledik; bu bir “yol haritası” değil. Ancak, az önce çeşitli yönleriyle işaret edilen “potansiyel” gerçekten varsa ve bu konuda mutabık kalınıyorsa, işe başlarken (ya da yola devam ederken) dikkat edilmesi gereken iki nokta üzerinde duracağız.

Bu bir köşe yazısıdır ve “ne yapılmaması” gerektiği üzerinde durulması mazur görülmelidir.

Birincisi: Solcular/sosyalistler, Türkiye’deki verili durum karşısında, dünyadaki geçmiş “cephe” deneyimlerinin esiri olmamalı, bunları gereğinden fazla kafaya takmamalıdır.  Hele bir de başarısız kalmış cephe deneyimlerine bakıp (ki sayıları hayli fazladır) “şunları şunları da kapsayacak genişlikte olamadılar, onun için başarısız kaldılar” sonucuna varılırsa iş iyice sulanacaktır.

İkincisi: Solcular/sosyalistler belirli değerleri savunmaya devam edeceklerse, bunu ikirciksiz, “amasız fakatsız” yapmalıdırlar.

Örneğin Aydınlanma denilecekse, neyse o denilmelidir; bunun ardına “…ancak, pozitivizme, toplum mühendisliği zorlamalarına da karşıyız” gibi ekler düşmenin anlamı yoktur…

Laiklikse laikliktir; neyin kastedildiği anlatılır. Bu anlatımın hemen ardından “…bakın, biz Cumhuriyet’in ilk dönemlerinin yukarıdan zorlamalara dayalı ‘laikçi’ anlayışını benimsemiyoruz ha…” gibi şeyler söylemek isteyenler bunları dergilerinde yazabilirler…

Kamuculuk deniyorsa, özellikle yaşanılan özelleştirmeler bağlamında bir güzel anlatılır ve sahiplenilir. Üzerine, kamuculuğun neden “devletçilikle özdeş olmadığına” ilişkin zorlamalara girişmenin gereği yoktur.

Yurtseverliği sahipleniyor muyuz? Neden sahiplendiğimizi açıkça anlattıktan sonra “bu motifin milliyetçiliğe evrilme gibi bir tehlike de içerdiği” üzerine laf söylemek abestir.   

***

Özetle, yukarıdaki kavramlar ya da motifler pozitif içerikleriyle tanımlanıp anlatılmalı, “kiminkinden neden farklı olduğunu” anlatacağım diye helak olunmamalıdır.

Peki ya aydınlanmacılığın, laikliğin, kamuculuğun ve yurtseverliğin “pozitif” açımlamaları kaçınılmaz olarak sosyalizme işaret ediyorsa…

O zaman ya razı olunur ya da bunların hepsinin günümüzdeki “burjuva demokrat” karşılıkları bulunmaya çalışılır.

İkincisini deneyeceklere: Kolay gelsin…