Hangi muhalefette ne eksik?



07-12-2019 00:06


Metin Çulhaoğlu

Türkiye’de siyasetin bugünkü durumu konusunda bir değerlendirme yapmak için öncelikle iki tarafa bakmamız gerekecektir. Bunlardan biri, Saray ve oradaki baş siyasetçi ile ortağı MHP’dir. Diğer tarafta ise, CHP’yi ve İyi Parti’yi görüyoruz.

HDP’yi bu tablonun dışında tutuyoruz.  

Siyasal öznelerin asıl niyetleriyle, en başında yapmak istedikleriyle koşullar sonucunda yapabilecekleri/razı oldukları arasında bir açının olması normaldir. Bu açı bazen büyür bazen küçülür. Kimi özneler söz konusu olduğunda büyük, başkalarında küçüktür. 

Böyle bakıldığında iki taraf arasında bir fark göze çarpmaktadır. 

Saray’ın ve ortağının asıl niyeti ve yapmak istedikleriyle fiilen yapabilecekleri arasındaki açı büyüktür. Daha doğrusu son dört beş yıl içinde büyümüştür. Bu taraf Türkiye’yi en başta istediği noktaya taşıyamamıştır ve taşıyamayacağını da anlamıştır. Bugün, asıl niyetlerinin en azından bir kısmını içine yedirerek yeni yollar aramaktadır. 

CHP başta olmak üzere muhalefete gelince; o tarafta açı fazla büyük değildir. Niyet, “kuvvetler ayrılığının” bir şekilde geri getirildiği, parlamentonun güçlendirildiği, özellikle yargıda kimi “düzeltmelerin” gerçekleştirildiği bir Türkiye’dir. CHP’nin yanı sıra İyi Parti de, Saadet de, Davutoğlu’nun ve Babacan’ın kuracakları partiler de en fazla bunu isteyebileceeklerinden ve bu istek pek “boş” sayılamayacağından bu tarafta büyük bir açıdan söz edilemez. 

Kısacası ortada gerçek anlamda “muhalefet etmek yerine rejim sınırlarını aşmamaya özen gösteren partiler” vardır (Güray Öz, Yeni bir durum, BirGün, 4 Aralık 2019)  

***

Taraflardan ilkiyle devam edelim. 

AKP’nin 2002 yılından bu yana nerelerden geçip nerelere geldiğini anlatmaya gerek yok. Bugün görünen, lideri de dâhil olmak üzere bu partinin direksiyon hâkimiyetini yitirdiğidir. Siyasi aklını da yitirip yitirmediği tartışılabilir. Ancak, örneğin İstanbul seçimlerini “yenileterek” siyasal tarihimizde benzeri az görülür bir siyasal gafa imza attığı açıktır. 

Görebildiğimiz kadarıyla, Erdoğan’ın ve partisinin iktidara sımsıkı tutunup bunun imkânlarından sonuna kadar yararlanmak dışında, uzun döneme yayılan başat bir vizyonu artık yoktur. Bundan sonrası denemelerle, yoklamalarla, bir o tarafa bir bu tarafa meyleden yeni çıkışlarla geçecektir. 

Denenebilecek yollardan biri, Erdoğan’ın partisini mutemet birine emanet ederek, bu arada nefsine hâkim olmaya çalışarak daha “cool” (havalı, ama sakin ve serinkanlı anlamında) bir başkan profili vermesidir. Diğer yol ise, yaklaşık yüzde 30’luk bir halk desteğiyle önüne ne gelirse üstüne giderek, ne varsa hepsini kanırtarak, yani vuruşarak siyasal ömrünü uzatmaya çalışmasıdır. 

Direksiyon hâkimiyetini yitirdiğini söylediğimiz özne, buna rağmen belirli bir rahatlığa da sahiptir. 

Çünkü karşısında, hangi yolu denerse denesin, hangi çıkış yolunu ararsa arasın buna bir şekilde adapte edebileceği bir muhalefet vardır. Bu muhalefet, başkan “cool” davrandığında “İşte görmek istediğimiz başkan” diyebilecek, aşırı gittiğinde ise en fazla “O kadar da olmaz, bari şurada dursaydın” itirazını yöneltebilecek karakterdedir. 

Ne olduysa hepsinin “Böyle bir şey olabilir mi?” sorusunun eşliğinde olduğunu gördük, biliyoruz. 

***

Bu söylediklerimizin ardından, atıfta bulunduğumuz “muhalefet” dışında başka bir muhalefet daha olduğunu ekleyelim. Özellikleri için bakınız, Can Soyer, “Muhalefet var mı, var” (İleri, 4 Aralık 2019)

Daha ötesini de söyleyelim: Seçimler gelip çattığında CHP’ye ya da HDP’ye oy veren genişçe bir kesimin tek derdinin “Erdoğan’ın gitmesi”, “kuvvetler ayrılığının geri gelmesi” ya da “parlamenter sisteme dönülmesi” olduğunu söyleyemeyiz. Bu “muhalefet” bunlardan ötesini de düşünmekte ve istemektedir. 

Daha ötesi için istek vardır, ama başka bir şey (şimdilik) yoktur: Daha ötesini düşünen ve isteyen kesimin bu “ötesi” için direnme, harekete geçme ve örgütlenme kararlılığı… 

İşte tam da bu noktada “sosyalist sol” açısından şu bilindik “iğne çuvaldız” meselesi gündeme gelecektir. Olmayan ya da eksik kalan, bir taraftaki kararlılık mıdır yoksa diğer taraftaki öznelerin o kesime uzanma yeterlilikleri ve becerileri mi?  

Biz faturayı bunlardan tek başına birine kesmenin doğru olacağını düşünmüyoruz. Önemli olan, iki tarafın birbiriyle sürekli etkileşim içinde kalacağı ortamların yaratılmasıdır.