Halkalı



16-09-2014 09:21


12 Eylül 2010:  Anayasa referandumunda yüzde 58 oy elde ettiler.

Olmadı.

Yanıt 2011 Nisan'ında liselilerden geldi. LYS'deki şifre skandalının karşısında on binlerce liseli sokaklara döküldü. Geleceğine sahip çıktı.

Mayıs geldiğinde geniş kitleler bu sefer internet özgürlüğü için sokakları dolduruyordu.

Bir seçim daha kazansalar her şey düzelecekti.

12 Haziran 2011: Genel seçimlerde yüzde 48 oranında oy aldılar.

Tutmadı.

Önce ODTÜ ayaklandı. Ardından tüm üniversiteler.

Yetmedi.

Haziran geldi. Halk "Siyaset sahnesinde ben de varım" dedi.

Durmadı.

Berkin için kentleri, caddeleri, sokakları doldurdu.

Bu seçimi çıkarsalar önleri açıktı.

30 Mart 2014: Ne yaptılar ne ettiler yüzde 42'den aşağı düşmediler. Üstelik İstanbul ve Ankara da ellerindeydi.

Bitmedi.

İşçilerin öfkesi bir ilçeyi sardı.

Somalıların elinden ucuz kurtulan diktatör markete sığındı.

Neyse ki bu seçim başkaydı.

10 Ağustos 2014: Geçerli oyların yüzde 52'sini alan Erdoğan, Çankaya'ya çıkmaya hak kazandı.

Halkalı'da isyan eden inşaat işçileri, eğitimin imam hatipler eliyle gericileştirilmesine karşı direnen öğrenci velileri, Validebağ Korusu'na sahip çıkan yurttaşlar "Bu da gol değil" diyorlar.

AKP ne yaparsa yapsın olmuyor. Yeni rejimleri bir türlü oturmuyor.

Cumhuriyeti tasfiye ederken düzenin yerleşik mekanizmalarını da altüst eden AKP, bir yeni model oturtmakta güçlük çekiyor.

Birinci Cumhuriyet'in geniş halk kesimlerini siyasetten uzaklaştırmak için kullandığı mekanizmaların yerlerine yenilerini oluşturamayan yeni rejim, halk kitlelerini siyasetin dışına çıkarmayı başaramıyor.

İkinci Cumhuriyet'in bu yapısı, siyaset denklemine giren her yeni veriyi bir kriz dinamiği haline getiriyor.

Kitlelerin siyasetle arasındaki mesafe çok kısa bir zaman diliminde kapanabiliyor.

Yerel ya da ulusal ölçekte anlık, kitlesel patlamalar olanaklı hale geliyor.

Bazen üç – beş ağaç bazen de bir tas kurtlu yemek tetikleyici rolünü üstlense de patlamaların arkasında bahsettiğimiz kriz yatıyor.

Düzenin yarattığı sahip çıkma, koruyup kollama illüzyonundaki sarsılma, toplumun çok sayıda kesiminde farklı zaman ve mekanlarda "İş başa düştü" fikrini güçlendiriyor.

Ordu, yargı, CHP... Önceki dönemlerde geniş kitleler nezdinde güven yaratan kurumlar hızla itibarsızlaşıyor.

Devlet mekanizmasının çeşitli uzantılarına ve düzen muhalefetine yönelik beklentiler belirli uğraklarda dibe vuruyor. 

Yeni rejim, halk kitlelerini düzenin sınırları içerisinde tutacak bir ideolojik ağırlık merkezi oluşturamıyor.

AKP  bu tablo karşısında baskıyı süreklileştirmeyi tercih ediyor. Ancak, bunun yeterli olmadığının farkındalar.

İkinci Cumhuriyet'in geniş kesimleri kalıcı olarak düzen sınırları içerisinde tutma yeteneğine sahip bir muhalefete ihtiyacı var. Bunun yaratılması ise orta vadede olanaklı değil.

AKP'nin yarattığı Türkiye'ye sığmayan halkın İkinci Cumhuriyet tarzı muhalefetle bağları seçim dönemlerinin ötesine taşınamıyor.

Halkalı ise Haziran sonrası Türkiye'nin ruhunu yansıtıyor.

AKP'li bir normalleşmenin imkansız olduğunu, Türkiye'nin önümüzdeki dönemde zengin devrimci olanaklar barındırdığını gösteriyor.