Halk kazansın diye...



21-09-2015 11:30


Doğan Ergün

Dün aydınlardan, sanatçılardan, akademisyenlerden, kitle örgütü temsilcilerinden, sosyalistlerden oluşan yüz kişi tarafından bir açıklama yayımlandı.

"Saray yenilecek halk kazanacak" başlığıyla yayımlanan, anti-emperyalist, gericilik karşıtı, emekten yana net bir çerçeveye sahip olan açıklamada Türk-Kürt kardeşliği ve birliği vurgusu öne çıktı. Açıklama, halkın kazanabilmesi için Saray'a karşı mücadelenin önemini anlatıyordu, 1 Kasım seçimlerinde ise HDP'ye işaret ediyordu. 

Öyle dönemler vardır ki; tereddütlerin, kuşkuların, endişelerin, kaygıların bir yana bırakılması ve net kararlarla hareket edilmesi şarttır. 

Bu örnekte, bizim açımızdan kararlılık nedir?

Saray'a karşı mücadelenin büyütülmesi gerekir. Belki de uzun yıllardır ilk defa, sosyalistler için mücadele başlıklarını sadeleştirici bir tablo oluşmuştur.

Saray'a karşı mücadelenin; laiklik, özgürlükler, işsizlik, yoksulluk, yağma, talan, barış, kardeşlik ve birlik gibi başlıklarda, geniş toplumsal kesimlerle ilişki kurmamızı kolaylaştırdığı ve düşmanı göstermekte elimizi rahatlattığı kesindir. 

Yukarıda saydığımız bir dizi başlıkta verilen mücadeleleri Saray karşıtı bir bütünlükle yaygınlaştırmak ve derinleştirmek mümkündür. Dahası, düzen siyasetinin Saray'ın yerine mamul hale getirilmiş bir önerisinin şekillen(e)mediği bu koşullar, politik hattımızın yıkıcı sonuçları olacağını da göstermektedir.  

Öyleyse birinci karar, sosyalistlerin Saray'a karşı mücadeleyi büyütmeleri, bu mücadelenin somut başlıklarında başarılara ve mevziler kazanmaya odaklanmalarıdır. 

Devam edelim...

Sosyalistlerin, Saray'a ve Saray rejimine karşı toplumsal alanda biriken enerjiyi birleştirmek, sağlıklı bir politik-ideolojik eksende harmanlamak, kendilerini Türkiye'nin gerçek toplumsal güçlerinden biri haline getirmek gibi bir sorumlulukları bulunmaktadır. Bu sorumluluk, hem ülkenin sunduğu olanaklardan hem de düzen güçlerinin siyasi krizi çözmek üzere daha faşizan yöntemleri devreye sokma ihtimallerinin artmasından ötürü bir zorunluluk olarak kendini dayatmaktadır. Dün yapılan çağrının oturduğu zemin ve bu zeminle geçişkenlikler barındıran HAZİRAN Hareketi zemini, 1 Kasım'ın hemen ardından gerçek bir toplumsal-politik güç yaratmak için yeterli bir enerjiyi barındırmaktadır. 2 Kasım, sosyalistlerin yeni bir harmanlanma iradesi göstermesinin miladı olmalıdır. Politik gündemdeki sadeleşme bu bakımdan da objektif bir olanak sunmaktadır. 

Demek ki, bizim açımızdan ikinci karar, 2 Kasım'a sosyalistlerin ihtiyacı olan cephenin politik olarak güçlendirilmesi*, mevzi bakımından genişletilmesidir. 

1 Kasım seçimleri dünyanın başı ve sonu değildir ancak önemlidir. Bu seçimlerde sosyalistler bakımından doğru tutum dünkü çağrıda ifade edilmiştir. Bu da bir karardır ve önemlidir. Kendi niteliklerinden, anti-emperyalist, gericilik ve sermaye karşıtı ilkelerinden vazgeçmeden seçimlerde düzen siyasetinde ortaya çıkacak yeni kırılmalara ve krizlere işaret ederek bir seçim kararı ortaya konmuştur. Ancak burada bir karar daha vardır. İmza listesine bakıldığında tarihi, mücadeleleri ve dünya görüşü itibariyle, oy verme çağrısıyla politik ve örgütsel bir angajman içine girmeyeceği açık olan temsilciler, bu dönemde Kürt ulusal hareketiyle olumlu bir ilişki içine girmenin önemine işaret etmiş oldular. Bu olumlu ilişkinin koşulları ifade edilmiş oldu. 

Bu ilişkinin bir adım sonrasına bakışımız, yukarıda ifade ettiğim ikinci kararımızla yani sosyalistlerin gerçek bir toplumsal güç haline getirilmesi hedefimizle çok ilişkilidir. Türkiye devriminin öncelikli ihtiyacı o'dur. Özetle, o güç yaratılmalı, ötesi sonra düşünülmelidir. 

*Politik güçlenmede, ataklığın yanı sıra, laiklik, emperyalizm, Türkiye'nin idari yapısının geleceği, sınıf mücadelesindeki ana halkalar, Kürt sorununa bakış gibi başlıklarda da netlik gerekecektir.