Günümüzde devrimci siyasal akıl



11-08-2015 08:44


Metin Çulhaoğlu

Soru, yukarıdaki başlıkla ilgili: Günümüzde “devrimci siyasal akıl” nasıl oluşup şekillenir ya da şekillenmeli?

Bu tür soruların yanıtlanmasında tarihsel referanslar her zaman kolaylık sağlar. Örneğin, eğer geçmişte belirli bir siyasal aklın şekillendiği, bunun ötesinde devrime ulaştığı bir dönem biliyorsanız, o dönemle içinde bulunduğunuz yeni dönemi karşılaştırır, benzerlikler ve farklılıklardan hareketle birtakım ipuçlarına ulaşırsınız.

21. yüzyılın ilk 15 yılını geride bırakacağız.

Geçtiğimiz 20. yüzyılın ilk 15 yılı da “devrimci siyasal aklın şekillendiği” dönemdi…

Buradan devam edelim…

***

1900-1915 dönemi… 

Marx ve Engels sonrası dönemdir. Batı dünyasında sınıf hareketi güçlüdür. Bu arada “burjuva demokrasisi” artık temellerine oturmaya başlamıştır. 1848-1850 devrimci kabarma dönemi epey gerilerde kalmıştır ve geriye dönüp bakıldığında 1871 Paris Komünü dışında üzerinde özellikle durulacak bir deneyim de yoktur.

Kapitalizmin tekelleşme evresiyle birlikte gündemde yeni bir olgu vardır: Emperyalizm. Kapitalizmin bu yeni aşamasında daha önce görülmemiş ölçekte topyekûn bir savaşın tamtamları çalmaktadır. Bu arada, burjuva devrim, demokrasi ve modernleşme rüzgârları Çarlık Rusya’sından İran’a, oradan Türkiye’ye ve Meksika’ya uzanan geniş bir coğrafyada esmektedir.

Böyle bir dünyada “teori” ve “devrimci akıl” (Marksizm bağlamında) denecekse, yüzyıl dönemecindeki en “baba” figürler Bernstein ve Kautsky’dir. Ancak fazla sürmemiştir. İlkinin revizyonizmine önce Rosa Luksemburg bayrak açmıştır. Troçki, Çarlık Rusya’sı bağlamında işlediği, ancak “çeper” ülkelere da yaygınlaştırılabilecek “eşitsiz ve bileşik gelişme” ve “sürekli devrim” kavramlarıyla Marksizm’in “doğrusal gelişimci” yorumlarına karşı çıkmıştır. Lenin ise hem Luksemburg’un devrimciliğini hem de Troçki’nin “daha özgün” Marksizm yorumlarını içeren, ancak hepsini aşan bir siyasal akılla başka bir teorik bütünlük kurmuş, bu bütünlüğü devrime taşımıştır.

Yani omurgayı Lenin çakmış, böyle çakmıştır…

***

21. yüzyılın ilk 15 yılı…

Yaşadığımız bu dönemde devrimci siyasal aklı zorlayan, ona adeta meydan okuyan çok daha fazla ve karmaşık olguyla yüz yüze olduğumuzu kabul etmek zorundayız.

Aradan geçen yüzyıl içinde pek çok olgu birikmiştir: Faşizm, anti-faşist mücadele ve cepheler… İlkinden daha kanlı ve kapsamlı bir savaş… Ulusal kurtuluş savaşları… İç savaşlar… Yeni devrimler… Başarısız kalan ya da “çalınan” devrimler… Çöken sosyalizm deneyimleri… Kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin krizi…

İsteyen bunlara teknoloji ve iletişim alanındaki yenilikleri de ekleyebilir.

Dahası, günümüze doğru yaklaşırken gözlemlediğimiz başka olgular da vardır: Geriletilen sınıf hareketi… İşçi sınıfının yapısının/bileşiminin köklü biçimde değişmesi… Sınıf kültürünün pek çok yerde kitle kültürü içinde erimesi… Uluslararası kapitalist entegrasyonun daha fazla zayıf halka yarattığı halde bu halkalardan her birinin “kopmasını” engelleyebilecek imkân ve araçlara sahip olması… Kapitalizmin 1970’ler sonrası yapılanmasının ve birikim modellerinin tetiklediği, “yeni” toplumsal tepkiler ve hareketler…  

Hepsi, “devrimci siyasal aklı” zorlayan olgulardır.

Ve hepsi “omurganın” bir kez daha çakılmasını gerektirmektedir…

***

Peki, bunun için yeni bir Lenin mi gerekiyor?

Kuşkusuz hayır…

Peki, omurganın çakılması için yine, yeniden ve bir kez daha Leninizm mi gerekiyor?

Kuşkusuz evet!

Ama…

Aması şu: Leninist omurga, belirli bir örgüt modeliyle çakılmamıştır; örgüt modeli, işin başı değil, devrimci siyasal aklın (teorinin) çok daha temel kimi tespitlerinin sonucudur: Toplumsal formasyonun bütününden hareket etme, dışarıdan bilinç ve öncülük…

Hepsi, artık kimse, öznenin kendini kuşatan nesnellik ve onun hareketlenmeleriyle birlikte devinmesini, onunla etkileşim içine girmesini, oraya “verdikleri” kadar oradan “alacaklarının” da olduğunu bilmesini gerektirir.

Kısacası, mesele, elde “hazır duran” bir omurganın verili nesnelliğe çakılması değildir; omurganın süreç, mücadele ve pratik içinde yeniden üretilip öyle çakılmasıdır.

Yoksa ne Haziran (2013), ne bir sınıfı dinamiği ne de herhangi bir toplumsal hareketlilik “dışarıdan birileri gelip de bana omurga çaksa ne iyi olur” diyecek değildir…