Gündem yaratmak ve gündem olmak



19-01-2019 02:31


Metin Çulhaoğlu

Profesyonel gazetecilik denilen meslekte hiç deneyimimiz olmadı. Belki de bu nedenle başkalarının harcıâlem bulabileceği kimi mesleki tespitler bize ilginç geliyor.

Alanın “duayenlerinden” sayılması gereken Tuğrul Eryılmaz’ın söylediklerinde bu camiayı tanımaya yardımcı olacak pek çok gözlem, anı ve tespit yer alıyor. Bunlardan biri de basında “güncel olanı takip etmekten çok gündem yaratmanın”  esas mesele sayılması ve hep bunun peşinde koşulması (68’li ve Gazeteci, Asu Maro’nun Tuğrul Eryılmaz’la Söyleşisi, İletişim Yayınları 2018, s. 199).  

Bu girişten sonra başka bir alana atlayalım ve soralım: Bugün Türkiye’de sosyalist düşüncenin ve pratiğin, günceli takip etmekten gündem yaratmaya geçememe gibi bir sorunu olduğundan söz edebilir miyiz?

***

Gazetecilik apayrı bir alan; o alanda gündem yaratmanın ortamları da koşulları da herhalde bambaşkadır. İşin o yanını bırakıp sosyalizme dönelim ve soralım: Sosyalizmin “gündem yaratması” mümkün müdür?

Pek öyle görünmüyor.

En doğrusu, basın için geçerli olabilecek “gündem yaratma” çabalarına mesafe koymaktır. Asıl iş, güncelin takibine farklı bir bakış getirerek gündeme ek bir boyut daha katmaktır. Sosyalizmin yapması gereken ve yapabileceği budur.

Geçmişe dönersek, Türkiye’de sosyalizm 1961-71 döneminde Yön ve TİP’le başlamak üzere bunu yapmıştır. Ülkenin, halkın gündeminde ne varsa, bunlara bir de “sosyalizm açısından” bakılabileceğini kabul ettirmiştir. Bu dönemde sosyalizm günceli takip etmiştir; ama ona esir olmamış, güncele kendi yaklaşımını katarak gündemi boyutlandırmıştır. 1970’lerin başından 1980’e uzanan dönemde ise önceki döneme göre daha nicelikli, daha yaygın olduğu halde gündemini kaybetmiştir.

1960’ların sol gündeminin üzerine, “insanca hakça düzen”, “toprak işleyenin su kullananın” gibi sloganlarla 1970’lerin başında Ecevit’in mavi dalgası oturmuştur.      

Sosyalizme ise, Milliyetçi Cephelere, ülkücülere, faşizan gidişe karşı mevzi tutma işi kalmıştır.

Bugün bir 68’liye kendi dönemini sorsanız teoriden, dünyanın 1960’lardaki durumundan; dönemin fikir, sanat ve kültür ortamlarından söz edebilir; 78’liye sorsanız, söyleyeceklerinin büyük bölümü faşizme karşı direniş anlatımından oluşacaktır.  

Dünya ve Türkiye ortamı açısından 68’lilerin şansı, 78’lilerin ise şanssızlığı sayılmalıdır.

***

Konuya dönersek, günümüz Türkiye’sinde sosyalizm, güncellik takibinden hareketle gündemi boyutlandırma çabası içinde olmalıdır diyoruz.  

“Zaten yapıp yapabileceği budur” demiyoruz; yapması gereken budur…

Ancak, ortada “ince” bir nokta vardır: Güncele ve güncelin takibine aşırı odaklanma sosyalist ya da sosyalizme açık denebilecek kesimlerde bir bezginliğe yol açmaktadır. Kendini solcu, sosyalist olarak tanımlayan insanların güncel dünyasının sahte seçmenler, YSK, AKP’nin ne yapıp edip bu işi de kıvıracağı, yerel seçimlere hiç umut bağlanmaması gerektiği, CHP adaylarının ne kadar düzen içi olduğu gibi başlıklardan ibaret hale gelmesi ciddi bir sorundur.

Sahte seçmenlerden başlayıp CHP adaylarının kimliğine uzanan tepkiler ne kadar haklı olursa olsun, bu tepkiler karşılığını örneğin geniş çaplı bir seçim boykotunda bulamayacaksa siyaseten doğru sayılamaz.

Basında, karşılığı olmayan bir doğru gene doğru olabilir; ama siyasette karşılığı olmayan doğru, doğru sayılamaz.

En fazla, bireysel ölçeklerde vicdan rahatlatabilir ki bu da apolitikliğin bir türüdür.

Eğer siyasetten söz ediyorsak, bir vurgu daha: Mevcut durum ve akıl belirli bir sonuca işaret edebilir; ama başka bir sonucun ortaya çıkma ihtimali örneğin yüzde 10 bile olsa ve sonucu önceleyen süreç size kimi imkânlar sunuyorsa oraya asılırsınız ve yüklenirsiniz.

Yaşanan güncel süreçlere umutsuzca bakmak yerine bu süreçleri “güncele sosyalist bakışın” ve buradan hareketle “gündeme girmenin” (henüz gündem belirlemenin değil) zemini olarak görmek en doğrusudur.

Aynı zamanda en “sosyalistçesi”…

Esamisinin okunmadığı, ateş olsa cirmi kadar yer yakacağı söylenen sosyalizmin, herhangi bir seçim vesilesiyle birdenbire düzene ve seçimlere meşruiyet kazandıran bir güç mertebesine yükseltilmesinde bir tuhaflık vardır.

Ya biridir ya da öteki; ikisi birden olamaz…  

Son olarak: Kayyumların hepsi geldikleri yere geri gönderildiğinde, ihtimal bu ya AKP gerilediğinde ve önemli birkaç büyük ili kaybettiğinde Türkiye’de hiçbir şeyin değişmeyeceği düşünülüyorsa, bu yazıyı boş verin, siyaset denilen şeyin kendisinin en baştan tartışılması gerekecektir.