Güç



21-12-2014 09:10


Barbaros Tantan

Bu kez, ülke gündemini uzunca bir süredir işgal eden olaydan örneklemeler çıkartarak başlayıp, yerel başlıklara dönmeye çalışacağım.

Olay, herkesçe biliniyor. İktidar ortaklığında yaşanan çatlağın iyice yarılmaya dönüşmesi sonucu, kutsal ittifak olan gücün "paralel yapı" denilerek değersizleştirilmesi ve devlet yapısı içinden tasfiye edilmek istenmesi.

Eğitimden, güvenlikten, yargıdan, şimdi de medyadan dışlanarak değersizleştirilmek istenen kutsal ittifak kadroları, şimdilerde "hükümete darbe yapma girişiminde bulunan teröristler" olarak tanımlanıyor.

Ve, yüzyılın güç gösterisi bu salvo ile başlıyor…

Artık, kimin gücü kime yeterse.

17 ve 25 Aralık operasyonları 2013’te yapılmış, sözde devlet olanakları kullanılarak yolsuzluklar kamuoyu önüne çıkartılmış, isimleri geçenler de yargı önünde değersizleştirilmek istenmiştir.

Bu, devlet içinde örgütlenmiş güce karşı mağlubiyeti asla göze almayacağının ilk sinyalini verdiğinde güç gösterisinden çekinmeyen siyasal akıl önce eğitim alanının kritik eşiği olan dershanelerin üzerine gitti. Sonra, devlet adına yürütülen çeşitli  operasyonlar için hazır tutulan güvenlik kadrosu içinde tasfiyeler başladı. Bu yeterli olamazdı, eğer güç gösterisinden kesin galip çıkılması için yargı da dizayn edilmeliydi ve yapılan yasal değişikliklerle bu süreç de kazasız belasız geçildi.

Sıra "yasama-yürütme-yargı"" üçlemesinin yanına konulan dördüncü güç medya dizayn edilebilmeliydi. O olmazsa, algı operasyonunun başarıya ulaşması söz konusu olamazdı. Ve bunun için de, göz karartıp bu alana dalındı.

Bilindiği üzere, uzun bir süre toplum mühendisliği adına kullanılan medya merkezlerindeki önemli isimlere operasyon çekildi. Aslında, bu kez amaçlanan ciddi bir gözdağı vermekti. Ama, bir bölümüne bu mesaj verilirken, bir bölümü suçlu çıkartıldı.

Yani, "kontrolsüz güç, güç değildir" dedirten bir örnekleme ile karşılaştık.

Şimdi, sıra, gücün sınırlarını iyice zorlamaya geldi. Bu kapsamda, Amerika'nın Pensilvanya eyaletinde yaşayan Gülen Cemaati'nin lideri Fethullah Gülen hakkında yakalama kararı çıkartılması istendi. Ortada henüz bir yakalama kararı yok ama Başbakan Ahmet Davutoğlu söz konusu isim için açıklamalarda bulunup, kırmızı bülten çıkarılması konusunda da açıklamalar yapmıştı.

Diyordu ki;

"Fethullah Gülen'le ilgili de soruşturma neyi gerektiriyorsa mutlaka yargı onun gereğini yapacak. Yargı süreci içinde bir talep söz konusu olursa kırmızı bülten ve diğerleri, herhangi bir suç söz konusu olduğunda hangi işlem yapılıyor ise hiçbir ayrım gözetmeden eşit durumdaki bir vatandaşa ne uygulama yapılırsa o yapılır."

Güç gösterisi, artık birkaç 'tık' öteye taşınmıştı. Yani, ok yaydan çıkmış, geri dönüşü olmayan bir yola girilmişti.

Gücün gözü kör etmesi böyle bir şey olsa gerek…

**********

Güçsüz mü görünüyorlar?

Onlar, ekonominin yükünü taşıyan meslek gruplarından biridir. Dertleri hep çoktur ve o dertlere çözüm uzun yıllardır bulunamamıştır. Ya da, geçici çözümler bulunmuştur. Bu yüzden, her yeni uygulama döneminde bir dokun bin ah işitirsin.

Sözünü ettiğim meslek grubu, kamyon ve TIR sürücüleridir.

Sorunları sadece bölgemiz için midir bilemiyorum, ama güç olmadıkları için sıkıntıları her geçen gün artıyor. Oysa, sayıları o kadar çok ki, ama bir araya gelip güç oluşturamadıkları için hep sıkıntı çekiyorlar.

Güncel sorunlarının başında, Hızlı Geçiş Sistemi’ndeki aksaklıklar geliyor. Kamyoncular, HGS sistemindeki aksaklık sebebiyle yedikleri cezalara isyan ediyor. 40 civarındaki kamyon ya da TIR sürücüsüne, haksız yere 20 ile 60 bin TL arasında değişen cezalar kesilmiş.

Buna neden olan, TEM’in Körfez-Kandıra arasındaki çevre yolunun ücretsiz olduğu duyurusu. Buna göre hareket edip o güzergahı kullanan kamyon ya da TIR sürücüleri, buradan geçerken tablo sıfır ücreti gösteriyor. Fakat, kartlarından para kesiliyormuş. Eğer kartta para yoksa, ücret alınamadığı için 11 kat kaçak geçiş cezası kesiliyormuş. 

Cezalarla ilgili dosyalara olan itirazı ve şikayetlerini bakanlığa göndermişler. Ama, dedim ya, yeterli oranda güç olamadıkları için sorun bugüne dek çözülememiş. Çünkü, karşıdaki daha etkin bir güç ve "dediğim dedik" diyor…

Şimdi sormak lazım, mağdur olan, ceplerinden haksız yere para alınan bu meslek sahipleri, gerçekten çok güçsüz mü görünüyorlar ?

Karşı karşıya kaldıkları cezaların altında yatan asıl gerçek bu mu yoksa?

**********

Pankart indirmek

Siyaset arenasında, eşitsiz koşullar olduğu bilinen bir gerçek. Özellikle de, iktidar gücünü elinde bulunduran anlayışın yarattığı bir eşitsizlik bu.

Bu güç, o kadar pervasızca kullanılıyor ki, yerelde de, genelde de muhalefet ölçekli siyaset yapmak isteyenlerin önü kesiliyor, baskı altına alınmak isteniyorlar. Bunun için sıkça kullanılan yöntem, polis baskınları.

Yakın zamanda ilk pankart faciası, ÖDP il merkezine, Recep Tayyip Erdoğan’ın Tüpraş’ta bir törene geldiği gün asılan ve üzerinde karışık harflerle yazılmış ‘katil, hırsız, şehre gelme’ yazan pankartın yarattığı alınganlık hemen soruşturma gerekçesi oluşturmuştur. ÖDP İl Başkanı fiili bir durum yaratılarak ifadesine başvurulmak üzere polis merkezine çağrılmıştır.

Bu kez, polis eliyle yürütülen aynı baskı CHP’ye yöneldi.

CHP İl binasına, 17-25 Aralık operasyonları dolayısıyla asılan ‘Hırsız var’ pankartı, emniyet güçleri tarafından indirildi, ayrıca parti binasında başka pankart olup olmadığını netleştirmek için arama da yapıldı.

Bu, açıktan bir güç gösterisidir…

Bu gösteriyi yapacak kolluk kuvvetleri dünden hazır, bu gösterinin yapılmasına olanak yaratan yargı kararı hemen çıkıveriyor ve uygulama gerçekleştiriliyor.

ÖDP ve CHP’ye yapılanların adı, ‘GÜÇ GÖSTERİSİ’dir.

Artık, kolluk güçlerinin görevleri arasına yeni bir terim de girmiş oldu. ‘PANKART İNDİRMEK’, ne diyelim, kolay gelsin…

**********

Haziran çağırıyor

Ülkenin dört bir yanını sarmaya başlayan çoban ateşi, ilimizde de bugün yakılmış olacak. Aslında, uzunca bir süredir hareket halinde olan ateşleyici unsurlar, mahallelerden çıkartılan enerjiyi ortak bir noktada buluşturup hedefe kilitlenmenin yollarını birlikte tartışacak.

Önyargısız buluşmalarını Haziran ayaklanması döneminde başlatan kent dinamikleri, Haziran Hareketi’nin çağrısına da kayıtsız kalmadı. Genciyle, kadınıyla, işçisiyle, öğrencisiyle ve emeklisiyle yan yana gelip tartışmaya başlayarak, ortak kültürün ve atılacak adımların önemli bir öznesi olmanın yolunu aramaya başladılar. Buradan çıkan enerjiyle bugün kent forumunu yapmış olacaklar ve emek kentinden daha gür ses çıkması için geniş bir örgütlenme ağının kurulmasına katkı sunmanın ilk adımını da atmış olacaklar.

AKP’nin dayatma politikalarına dur demek, gelecekte daha özgür bir ülkede yaşamak için atılacak ilk ve ciddi adımın, yarına önemli birikimler bırakacağına olan inancımla, Haziran çağrısına uyan tüm dostlara, selam, sevgi ve başarı dileklerimi iletiyorum.

Bu zeminde de, vakit geçirmeden güç biriktirmek gerekiyor…

**********

Yanında ya da karşısında, farketmez

Güç, öyle bir algı yaratıyor ki, yanında olun ya da olmayın, karşısına geçin ya da geçmeyin, en yakınınızdaki ile bile farklı düşünmenize neden olabiliyor.

Yani, toplumsal yaşam için ciddi yarılmalar oluşturabiliyor.

Bugünlerde, kentimiz açısından gücün yarattığı yarılmalardan biri kent içi ulaşıma çözüm olarak sunulan raylı sistem yani tramway projesi.

Projeye karşı çıkan yok, hemen her kesimden destek alıyor. Çünkü, motorlu taşıtlarla yapılan şehir içi yolculuğu artık yapılamaz hale geldi. Kördöğüşü görüntüsü yaratan şehir içi trafiğini aşmanın tek yolu raylı sistem. İşte, mesele de, tam bu noktada yarılmaya neden oluyor.

Güç sahibi yerel yönetim, raylı sistemin en işlek noktalardan geçirilmesini savunuyor. Çünkü, bunun maliyeti, diğer güzergahlara göre çok daha düşük olabilecek. Ama, şehir merkezindeki yapısal ve diğer sıkışıklıklar dolayısıyla, söz konusu projeye ‘mutlak alternatif güzergahlar aranmalıdır’ tezini savunanların sayısı da azımsanmayacak oranda.

Yürüyüş yolu üzerinden hat çekilmesi projesi uzun bir süre tartışıldı. Tartışmadan yeterli destek sağlayamayacağını gören AKP’li Büyükşehir Belediyesi yönetimi, "bu yoldaki çınar ağaçlarını da koruma altında tutmalıyız" gibi son döneme damgasını veren mücadele başlığına gönderme yaparak ve sözde halkın tepkisini dikkate alarak, projeyi daha güneye kaydırdığını açıkladı.

Şimdilerde, D-100 karayoluna paralel biçimde önemli oranda trafik yükünü çeken Ankara Caddesi ve Şahabettin Bilgisu Caddesi güzergahı tartışılıyor. Bu cadde, esnafların yoğun olduğu bir güzergah.

Proje, esnafı düşünsel anlamda tam ikiye bölüyor denilebilir. Gücün yanında duran ve geleceğe yönelik projeksiyondan haberdar olmayan bir bölüm esnaf, "cadde hareketlenir, işlerimiz artar" diyerek kayıtsız şartsız destek verilmesi yönünde görüş belirtiyor. Diğer bir kısım esnaf ise, güzergahtaki mevcut araç trafiğinin kaldırılacak olmasının işlerine olumsuz yansıyacağını savunuyor.

"Amacını anlayamadık", "Bizim için kötü olacak", "Bizi yakıyorlar" başlığı altında karşı çıkanlar olduğu gibi, "bu güzergah daha iyi", "Tramvay geldikten sonra cadde üzerindeki yaya trafiği ister istemez artacaktır. Yaya trafiğinin artması da bizim işlerimizi olumlu etkileyecektir", "bu cadde tekrar canlanacaktır" ve "Cadde üzerindeki işletmeler oldukça olumlu etkilenecektir" diyerek destek verenler de var. Bir de, "zaman gösterecek" değerlendirmesiyle orta yolculuk yapanlar da.

Yerel yönetim, bu konudaki negatif yaklaşımları bir biçimiyle pozitif hale dönüştürüp, ‘gücün karşısında durulamaz’ sözünü bir kez daha ispatlamaya çalışıyor.

'Bu daha başlangıç, mücadeleye devam' diyenleri haklı kılacaklar gibi…

brbrstantan@gmail.com