Görünmeyenlerin hayatta kalma çabası



22-11-2020 00:55


Deniz Mardin

Herkesin sağlıklı bir şekilde yaşayabilmesi için barınma, iş, eğitimin yanı sıra sağlık hizmetlerinin toplumdaki farklı grupların ihtiyaçlarına göre organize edilmesi gerekiyor. Ancak toplumda vatandaş olanların ya da olmayanların sağlık ihtiyaçlarının karşılanması durumunda farklılıklar görüyoruz. Peki, sağlık sisteminin sadece toplumun bir bölümüne göre tasarlanması ve uygulanması diğer kişilerin haklarının ihlal edilmesine neden olmaz mı? Mesela toplumda sağlık hakkı ve ihtiyaçları görünmez kılınan gruplardan bir tanesi kayıtsız göçmenler. Toplumda genellikle göçmenlerin sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı gündeme getirilen ve tartışılan konulardan bir tanesi çünkü birçok kişi sağlık hizmetlerinin sadece vatandaşlara sunulması gereken bir hizmet olduğunu düşünüyor. Ancak tam da pandemi sürecinde sağlık hakkının vatandaş olan ya da olmayan herkesi kapsaması gerektiğini hatırladık. Fakat unutmamamız gereken ise bunun sadece pandemi sürecinde uygulanması gereken bir durum olmadığı ancak temel bir insan hakkı olduğudur.

Türkiye’nin de imzacı olduğu uluslararası antlaşmalara göre sığınmacılar, mülteciler ve kayıtsız göçmenler de dahil tüm göçmenlerin koruyucu, tedavi edici ve palyatif hizmetlere erişim hakkı var. Ancak bu hizmetlere erişimin sağlanması antlaşmalara imza atmış devletlerin sorumluluğunda ve sunulacak hizmetlerin kapsamları ulusal mevzuat ile düzenleniyor. Kayıtsız göçmenler bir çok ülkede temel haklardan yoksun yaşıyorlar ve bu kişilerin görünür kılınması, onlara belirli hakların tanınması ve hizmetlere erişimlerinin sağlanması ile doğru orantılı. Cuadra(1) ve arkadaşlarının 2011 senesinde Avrupa Birliği ülkelerinde kayıtsız göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişimlerini karşılaştırdıkları çalışmada, ülkelerin sundukları hizmetlerin farklılaştığını tespit ediyorlar. Sosyo-ekonomik durumu daha iyi olan ülkelerin kayıtsız göçmenlere daha kapsamlı hizmetler sunacakları beklenirken bu araştırmanın sonuçları bunun böyle olmadığını gösteriyor. Buna örnek olarak Avrupa Birliği ülkeleri arasında refah durumu iyi olan İsveç’in, İspanya ve Portekiz ile karşılaştırıldığında çok daha kısıtlı hizmetler sunduğu görülüyor. Sonuç olarak toplumdaki en kırılgan gruplardan biri olan kayıtsız göçmenlere kapsamlı hizmet sunumunun ülkenin refah durumu ile değil hak temelli politika geliştirme ile ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Peki neden ülkeler arası sunulan sağlık hizmetlerinin kapsamı değişiyor? Bunun en temel nedenlerinden biri sağlık giderlerinin azaltılmasının amaçlanması. Ancak gerçekten kısıtlı sağlık hizmeti sunumu sağlık giderlerinin azaltılmasını sağlıyor mu? Bu soruya cevap vermek isteyen bir çalışma(2) Almanya’da göçmenlerin sağlık verilerinin ve buna bağlı sağlık giderlerinin hesaplanması ile yapılmış. Toplumun belirli bir kısmına sunulan sağlık hizmetlerinin kısıtlanması, kapsamlı bir sağlık hizmeti sunulan şartlarla karşılaştırıldığında daha fazla sağlık harcamasına neden olduğu görülmüş. Çünkü kısıtlı sağlık hizmeti sunulması göçmenlerin sağlık merkezlerine ekonomik nedenlerle başvurmamasına, hastalıkların ilerlemesine, daha ağır şartlarda başvurulduğunda hastane yatışlarının uzamasına ve yoğun bakım ihtiyacının artmasına neden oluyor. Sonuç olarak daha kısa sürede ve temel sağlık hizmetleri ile tedavi edilebilecekken sağlık sorunları ilerliyor, tedavi süreci uzuyor ve daha ileri seviye bir sağlık hizmetine ihtiyaç duyuluyor. Bu durum bazen ölümle de sonuçlanabiliyor. 

Bir çok ülkede kayıtsız olmalarına rağmen annelerin, çocukların ve yaşlıların daha kapsamlı sağlık hizmetlerine erişimleri sağlanıyor. Bunun temelinde bu kişilerin sağlık ihtiyaçlarının önceliklendirilmesi geliyor. Ayrıca bu kişilerin sağlık hakları farklı uluslararası antlaşmalarla korunuyor. Buna örnek olarak Türkiye’nin de imzacı olduğu “Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Bertaraf Edilmesi Sözleşmesi” mevcut. Mesela bu sözleşmenin 12. maddesinde hamilelik döneminde sağlık hizmetlere erişim ve doğumun gerektiği takdirde ücretsiz sunulması vurgulanıyor. 

Türkiye’de durum nasıl diye baktığımızda kayıtsız göçmenlere yönelik sağlık politikalarının pek de olmadığını görebiliriz. Hatta sağlık hizmetlerine erişimlerinin dil bariyeri, kültürle farklılıklar yanı sıra vatandaşlara göre çok daha fazla ücret ödemeleri nedeni ile da zorlaştırıldığı kesin. Kayıtsız göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişim durumunu, yaşanan bir örnek ile aktarmak istiyorum. Bu olayı kişinin onayı ile paylaşıyorum ve mahremiyet çerçevesinde kişi ve mekan isimlerini belirtmeyeceğim. Bu yaz aylarında kayıtsız göçmen bir gebe ayaklarda ödem ve yüksek tansiyon şikayeti ile bir eğitim ve araştırma hastanesine başvuruyor. Yapılan kontroller sonucu bebek ve annenin hastanede takip edilmesi ve yatış yapılması gerektiği belirtiliyor. Ancak kişinin kayıtsız olması nedeni ile ücretlendirme– kayıtsız göçmenler için bir ücretlendirme yönergesi bulunmadığı için- Sağlık Turizmi Genelgesi’ne tabi tutuluyor. Esasında bu genelge Türkiye’ye sadece sağlık hizmeti almak için gelen kişilere sunulan hizmetlerin kapsamını ele alan bir genelge. Ancak kayıtsız göçmenlere sunulacak sağlık hizmetlerinin nasıl ücretlendirileceği ile ilgili bir mevzuat bulunmaması nedeni ile bir çok hastanede ücret hesaplanırken bu genelge temel alınıyor. Başvurduğu eğitim ve araştırma hastanesinde göçmen anneden 6000-7000 TL arası bir ücret talep ediliyor. Kendisi bu ücreti ödeyemeyeceğini söylüyor ve bunun üzerine hiçbir tıbbi girişim yapılmadan kendi isteği ile çıkış yaptığını belirten bir metin imzalayarak hastaneden ayrılıyor. Nereye başvurması gerektiğini bilemediği için mahalle dayanışma ağından bir kişi ile temasa geçiyor ve sonunda farklı yönlendirmelerle önce özel bir kliniğe gidiyor ve orada yapılan muayene sonrası kendisine durumun kritik olduğu ve en kısa zamanda kapsamlı bir hastaneye gitmesi gerektiği tekrardan söyleniyor. Ekonomik nedenlerle destek olabilecek bir kuruluş arıyor ve başka kişilerin yönlendirmesi ile sağlık danışmanlığı verdiğini belirten bir sivil toplum kuruluşuna başvuruyor. Ancak sağlık durumunun ne kadar kritik olduğu sağlık profesyoneli olmayan kişiler tarafından anlaşılmadığı için hafta sonunun geçmesi beklenerek pazartesiye randevu alınıyor. Ne yazık ki dört gün öncesine kadar hala hayatta olan bebeğin pazartesi yapılan kontrolde kalp atışlarının olmadığı tespit ediliyor. Anne büyük bir yıkım yaşıyor ve en sonunda aynı gün başka bir hastanede sezaryen için ameliyathaneye alınıyor. Bebek anne karnında hayatını kaybetti. Annenin karşılaştığı ekonomik engeller, belgesiz olması, sağlık profesyoneli olmayan kişilerin geç yönlendirmesi bir bebeği öldürdü. Belki de bu anne sağlık hizmetlerinden yararlanmaya çalışırken temas ettiği hiç kimse bebeğin ölmesini istemezdi ancak sistemin işleyişi insanları öldürüyor. Sağlık merkezlerine geç başvuruya neden olan ve sonuç olarak bireylerin sağlık durumunun kötüleşmesine hatta bazen de ölümüne neden olan tüm engeller insan hakları ihlalidir. En başta bunun sorumlusu ise kayıtsız kişileri görmeyen ve görünmez kılan sistemdir.

“Öteki” olarak gördüğümüz kişi bir “biz”in parçasıdır. Hatta biz de başka bir yerde “öteki” olarak görülebiliyoruz. Esasında birilerinin haklarını savunurken temelde kendi haklarımızı savunuyoruz. Olaylar sadece ötekinin başına gelmiyor çünkü ötekinin başına gelenin bizim de başımıza gelebileceğini tam da salgın sürecinde deneyimleyerek öğrendik. Bu nedenle acilen sağlık politikalarının toplumdaki farklılıkları gözeterek planlanmasına ve bu şekilde uygulamaların düzenlemesine ihtiyacımız var. Kayıtsız bir göçmen olmanın bedeli bu olmamalı ve hiç kimse bu şekilde bedel ödememeli!


(1) Björngren Cuadra, C., 2011. Right of access to health care for undocumented migrants in EU: a comparative study of national policies. European Journal of Public Health, 22(2), pp.267–271.

(2) Bozorgmehr, K., ve Razum, O. 2015. “Effect of restricting access to health care on health expenditures among asylum-seekers and refugees: A quasi-experimental study in Germany”, 1994–2013. PLOS ONE, 10(7), e0131483.