“Gökte Allah, yerde sosyalizo”



30-10-2014 09:16


Memleket yangın yeri. Nereye baksak iş cinayetleri, şiddet, cinsiyetçilik, emekçi düşmanlığı, talan, rant, gericilik, bilim düşmanlığı, sağlıksızlık kol geziyor.

Rant, gericilik, bilim düşmanlığı ve sağlıksızlık demişken; geçtiğimiz günlerde bilimsel etkinliği kanıtlanmamış pek çok garip uygulamayı meşrulaştıran Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği yürürlüğe girdi. Buna göre arı zehri, bitkiler, sülük, larva ve hacamat sertifikalı tabip ve diş tabipleri tarafından “tedavi” amacıyla kullanılabilecek.

Bunu şimdilik burada bırakalım, hazır Cumhuriyet haftasında iken Birinci Cumhuriyet döneminde yürürlüğe giren ve AKP’nin rantçı Sağlıkta Dönüşüm Programı ile heba edilen bir yasayı ele alalım:  Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun yani 224 sayılı yasa; ya da en yaygın kullanım ile Sosyalizasyon Yasası.

27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin belirlediği bir ortamda dönemin Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Dr. Nusret Fişek tarafından hazırlanan Sosyalizasyon Yasası, Milli Birlik Komitesi’nin görev süresinin son günü olan 5 Ocak 1961’de kabul edildi. 60’lı yılların vahşi kapitalizmin yerini uzlaşmacılığa bıraktığı ve sosyal devlet yapılanmalarının zirvede olduğu atmosferinde bu yasa, ülkenin yoksul ve sağlıksız bırakılmış her köşesine sağlık hizmeti götürmeyi önüne koyuyordu. Yasanın uygulanmasını koordine ve denetim amacıyla oluşturulan Genel Kurulda, bugünün iktidarının her fırsatta küfrettiği Türk Tabipleri Birliği de yerini alıyordu.

Sosyalizasyon ile gelen uygulamalar özetle; sağlık ocaklarında parasız hizmet, entegre hizmet, ekip hizmeti, nüfusa orantılı hizmet, koruyucu sağlık hizmetine öncelik ve önem, gezici hizmet, personelin sürekli eğitimi, toplum katılımı, sevk sistemi ve tam gün uygulaması idi. Yani ülkenin en ücra köşelerine götürülen sağlık hizmeti merkezi bir yapılanma ile, toplumcu tıp bakış açısıyla ve yerel ihtiyaçlara binaen örgütlenecekti.

Ülkenin ihtiyaç ve olanaklarını gözeterek yapılandırılan Sosyalizasyon Yasası Türkiye tıp tarihinde pek çok açıdan bir devrim sayılabilir. Yasanın yeteri kadar uygulanamaması ve ülkede sağlık hizmetlerinin giderek hantallaşmasının altındaki nedenler ise tanıdıktır: Yasa'yı uygulamamaya dair net bir siyasi kararlılık söz konusu olmuştur. Bu kararlılığı belirleyen dinamiklerin başında, gözünü artık hizmet sektörüne dikmeye başlayan kapitalistlerin çıkarları gelmiştir. 80’li yıllarda şahlanan neoliberal politikalar tüm dünyada sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesine neden olurken, Türkiye’de sosyalizasyonun sonunu getiren bu neoliberal dalgayı dünyada yalnızca sosyalist Küba ve Venezuela savurabilmiştir.

Ülkenin dört bir yanına ücretsiz, koruyucu nitelikte ve bilimsel sağlık hizmetlerinin götürülmesi, yoksul Türkiye halkını merdiven altı yerlerde uygulanan bilimdışı yöntemlerden, hurafecilerden, muskacılardan, üfürükçülerden, şarlatanlardan kurtarmaya da hizmet etmiştir. Sosyalizasyon sayesinde, “tabiplik taslayan, doktormuş gibi davranarak birlerini tedaviye kalkışan kimse” anlamına gelen “mutatabbib”lerin ortalıkta fink atmasının önüne geçilmiş, hastalıklarının çaresine derman arayan hastalar bu şarlatanların elinden kurtarılmıştır.

Doç. Dr. Ahmet Çelikkol 1979 yılında Toplum ve Hekim’de yayınlanan makalesinde dönemin mutatabbiblerini anlatıyor:

“Özellikle kırsal kesimde kümelenen ve Doğu bölgelerimize doğru sayısı giderek artan mutatabbiblerimiz arasında, sağlık uygulamalarına ilişkin deneyimlerine dayanarak hizmet vermeye çalışan kişilerden şarlatanlara ya da inanç sömürücülerine kadar her tür kişi bulunmaktadır.

Sarılık kesen, iki kaş arasına bir ustura çiziğiyle onulmaz baş ağrısını sözde dindiren «hacamatçı”, bildiğimiz «muskacı”, okuyup üfleyerek sirozdaki karın şişliğini iyi eden «üfürükçü», artık iyiden iyiye çağdışı, şarlatan ya da inanç sömürücüsüdür. Bunların hastaya, dert çeken kişiye yarar sağlaması olanaklı değildir, fakat tedavi etme iddiasındayken zarar vermesi zorunludur, kaçınılmazdır.

Bu tür mutatabbiblere, inanç sömürücülerine ya da şarlatanlara kızmak, cezalardan ceza beğenip en ağırını yüklemek soruna çözüm getirmez. Buradaki sorun gerçekte dertlerin en ağırını çeken hasta yurttaşlarımızdan hiç olmazsa bazısının neden hekime ya da diğer sağlık personeline değil de mutatabbiblere, şarlatanlara başvurduğudur. Konuya toplumsal gerçeklerimizi değerlendirerek bakmak zorundayız. Ancak o zaman sorunun çözümüne yönelik adımlar atabiliriz.”

12 Eylül Darbesinden yaklaşık bir buçuk yıl öncesinin kesitini sunan bu makale önemlidir; yazıda iktidarın siyasi bir irade ortaya koyarak her yere eşit ve parasız sağlık hizmeti götüren Sosyalizasyon Yasasını uygulamaması ile mutatabbiblerin artması arasında örtük bir ilişki ortaya konduğu görülebilir.

Günümüz dinamikleri de ne yazık ki benzerdir. Başa dönersek, rant, gericilik, bilim düşmanlığı ve sağlıksızlığın üstüne bir de katil karakterli ve halkın sağlığıyla oynamakta hiç bir çekince görmeyen bu iktidar, geçtiğimiz günlerde çıkardığı Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği ile bu topraklardaki tüm ilerici tıp birikimine açıkça meydan okumaktadır. Üstelik sağlık hizmetlerinin her basamağında ciddi katılım paylarının alınması, yoksul emekçi halkımızı sağlık kuruluşları yerine çok daha düşük meblağlar ödenerek kolaylıkla erişilebilen şarlatanların, mutatabbiblerin kucağına itecektir. 

Bu ülkenin ilerici tıp birikimi açık bir gerici saldırı altındadır. Başta hastalarımız ve emekçi halkımızın sağlığı için olmak üzere, sağlık alanındaki tüm ilerici güçlerin ve emekçilerin bu gerici saldırıyı püskürtme zorunluluğu tarihsel bir ödev olarak önümüzde durmaktadır.

NOT 1: Sosyalizasyonu, iktidar perspektifinden eleştiren bir kesim mevcuttur. Bu noktada Nusret Fişek’ten bir aktarım yapmadan geçmeyelim: “Ben her zaman hatırlar ve hatırlatırım. 1964 yılında Milliyet gazetesinin bir muhabiri, Muş ilinde sağlıkla ilgili bir röportaj yapıyor. Köylüye sorar; ‘Sağlık hizmetlerinden memnun musunuz?’ diye. Vatandaş sosyalleştirmeyi kendi diline çevirir; ‘Gökte Allah, yerde sosyalizo’ der. Ve bu Milliyet gazetesinde manşetteydi. Yani sonunda halk kendisine verilen hizmeti takdir eder, ediyor.”

NOT 2: Bu vesile ile herkesi Nusret Fişek’in ölümünün 24. ve doğumunun 100. yılı nedeni ile Türk Tabipleri Birliği tarafından düzenlenen etkinliklere de davet etmiş olalım. Etkinliklerin programı için: http://www.ttb.org.tr/index.php/Guncel/duyuru-4859.html

KAYNAKLAR

1.     On Soru On Yanıt: Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun; STED, cilt 10, sayı 3, Mart 2001

2.     Çiner U, Dr., Fişek G., Prof. Dr., Sağlıkta Sosyalleştirme: “Genel” ile “Yerel”in Önemi; http://sosyalpolitika.fisek.org.tr/?p=73 (Okunma tarihi: 29 Ekim 2014)

3.     Prof. Dr. Nusret Fişek’in Kitaplaşmamış Yazıları – I: Sağlık Yönetimi; Temel Sağlık Hizmetleri ve Sağlık Hizmetlerinin Finansmanı
Konusunda Söyleşi; http://www.ttb.org.tr/n_fisek/kitap_1/31.html (Okunma tarihi: 29 Ekim 2014)

4.     Çelikkol A., Türkiye’de mütatabbibler – Sosyalizasyon ve Tam gün Yasası, Toplum ve Hekim, Cilt 3, Sayı 17, Mayıs 1979, s. 24-26

5.     Geleneksel Ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği; Resmi Gazete, Sayı:29158, 27 Ekim 2014