Göğüs göğüse dövüşmek



14-02-2015 09:49


Can Soyer

İlyada, bir yanıyla, baştan sona kahramanlarla doludur. Kimi tutarlı kimi tutarsız, kimi kaygılı kimi hesapsız, kimi çıkarcı kimi yalansız olsa da binlerce dizenin içinde tanıştıklarımızın neredeyse hepsi, en azından bir kereliğine, yiğitliğiyle boy gösterirler.

Aias ve Diomedes de bu kahramanlardandır. Troya surlarının önünde süregiden kanlı savaşta çok göze batmayan, ama Homeros’un onlara kazandırdığı kişilik özellikleriyle hem sahneyi hem de birbirlerini tamamlayan iki yiğit savaşçıdır.

Telamon’un oğlu Aias’ın yiğitliği cüssesindedir. İri bir kaya parçası gibidir Aias, geniş omuzlarıyla, kocaman elleriyle, halat gibi bilekleriyle bir devi andırır adeta. Direnmede, inat etmede kimse onunla boy ölçüşemez. Savunmanın direği, Akha ordusunun direncidir; düşmanın karşısında taş kesilir, kimse onu kıpırdatamaz. Zaten ondan beklenen de budur: olduğu yerde kalmak, bir adım bile geri atmamak. Kimsenin ötesine geçemeyeceği bir sınır taşıdır; kale suruna dönüşmüş yiğitliktir Aias.

Ancak saldırıda pek hızlı değildir Aias, koca cüssesi buna izin vermez. Bedeni gibi aklı da kıvrak değildir; aptal denemez elbet, ama ince hesapları bilmez, kestirip atmak en rahat yaptığı şeydir. Sarf ettiği sözcükler de sınırlıdır bu yüzden, dünyası basittir, kendi ordusunu ve düşmanlarını tanımlayacak cümleler yeterli gelir ona.

Tydeus’un oğlu Diomedes ise bambaşka bir yiğittir. Aias ne kadar yavaş ve hantalsa, Diomedes o kadar hızlı ve çeviktir. Dayanmaktan değil de ileri atılmaktan gelen bir cesaret ve cürettir onunki. Diomedes’de gençliğin dirimi ve ateşi parlar; zaten Akha ordusunda Akhilleus’tan sonraki en genç kahramandır. O her zaman yürümeye, ilerlemeye yatkın olan, savaşa sanki sevinçle girmiş biridir. Yorgunluk ya da bıkkınlık nedir bilmez, savaş meydanında dört bir yanı dolanır, adeta bir sarhoş gibi savaşır. Dilinden dökülen “kargım ellerimde çılgındır” sözü esasında kendisini anlatmaktadır.

Homeros Diomedes’i anlatırken “o kadar önde, düşmanla burun buruna dövüşür ki Troyalıların mı yoksa Akhaların mı safında olduğunu anlayamazsınız” der. Bu da doyurmaz onu; Diomedes Troya ovasında Akhilleus’un da Hektor’un da göze alamayacağı şeyi yapar; düşmanlarını elinden alıp kurtaran ölümsüz tanrılara da saldırır, Aphrodite, Apollon ve Ares’e meydan okuyup onları kovalayacak kadar gözünü karartır. Üstelik de hiçbir tanrıtanımaz kibirle ya da övünçle yapmaz bunu. O sadece içindeki ateşin harekete geçirdiği bir savaşçıdır. Cesareti ile tutkusu birbirinin eşidir. Diomedes İlyada’daki tek şövalyece kahramandır, coşkulu bir yiğittir; coşkulu sözcüğünün Yunancadaki benzeriyle söylersek tanrısal bir soluk taşımaktadır.

Aias dimdik ve devasa bir kale suru ise, Diomedes yayından fırlamış, delici bir oktur.

***

Hangisi daha yiğittir diye bir sorunun anlamı yoktur. Aynı şekilde, Aias’ın mı yoksa Diomedes’in mi daha faydalı bir savaşçı olduğunu saptayabilmek de mümkün değildir. Birbirinin tam zıddı gibi duran Aias ve Diomedes, savaşın bütününe baktığımızda birbirini tamamlayan iki yüzdür aslında. Ve bu savaşta Aias’a da Diomedes’e de yer ve ihtiyaç vardır.

Bildiğimiz kadarıyla Troya savaşı en az 10 yıl sürmüştür. Homeros’un bize aktardığı son anlarında bile savaş hiç de tekdüze değildir. Ordular durmaksızın manevra yapar; askerler bazen büyük bir cesaretle ileri atılırken, bazen de yılgınlıkla geri kaçışır; savaş kimi zaman Troya surlarının önüne kadar gelirken, kimi zaman da Akha gemilerinin dibine ulaşır.

İşte Aias ya da Diomedes’in oynadıkları roller de bu gelgit içinde izlenir. Hektor ve Troya ordusu ovayı bir fırtına gibi silip süpürdüğünde ve Akha gemilerini ateşe vermeye başladığında Aias savunma hattının yıkılmaz duvarıdır. Akha ordusunu utanç verici mağlubiyetten kurtaran Aias’ın asla geri adım atmayan, attırılamayan direncidir. Sonra, durdurulamaz öfkesiyle Akhilleus’un önderlik ettiği Akha ordusu Troyalıları kovalamaya başladığında, safların en önünde Diomedes koşmaktadır. Bir kaplan gibi ileri atılan Akha ordusunun ölümcül pençesidir Diomedes; hedefe yürüyen saldırının delici oku, sivri mızrağıdır.

Savunmadayken güç Aias’dır, ordu onun ardında hizalanır, Diomedes mütevazi görevlerini sabırla yüklenir. Saldırıda ise, Diomedes orduyu peşinden sürükler, Aias ağır ve hantal cüssesiyle Diomedes’in peşinden fırlayan ordunun arkasından gelir.

Aias savunmanın kahramanıdır, Diomedes saldırının.

Aias gerisine düşülmeyecek sınırın bekçisidir, Diomedes kazanılacak zaferin müjdecisi.

Aias insanüstü bir güçtür, Diomedes tanrısal bir soluk.

***

Raymond Queneau “her büyük edebiyat eseri ya İlyada ya da Odysseia’dır” der.

Muhtemelen, bu söz büyük savaşlar ve mücadeleler için de geçerlidir.

Ve binlerce yıldır mücadele eden insanlığa seslenen bu destan, bizim çağımıza da ilham vermektedir.

Çağımız, vaktinde Aias gibi dimdik duranları, şimdi Diomedes gibi en önde savaşa davet etmektedir.

Çağımızın aradığı Diomedes’teki tanrısal soluk, delici ok, sivri mızraktır; dirim, cesaret ve cürettir.

Göğüs göğüse dövüşmektir.