'Gemileri yakmak' ya da şöyle söyleyelim: Devrimcileşme...



29-12-2017 11:57


Onur Emre

2017 yılında yaşanan ve AKP'nin temsil ettiği gericiliğin yayılmasına, yerleşmesine ve sivrilmesine hizmet etmesi amaçlanmış; öte yandan gündeme getirildiğinde siyasi kesimlerin tümü tarafından o ya da bu ölçüde önemsenen politik gelişmelerin bazılarına göz atalım;

- Eğlence mekanı Reina'da gerici bir katliam yaşandı (1 Ocak)

- Bazı kamu kuruluşları Varlık Fonu'na devredildi (5 Şubat)

- Başkanlık Referandumu hile yoluyla AKP tarafından kazanıldı (16 Nisan)

- Evrim müfredattan çıkarıldı (23 Haziran)

- AKP içerde tasfiye sürecini başlattı. Bazı belediye başkanları istifa ettirildi (Eylül-Ekim)

- Müftü nikahı yasallaştı (19 Ekim)

- LGBTİ bireylere dönük yasaklar çoğaldı. Ankara'da ve başka yerlerde etkinlikleri yasaklandı (19 Kasım)

- 696 Sayılı KHK ile AKP kendi silahlı milislerine yasal güvence oluşturdu (24 Aralık)

Türkiye'de geçtiğimiz yıl ve daha önceki yıllarda başka birçok benzer gelişmenin yaşandığı doğrudur. Yukarıda sıralanan olayların göze batan ortak özelliği; hepsinin bir diktatörlük rejimiyle, faşizmle veya şeriat düzeniyle özdeş tutulabilir (bu modellere içkin) olmasıdır.

Daha önce sık yazıldığı için kısaca değinebiliriz. AKP-Saray Rejimi tarafından atılan ve bizim cepheden bakıldığında gerici karakteri ve ürperticiliği tartışılmaz bu adımların hepsi, AKP cephesinde “geri dönüşü olmayan eylem” niteliği taşımaktadır. Geri dönüşü olmayan eylem; bilinçli ve bütünlüklü bir planın parçası olarak hayata geçirilmiş, radikal (köktenci, kopuşçu) olan ve geri dönüldüğünde mevzi kaybettiren, hatta yenilgiye götürebilen eylem anlamında bir tanımlamadır. AKP aklı, yukarıda bazı örnekleri yazılan radikal hamlelerin hayat memat meselesi, yani ölüm kalım sorunu olduğunun bilincindedir. Nitekim son KHK maddesi üzerinde yürüyen tartışmalarda da bu görülmüştür. AKP, kendisi dışında tüm siyasi kesimlerin tepki gösterdiği, hatta Abdullah Gül gibi gerici kesimde etkili aktörlerin söz söylediği bir hamleyle ilgili, “geri adım atmayacağız” ifadesini açıkça kullanmıştır. 

Rejimi korumak ve ilerletmek için, tüm olasılıklar varsayılarak (sokak savaşı dahil) uygulamaya konulan radikal hamleler, AKP açısından "geri dönüşü olmayan eylemler"dir. İktidarın her ne pahasına olursa olsun elde tutulması ve bu uğurda “silahlı eylem-karşı koyuş” dahil kararlılığın en geniş kitlede sağlanması esastır. Buna “karşı-devrimin ordulaşması” da denebilir.

AKP, Metin Çulhaoğlu'nun üç gün önce İleri'deki yazısında dikkat çektiği üzere; gemileri yakmıştır. Kalışının da gidişinin de olağan koşullarda yaşanmayacağı yeterince açıktır.

Özetlersek, önümüzdeki günlerin gündemi, “devrim” ve “karşı-devrim” savaşımından ibaret olacaktır.

*****

Şimdi bizim cephemize dönelim.

Durum böyleyse ve -eğer- yukarıda özetlenen kesinlikte olduğu kabul ediliyorsa; Türkiye devrimci solu, AKP'ye karşı oluşturacağı kavga stratejisini, ortaya çıkan ve muhayyel olduğu artık iddia edilemeyecek bu tabloyu tüm açıklığıyla görerek ve hazırlık yaparak tasarlamak zorundadır.

Sosyalist hareketimizin, düşmanın maddi koşullarının gerisinde bir noktada olduğu açıktır. Ancak Türkiye'de AKP Rejimini köklü biçimde ortadan kaldıracak mücadele kararlılığına, siyasal doğrultuya ve fedakarlığa sahip yegane politik özne olmaya devam ettiği de bilinmelidir. Sosyalist hareketimiz bu bilinç ve misyonla planlarını yapmalı, konumunu belirlemeli ve hazırlıklarını tamamlamayı hedeflemelidir.

Kastedilen, sol-sosyalist hareketin, yine Çulhaoğlu'nun öne çıkardığı ifadelerle, “gemileri yakması”, “dik durması” veya başka bir söyleyişle “devrimcileşme”sidir.

Devrimcileşme. Bize göre, önümüzdeki günlerin ertelenemez görevlerinin başında gelmektedir.

Sosyalist mücadelede devrimcileşme veya ileri doğru devrimci hamleler; verili tarihsel birikimi yadsımadan, onu koruyarak ama salt onunla yetindiğinde “karşı-devrimi” yok edemeyeceğini bilerek gerçekleştirilmek zorundadır.

- Kazanılmış mevzileri koruyarak

- Düşmanı kendi sahasında da yenebilen

- Ancak düşmanın kuralla, kavganın düşmanın sahasıyla sınırlı olmadığını bilerek...

Devrimci, sadece, içi kıpır kıpır bir yoldaş, gözünü daldan budaktan esirgemeyen bir militan, en zorlu fırtınalara atılmaktan imtina etmeyen bir serüvenci değildir.

Tüm bunlarla birlikte, politik duruşu da “dik” olan, kuramı, adını koyalım Marksizmi, pragmatizme, yönsüzlüğe, eyyamcılığa, kaba popülizme, kısa yoldan sonuç almaya odaklı uzlaşmacılığa karşı bir sigorta ve pusula olarak kimlik edinen bir devrimcileşmedir söz konusu olan... Marksist formasyon yoksunu bir devrimcilik, incelikli çözümlemeye ihtiyaç duyan kopuş uğraklarında ve güncel görevler ile nihai hedef arasında doğru ilişkiyi kurması gerektiğinde mutlaka hata yapar.

Söz konusu edilen devrimcileşme hamlesi, iki özelliğin birlikte kazanılmasını sağlamakla mümkün olacaktır.

Örneğin politik ve örgütsel mücadelede,

AKP'den kurtulma önceliği dendiğinde, yükselen muhalefeti düzene bağlamaya odaklı sağcı, liberal, reformist yahut sosyal demokrat 'alternatifler'e meyyal olmadan; solcu, düzen karşıtı devrimci siyaseti burjuvaziyle uzlaşmadan ısrarla vurgulayabilen,

Cumhuriyetçilik dendiğinde, daha geniş kesimlere şirin görünmek için nabza göre şerbet vermeden, burjuva cumhuriyetçiliğine öykünmeyip; gerektiğinde devrimci-sosyalist bir cumhuriyet fikrini burjuva cumhuriyetçilerine karşı esnemeden savunabilen,

Kürt sorunu dendiğinde, ulusal kurtuluşçuluk adına, en geri, işbirlikçi uluslaşma modellerini çözüm olarak önerenleri yeri geldiğinde karşıya alıp; Kürt ve Türk emekçilerin birlikte mücadelesini, anti emperyalist bağımsızlıkçılığı bayrak edinen,

İşçi sınıfı mücadelesi dendiğinde, salt müthiş bir teorinin yarattığı hülyayla çekiçe, tuluma hayranlık duymakla yetinmeyip; mahallelere, fabrikalara yerleşebilen, gerektiğinde tek başına zulme karşı koyup, direniş sembolü olmayı başarabilen,

Birleşik mücadele dendiğinde, “yüzüne karşı konuşmayayım 'birliğimiz bozulmasın' da arkasından bildiğimi okurum" demeden, dar örgüt çıkarlarından, dükkancılıktan sıyrılıp, gerçekten omuz omuza kavga edebilecekleriyle yolunu açabilen,

Yoldaşlık ve örgüt dendiğinde, benmerkezcilikten, sistemin bizi sarmaladığı gericiliğe ve bireyciliğe karşı sığınabileceği güvenli sosyal liman konformizminden sıyrılıp; adanmış, disiplinli, temsilcisi olduğu düşünceyi savunabilecek birikime ve özgüvene sahip, en yakınında olsa bile kimseye iltimas geçmeden siyasi tanım ve ilişkiler oluşturabilen,

Liderlik dendiğinde, 30 yıl 40 yıl bir örgütün tepesine çöreklenip, öne çıkan herkesi karalayıp tasfiye ederek, bir arpa boyu yol almadan totolojik tatminle yaşamayıp; sokakta, kavgada, yoldaşlarının arasında kendini var edip önümüzdeki dönemin ihtiyacı olan bir "feda kuşağı"na örnek olabilecek bir devrimcilik ve devrimcileşme...

2018 yılında devrimci mücadeleyi yükseltmek ve düşmanı kavgada karşılayabilmek için, içinde yaşadığımız tarihin devrimcileri çağırdığı yol olarak devrimcileşme...