Gazetecilik mi dedikoduculuk mu?



05-08-2015 12:08


Can Soyer

Gazetecilikle dedikoduculuk arasındaki fark çok basittir. Birinde teyit ettiğiniz ve artık doğruluğundan emin olduğunuz bilgileri paylaşırsınız. Diğerinde kulaktan dolma, hiçbir kanıta sahip olmayan, birbiriyle tutarsız da olsa sansasyon etkisi yarattığı için merak uyandıran söylentileri bilgi diye aktarırsınız.

Gazetecilerin o meşhur “araştırmacı” sıfatları da buradan gelir. Araştırmadan, konuyla ilgili tarafların görüşlerini almadan, alınan görüşlerin doğruluğunu sınamadan haber yapılmadığı için gazeteciler araştırmacı olmak zorundadır. Araştırma yoksa, teyit yoksa, sınama yoksa, yapılan haberin mahalle kahvesinde dönen dedikodudan nitelik olarak hiçbir farkı yoktur.

Gazetecilik gerçek ve doğru bilgiyi iletmektir.

Peki neden bu kadar takıntılıdır gazeteciler gerçek ve doğru bilgiye ulaşmak konusunda?

Yalanlanmaktan çekindikleri için mi?

Çeşitli biçimlerde hukuki yaptırımlarla karşılaşmaktan korktukları için mi?

İşlerinden olmak tehlikesiyle karşı karşıya oldukları için mi?

Belki hepsinin biraz payı vardır. Ama asıl gerekçe, gazeteciliğin kamusal bir meslek olarak taşıdığı sorumluluktur. Yani, gazeteciler halkın gerçek ve doğru haber alma hakkını savunduğu için, halkın çıkarlarını her şeyden üstün gördükleri için haber yaparken kılı kırk yararlar.

Gazeteciler sadece halkı yanlış yönlendirmekten, halka yalan söylemekten korkarlar çünkü. Sorumluluk taşıdıkları ve bu sorumluluğun farkında oldukları için titizlenirler.

***

Gazeteciliğin bir ayartısı var, bu inkar edilmez. Öyle bir haber yaparsınız ki herkes sizi konuşur, sayfanızı okur, sitenize akın eder. Bunun yarattığı mesleki tatminin tarifi zordur açıkçası. Fakat böyle yaparken sorumluluğu unutmak, kolay yoldan tatmin aramak, gündeme gelmek için yapay ve zorlama haberler yapmak da sık rastlanan bir durumdur. Burjuva basınında tercih edilen budur genelde.

Sol, sosyalist, muhalif, en geniş anlamıyla ilerici basında ise bu tutumun yeri olamaz. Çünkü ilericilik, gazeteciliğin de ötesinde, tarihsel bir sorumluluk yükler bizlere. Gazeteci sorumluluğunu birkaç kat daha artıran bir tercihtir bu.

O yüzden, burjuva basınında yer alan haberlere pek itibar etmeyip, ilerici basında gördüğümüz çarpıtmalara ya da yönlendirmelere tepki gösteririz, anlam veremeyiz. Çünkü sözünü ettiğimiz sorumluluğu birlikte taşıdığımıza, ortak bir mücadelenin parçaları olduğumuza inanırız, bunu biliriz. Bilmek isteriz.

***

Son günlerde Yön Haber’de ve Oda TV’de çıkan haberleri gördüğümüzde, ortak bir mücadelenin parçası olup olmadığımız konusunda endişemizin artmasının nedeni de budur.

Örneğin, Yön Haber, “HTKP bölünüyor mu?” başlığıyla duyurduğu haberde, aylardır İleri Haber’le ilişkisi olmayan, İleri Haber’in künyesinde ismi bulunmayan birinin sosyal medya paylaşımlarını “İleri Haber Editörü” sıfatıyla vermiştir. İleri Haber’e ulaşıp “bu kişi İleri Haber editörü mü?” diye sormaya gerek duymayan arkadaşlarımızı aramak yine bize düşmüş, bu apaçık maddi hata bile bizim çabalarımızla düzeltilmiştir.

Öte yandan, bir kişinin sosyal medya paylaşımlarını, o paylaşımlarda söz konusu olan HTKP ile hiçbir temas kurmadan, hiçbir teyit ve sınama ihtiyacı hissetmeden haber diye vermek, üstelik yalan yanlış bir olay (birbirlerinin üzerine yürüdüler) anlatımı ekleyerek haberi daha da magazinleştirmek ne ilerici basın sıfatıyla ne aramızdaki dostluk ilişkisiyle bağdaşmaktadır.

Dün Oda TV’de okuduğumuz haberin ise neresinden tutulacağını bulmakta hayli zorlandık. Çünkü Oda TV’nin haberi, maddi hataların da ötesinde, doğrudan çarpıtma ve dayanaksız iddialarla okura sunulmuş durumda.

Çünkü bir ayı aşkın bir süre içinde her bir üyesinin değerlendirmelerini yazılı ve sözlü biçimde paylaştığı, farklı görüşlerin özgürce ve kardeşçe kendilerini ifade ettiği, nihayetinde tüm parti üyelerinin katılımıyla düzenlenen kongre sonucunda yeni dönemin parti yönetiminin seçildiği bir kongreyi “tasfiye” olarak adlandırmak akıl ve iyi niyet sınırlarını zorlayacak niteliktedir. Daha kötüsü ise, Oda TV’nin kendisini HTKP üyelerinden daha akıllı ve konuya hakim olarak görüyor olmasıdır.

Oda TV’nin verdiği “kurucu MK” listesinin eksik olması, o listede “tasfiye” edildikleri söylenen bazı yoldaşlarımızın görevinden gönüllü biçimde çekilmiş olması, hatta bir yoldaşımızın soyadının Yön Haber’den kopyalanarak alındığı için ısrarla yanlış yazılması ise haber içindeki maddi hatalardan birkaçı sadece.

Fakat maddi hataların ötesinde, Oda TV haberi yaparken tamamen kendinden menkul “kaynaklar”a dayanmıştır. Örneğin, yeni seçilen yönetici kuruldan tek bir kişiye fikri sorulmamıştır; partinin yöneticilerinden (ki ben dahil olmak bir çoğu Oda TV editörlerinin arkadaşıdır) konuyla ilgili görüş alınma zahmetine katlanılmamıştır; seçim usulüne ve oy sayımına tek bir itiraz olmadığı halde seçim sonucundan “tasfiye” anlamı çıkarmanın gerekçesi açıklanmamıştır.

Özetle, ilerici basında görmeye alışık olmadığımız, alışmayacağımız bir tarz sayesinde, ülkenin komünist partisinde yaşanan kongre süreci haksız ve provokatif ifadelerle itibarsızlaştırılmıştır. Belki bunun sayesinde okunma sayısı artmış, gündem yaratılmış, haber “patlatılmış”tır. Ama ilerici basın kimliğinden büyük bir parçanın kemirilmiş olduğu da açıktır.

***

Oysa bu ülkede komünist, devrimci bir partiye herkesin ihtiyacı vardır. Yön Haber’in ve Oda TV’nin de.

HTKP’nin asılsız suçlamalarla ve çarpıtılmış bilgilerle, teyit edilmemiş dedikodularla ya da sosyal medya paylaşımlarıyla itibarısızlaştırılması ilerici mücadelenin kaybından başka bir şey değildir.

Bilerek ya da bilmeyerek, bu ülkedeki ilerici mücadelenin unsurlarından birini apaçık yanlış bilgilerle itibarsızlaştırmak, ülkemizde karanlığa karşı yürütülen mücadelenin altını oymaktan başka bir anlama gelmemektedir.

Kuşkusuz, bu da bir tercihtir. Yön Haber ve Oda TV, HTKP ile ilişkisini dostluk ve dayanışma ilkeleri üzerine oturtmayı tercih etmiyor olabilir. Bu durumda ise, dürüst olunması, bu tercihin açıklanması gerekir, ki HTKP de kendi konumunu bu tercihe göre belirlesin.

Bu tercih, ülkemizdeki ilerici mücadeleyi, solu ve sosyalist hareketi güçlendirip güçlendirmemek tercihi ile aynı kapıya çıkmaktadır.

Dolayısıyla ciddi bir tercihtir ve bir kere daha düşünülmesi gereklidir.