Garip meyveler ve havadaki et kokusu



30-07-2015 10:07


Bu yazı yaklaşık bir yıl önce yazılmıştı. Şengal, Kobane, Gazze yangın yeri, kan gölü idi. “Eminim, bu kadar kan akıtılırken verilecek gerçek bir barış mücadelesinin en güzel şarkısını yine komünistler, sosyalistler yazacaktır” demiştik. 

Bir yıla yakın zaman geçti. Yazıda bahsedilen Şengal katliamını, İsrail’in Gazze’ye yönelik hava saldırısını, Kobane’de kendi ölümünü kaydeden Deniz Fırat’ı unuttuk bile...

Bugün bölgede emperyalizm ve sarayın el ele yürüttüğü kanlı operasyonlar sürüp giderken, yüzlerce insan katledilmiş, onlarca sivil kolsuz bacaksız kalmış, üstüne bir de 32 sosyalist gencin havaya uçuruluşu binmişken, sosyalistlerin ve komünistlerin yazmasını dilediğimiz barış şarkısı hala yazılmadı. Biliyoruz, dudaklarında usul usul barış ezgileri mırıldananlar var; varsın mırıltı olsun, varsın en mükemmel armoniye sahip olmasın, varsın sözleri düşük cümlelerle dolsun... Boş verelim; yeter ki zamanın vektörünün yaşamdan yana olmadığı şu günlerde, emperyalizmin ve sarayın seri katilliğine inat, koşulsuz, “ama”sız, “acaba”sız barış ezgimizi bağıra bağıra yükseltelim... 

“Gecenin dipsiz körü, bir kalp sıkışıklığı ile dönüp duruyorum. IŞİD Kobane’ye gözünü dikti bu kez. Çetelerin Şengal’e girdikleri günü hatırlıyorum. Buyurmuşlardı ki Şengal’in Ezidi halkına, şayet sabaha kadar şehadet getirmezlerse kelleleri uçurulacak. 

Şimdi Kobane’ye bakınca uçurulacak yeni kelleler, seks cihadına alınacak yeni kadınlar, parçalanacak yeni çocuklar var çeteler için... Artık kana doymuş Ortadoğu topraklarında cesetleri çürütecek börtü böcek kalmış mıdır?

Ve Gazze’ye gidiyor sonra aklım. Meslekten ötürü yüzlerce ölü gördüm, ancak ölümle gerçek anlamda ilk kez Gazze’den gelen bir video ile tanıştım: Ambulansları hedef alan İsrail bombaları çekim yapmakta olan bir kameramanı havaya uçuruyor, lakin kamera çalışmaya devam ediyordu. Ölü kameramanın ölemeyen kamerası kayıttaydı: Dakikalarca süren uğultu, çınlama, sis... Ölüyle ilk kez o an empati kurdum. Ölümün sesini ilk kez o an duydum3. 

Çocukların en sevdiği yiyeceklerden dondurmanın dolabındaki parçalanmış bebek bedenleriyle yeniden gördüm ölümü. Gazze, koca bir çocuk mezarlığı...

Sonra kadim bir dostum bir ses kaydı gönderdi geçen günlerde. ANF muhabiri Deniz Fırat vurulmadan önceki son telefon konuşmasında “Tamam, yakın çatışma, keleş mesafesidir, tamam” diyordu kurşun ve patlama seslerinin arasında ve sesi birden kesiliyordu; Deniz vurulmuştu... Telefon ise kayıttaydı, “keleşlerin yakın çatışma sesleri” arasında Deniz’in sessizliği ile baş başa kalıyordunuz. Ölümün sesini bir kez daha o an duydum4. 

Sonra birdenbire 1930’lara gidiyor aklım, yo yaşamıyordum ben o vakit elbet; ama komünistler hep vardı. Amerika Birleşik Devletleri’nde siyahi yurttaşlar ırkçı tarikatlarca katledilir ve Amerikan halkının büyük kısmı bu katliamı bir gösteriymişçesine izlerken, bir Musevi öğretmen, dahası Komünist Parti üyesi Abel Meeropol bir şiir kaleme almıştı: Strange Fruit1. Yukarıdaki meşhur resme2 ithafen kaleme aldığı bu şiirde Meeropol, yaprakları ve kökleri kanla dolan ağaçların garip meyveler vermesiyle benzeştiriyordu ağaçtan sallanan bedenleri ve “havada yanan et kokusu var” diyordu diri diri yakılarak katledilen diğer siyahiler için. Amatör şarkıcı olan eşi Laura Duncan ile bu şiiri besteleyip, sokaklarda söylemeye başladılar. Ünlü caz vokalisti Billie Holliday’in 1939’da şarkıyı seslendirmesiyle birlikte Strange Fruit5, faşizmle mücadelede adeta dönemin marşı haline geldi6. 

Yıl 2014, seksen küsür yıl sonra toprak yine kana doymuş; bu kez “garip meyveler” ağaçlardan sallanmıyor. Daha da garipler; cihatçıların futbol oyununda “top” oluyorlar mesela, yada henüz “meyve” olacak kadar olgunlaşmadan, küçücükken daha paramparça ediliyorlar. Havada et kokusuysa hala var. Ve ben tüm bunları kimi zaman kendimden daha akıllı olduğunu hissettiğim süper teknolojik bilgisayarımda yazıyorum, ama koku hala et kokusu...

Bugün havada yine et kokusu, ağaçlarda yine bir garip “meyve”, haberleri yine akıllı bilgisayarımdan takip ediyorum. Bir şey eksik ama, onu bugün yürekten hissettim; Strange Fruit gibi mesela, bir şarkı eksik. Bugün işte tam da bu yüzden bir kıvılcım çaktı yüreğimde, çünkü eksiklik mücadelenin yeni araçlarını doğurur ve bu yeni araçlarla İleri’ye doğru yol alınır. Eminim, bu kadar kan akıtılırken verilecek gerçek bir barış mücadelesinin en güzel şarkısını yine komünistler, sosyalistler yazacaktır.

1. Strange Fruit

Southern trees bear strange fruit,
Blood on the leaves and blood at the root,
Black bodies swinging in the southern breeze,

Strange fruit hanging from the poplar trees.

Pastoral scene of the gallant South,
The bulging eyes and the twisted mouth,
The scent of magnolia, sweet and fresh,

Then the sudden smell of burning flesh.

Here is a fruit for the crows to pluck,
For the rain to gather, for the wind to suck,
For the sun to rot, for the tree to drop,
Here is a strange and bitter crop.”

2. 1930, Indiana, Thomas Shipp and Abram Smith’in idamı, fotoğrafçı: Lawrence Beitler

3. Kendi ölümünü kaydeden Gazzeli kameraman: https://www.youtube.com/watch?v=siGfoK59CgM

4. Deniz Fırat'ın son konuşması: https://www.youtube.com/watch?v=sb_Tct4B1tA

5.  Strange Fruit / Billie Holliday: http://www.youtube.com/watch?v=h4ZyuULy9zs

6.  Zekeriya Şen’e çok teşekkürler 

(http://www.cazkolik.com/JazzliGundem/105275/20_yuzyilin_en_etkili_caz_parcasi_sizce_nasil_bir_parcadir?_Bir_mesele.html#)