Futbol, hayat ve hüzün



06-10-2020 01:07


Zafer Köse

DJK Wiedenbrück: Çocukluğumun geçtiği Almanya’da, küçük yaşta lisanslı olarak oynamaya başladığım futbol kulübünün adı buydu.

13-14 yaş grubunda, 12 takımlık ligdeki son maçımızı iddiasız bir rakiple kendi sahamızda oynuyorduk. Şampiyon olmamız için berabere kalmamız yetiyordu. Maça yine sol açık olarak çıkmıştım. Rummenigge gibi!

Rummenigge, hızlı bir futbolcuydu. O kadar yüksek hızda bile, inanılmaz bir top kontrol yeteneği vardı.

Ama teknik direktörümüz, Rummenigge olmak için, onu taklit etmemem gerektiğini anlatıyordu bana. Bedenimin ve yeteneklerimin sınırlarını bilmeli, onları limitleri içinde ve kontrollü olarak kullanmalıydım. Limitlerimi nasıl geliştireceğimi öğrenmeliydim. Rakipleri, bu yolda gelişmemi sağlayan dostlarım kabul etmeliydim.

Zaten, takımda yıldızlaşan oyuncu da istemiyordu direktörümüz. Topsuz oyunu, yardımlaşmak amaçlı alan boşaltmaları, çapraz koşuları falan önemsiyordu. Bir de futbol dışındaki konuları işin içine katıyordu. İkide bir okulumuza geliyor, öğretmenlerimizle görüşüyordu. Hatta bir keresinde, sınıf öğretmenim Frau Schoeder beni şikayet ettiği için, o haftaki maç kadrosunda ancak yedek olarak yer alabilmiştim. Hele arkadaşlarıyla kavga edenler falan, hiç kadroya giremiyordu.

O yılın son maçına çıkarken, Rummenigge’nin bir hafta önceki maçını düşünüyordum. Bayern Münih, kendi sahasında ve kritik bir maça çıkmıştı. Rummenigge topla birlikte orta taraftan sağ çapraza doğru, ceza sahasına rüzgar gibi girdi. Bir anda, rakibin son oyuncusuyla teke tek kaldı. Şut çekecekmiş gibi feyk atarak topu kesti. Aynı hızla karşılık veremeyen rakibi düştü. Bu arada, kaleci de kontrpiyede kaldı ve Rummenigge’nin önünde hafif çaprazda boş bir kale açıldı. Basit bir vuruşla gol atacaktı.

Fakat Rummenigge, topu bırakıp düşen futbolcunun yanına koştu. Aceleyle sağlık görevlilerini çağırması için hakeme işaret yaptı. Sonradan öğrendik, o gürültüde uzaktakilerin duyamayacağı bir ses gelmiş, rakip oyuncunun dizinden. Sedyeyle saha dışına alınan oyuncu kötü sakatlamıştı, yerine yedeklerden biri girdi.

Kurallar gereği oyun hava atışıyla başlarken, rakip oyuncular topu Rummenigge’ye bıraktı. Göstermelik bir nezaket değil, neredeyse aynı avantajlı durumda kalacak biçimde ona uzattılar topu. Rummenigge rahat durumda şutunu çekti, top üstten dışarı çıktı. Stat bir anda sessizliğe gömüldü. Rummenigge çok üzüldü.

Sonra, gök gürültüsü gibi bir alkış patladı tribünlerde.

O son maçta, son anda yediğimiz golle, 3-2 yenildik. Kesin gözüyle baktığımız şampiyonluk, koca bir sezonun son dakikasında uçup gitti. Yıkıldık.

Maç bittiğinde de aklıma Rummenigge geldi. Hiçbir iddiası olmadığı halde, o sırada orada bulunmayan diğer şampiyonluk adayı takıma haksızlık yapmadan, onurla mücadele eden rakibimizi alkışladım. Arkadaşlarım da bana katıldılar. Her zamanki alışkanlığımızla, orta sahaya toplanıp konuk takımı oraya bekledik ve onları kutlayarak sahadan uğurladık.

Küçük tribünümüzü dolduran ailelerimiz ve yüzlerce yetişkin insan da alkışlarla sahaya girdi. Bizleri kucakladılar.

Ertesi yıl Türkiye’ye taşındığımız için, DJK Wiedenbrück’ten koptum. Ama haftada bir maç yapma alışkanlığım 25 yıl daha sürdü. Ne var ki, kendim oynadığım halde, gazete ve televizyonlardan futbolu hiç izlemez olmuştum. Etrafımdaki konuşmalar sırasında ismi geçen futbolcuların çoğunu tanımıyordum artık. Çok sevdiğim bu sporun gittikçe pisleşmesi beni üzüyordu.

Sonra, oynamayı da bıraktım. Artık hayatımın hiçbir kısmında futbol yok. Çünkü, tuttuğu takım kazandıktan sonra, aynı tarafta bulunduğu insanlarla birlikte sevinememek insana acı veriyor. Hele milli maçlar sonrası…

“Kutlamak” için tabancasını çekip balkondaki çocuğu öldüren magandayla mı paylaşacağım sevincimi? Yabancı düşmanlığından medet uman saldırgan kişilikli yöneticilerle mi? Kazanmak için her yolu mubah gören, hakemi yanıltmak için hile yapan, yalan konuşan dolar milyoneri futbolcularla mı?

Eminim, amatör ve profesyonel birçok futbolcu vardır ki, moloz yığınlarının üzerinde açan çiçekler gibi değerlerimizi yaşatıyordur. Ama ben artık o umudu, o güzellikleri görmek için futbol sahalarına bakma fırsatı bulamıyorum. Tek dileğim kaldı bu konuda: Çevremde ve medyada bunca futbol muhabbetine maruz kalmamak.