Fırsat kaçtı mı?



14-04-2016 09:10


Erkan Baş

İlk önce "fırsat" derken ne anlatmak istediğimizle başlayalım.

Türkiye Sosyalist Hareketi 100 yıla yaklaşan mücadele tarihi içerisinde sadece bir kaç defa ülke gündemini belirleyebilen bir güç olmuştur. Etkili bir özne olduğu anlar kuşkusuz daha fazladır ancak belirleyici bir güç olarak müdahale şansı bulduğu zamanlar çok daha sınırlıdır.

Daha eskiler bir yana 2013 Haziran Direnişi ile örneğin 1 Kasım seçimlerine kadar giden süreci de böyle bir zaman dilimi olarak gördüğümüzü söyleyerek devam edelim.

Üzücü olan, sosyalist hareketin küçümsenemeyecek bir bölmesinin emekçi sınıfların mevcut gerici rejimi alaşağı etme fırsatı yakaladığı bu tarihsel dönemin hakkını veremediğimizin farkında bile olmaması.

Neden yapamadık sorusuna sağlıklı cevap veremeyen politik özneler gelecekte de benzer sorumlulukların altından kalkamaz.

Ayrıntılar bir yana birbirinin karşısına konulmayacak, bir öncelik sonralık ilişkisine de tabii tutulamayacak iki önemli eksiğin bilince çıkarılması ve bir an önce bu sorunların çözümüne odaklanılması gelecek için umut ve güven sorununu çözmenin ilk adımları olabilir.

Önemli bir eksiklik: Devrimci Komünist Özne

Marksistler tarihi sınıflar mücadelesi ekseninde ele alırlar. Bu mücadeleler farklı tarih ve coğrafyalarda farklı biçimlere bürünür. Mücadelenin yükseldiği veya geri çekildiği, inisiyatifin devrimci güçlerin elinde olduğu veya karşı-devrimin hegemonik bir güç elde ettiği dönemler olabilir. Tüm bu farklı uğraklarda mücadelenin sürekliliğinin ve geliştirilmesinin güvencesi sınıfsız toplum hedefiyle (programıyla) hareket eden öncü bir politik örgütlenmedir.

Sosyalist iktidar perspektifine sahip, işçi sınıfı mücadelesini temel alan, toplumdaki her tür hoşnutsuzluğu ve hareketlenmeyi işçi sınıfının iktidar mücadelesiyle ilişkilendirmek üzere değerlendirmeye çabalayan gerçek bir öncü örgüt, devrimci nitelikli güçlü bir komünist partimizin olmaması geride kalan dönemde Türkiye’nin en önemli zaaflarından birisi olmuştur.

Yazınca bile insana tuhaf geliyor ama ileride açmak üzere bir not düşüp bu bölümü kapatalım. Türkiye'de ve Dünya'da komünist olma iddiasındaki devrimci olmayan pek çok örgüt düşünüldüğünde, içinde bulunduğumuz dönemde bizim açımızdan devrimcilerin komünistleşmesi, komünistlerin devrimcileşmesi ihtiyacı en temel  gündemlerden birisidir.

Güne yanıt veremeyen Birleşik Mücadele

Bugün Türkiye'nin içinden geçtiği süreç düşünüldüğünde yukarıda söz ettiğimiz örgütsel ve siyasal sorundan bağımsızlaştırılması pek mümkün olmayan önemli bir soruna daha işaret etmek gerekiyor.

Toplumsal sorunların hayati derecede önem kazandığı bir kesitten geçiyoruz. Böylesi bir dönemde toplumsal mücadelede etkin bir rol alması gereken ve zaman zaman aktif biçimde rol alan çok geniş kesimlerin varlığı tartışılmaz. Bugün doğrudan yaşamın değişik alanlarını hedef alan iktidar merkezli saldırılara karşı mücadele etmek için ille de Marksist-Leninist bir kimlik taşımak, komünist bir örgütlenmenin parçası olmak gerekmiyor. Tam da bu nedenle emekçi halkın en geniş kesimlerinin mücadelenin öznesi kılınması için devrimcilere özel bir görev düşüyor. Solun pek çok bölmesinde açık veya örtük biçimde "birleşik mücadele" tartışmasının yoğunlaşmasının temel nedeni de bu.

Yakın geçmişte bu konuda önemli kimi denemeler yapılmış olsa da aynı anda hem ihtiyaç duyulan netliğe hem genişleyebilecek esnekliğe sahip böylesi bir birleşik mücadele zemini henüz oluşturulamamıştır.

Varolan sol örgütlerin üyeleriyle sınırlı olmayan, somut-gerçek mücadele süreçlerinin etkin bir unsuru olmayı başaran, kazanımlara odaklanan ve kazandıkça umut veren, şeffaf, açık, anlaşılabilir bir programa ve işleyişe sahip, asgari bir programatik temelde birleşmiş ve açık politik tartışmalar yoluyla kendi yönünü kendi çizen bir birleşik mücadele örgütüne ihtiyacımız var.

En sonuncu kavgamız

Türkiye çok zor bir dönemden geçiyor. İnsanın insanı sömürdüğü, gericiliğin kol gezdiği, emperyalizme bağımlı bir ülkede ancak mücadele ederken mutlu olunur.

Bu mücadelenin kişisel veya grupsal çıkarların ötesine geçip ülke çapında emekçileri özne kılan, umut ve güven veren bir mücadele olarak örgütlenebilmesi için buna uygun örgütlerin yaratılması ve buna uygun bir kararlı mücadele sürecinin örgütlenmesi gerekiyor.

Türkiye Sosyalist Hareketi'nin mücadele birikimi ve Haziran Direnişi'nin yarattığı yeni zemin, bunun başarılabilmesi için gerekli ilk hareket enerjisini fazlasıyla barındırıyor.

Başlıktaki sorunun yanıtı, önümüzdeki çok uzun olmayan zaman diliminde bu birikimin hakkının verilip verilmemesine göre değişecek.