Filmler politik, festival eğlencelik!



13-09-2015 09:14


Geçen hafta 52. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin erteleme kararını samimi bulmadığımı söyleyerek zehir zemberek bir yazı yazmıştım ki, iptaller ertelemeler diğer festivaller kanadında da ardı arkasınca geldi! Film Festivallerini şaşaalı birer eğlence ve güç yarışına çevirmeye hevesli belediyeler için festivaller birer eğlence arenası olabilir ama biz eğlence olmadığında da akıllı uslu oturup genelde film izleme derdindeyiz. Keza 22. Altın Koza basın toplantısını İstanbul’da yaptıktan sonra üstü kapalı bir erteleme yayınladı. Bu kararı o kadar zor biraz da zorlama vermiş olduğu bültenin her yanından belli oluyordu öyle ki anlamak da zorlandık! Sonra festivale davetimizin iptal edildiğini ama gösterimlerin devam edeceğini öğrendik. Önce jüri izleyip kararını verecek dendi, sonra halk jürisi için filmlerin Adana halkına gösterileceği söylendi. Yani işin üzüntü ve erteleme kısmı basın ve film ekiplerinin davetinin iptaliyle son buldu. Şimdi sorarım sizlere. Biz mi festivalin ‘eğlenceli yüzüymüşüz’ ki, biz gitmiyoruz ama festival yapılıyor. Güvenlik zafiyeti vs. dendi, zafiyet bütün halk için geçerli olmalı!

Ama ben yine de ne olursa olsun salonlara kilit vurulmaması taraftarıyım. Özelikle de festival filmlerinde bu ülkenin kara kaderine ilişkin eleştirel, dozajı yüksek, politik filmler yarışırken ve gösterilirken. Tabii işin şu kısmı da var, son yıllarda politik, sistemi eleştiren filmlere sanki festivallerde okkalı bir giremezsiniz işareti konuluyor gibi! Yani festivallerde biraz bağımsız film gösterim arenası olmaktan çıkıyor gibi! İşin bu kısmı da var! Bunu da konuşmak lazım!

Ardından bu yıl ilki yapılacak olan Edirne Uluslar arası Film Festivali’nin iptali geldi! Malatya Film Festivali’nin iptalin eşiğinde haberleri geliyor! (seçim sonrasında olmasına rağmen) Eğer seçim trafiğine girip arada harcanıp gitmek istemiyorsanız bunu açıkça beyan edin, sonuçta kimsenin tasavvurunda değildi, seçimlerin yeniden yapılacağı! Öyle bir halde ki ülkede filmler (vizyon), festivaller hep 1 Kasım sonrasına kapağı atmaya çalışıyor? Anlamadığım o zaman ne olacak? Bambaşka bir ülkeye mi uyanacağız! Savaşlar bitecek ve hepimize enjekte edilmeye çalışılan düşmanlık bitmiş mi olacak? Nedir bu kaçış kıyamet!

Sonuçta festival iptal etmekle vicdanlarımızdaki yarayı temizleyemeyiz! Savaşları iptal edip, normal moda geçmemiz lazım, artık ülke olarak bunu yapmamız lazım! Festivalleri iptal ederek ülkenin üzerindeki kara bulutları azaltmıyorsunuz, aksine daha da arttırıyorsunuz! Bırakın insanlar film izlesin, savaşın ne lanet bir şey olduğuna bir kez daha tanıklık etsin!

Vizyonun bir kısım hali!

Hasan Karacadağ artık film çekmeden yaşamıyor, zaman mekan ve insan dinlemeden sürekli çekiyor. Ne zaman çekiyor, ne zaman vizyona sokuyor biz bile takip etmek de zorlanıyoruz. Biz bakıyoruz Karacadağ dabbelemiş, o zaman iyi habbeler!

Night Shyamalan son filmi The Visit / Ziyaret bence süper bir korku parodisine imza atmış. Biz iki üç kötü filmini izleyince yönetmeni gömmeyi sevenler de Ziyaret konusunda pek emin değildik, hatta izledikten sonra hala emin olmayanlar da var! Ne bekliyorlarsa artık! Ben Ziyaret’ten kendi adıma pek memnun kaldım. İşin hem gerilim, hem de komedi (parodi) kısmı gayet başarılıydı. İki küçük (ama büyümüş de küçülmüş kıvamında) çocuğun, taşrada anneanne ve dedelerine yaptıkları ziyaret işin dram kısmına fazla kasmadan, fırın sildirme hikayesiyle kötü cadı kıvamına bürünen ninenin masallara yaslanan yanıyla gayet başarılı! İki çocuğun annelerinin geçmişlerine yaptıkları yolculuk ve bunu belgeselci edasıyla çekmeleri filmin olası atmosferini sürekli değiştiriyor, çocuklarla büyükler arasında yaşanan zıtlaşma, gerilim ve normalin dışındaki her türlü muhabbet filme cuk diye oturuyor ve taşranın soğuk taşlarına pıt diye düşüyor. Bence ufak tefek hatalar dışında Shyamalan bize güzel bir ‘Ziyaret’ yapıyor!

Ricki and the Flash / Sıradışı Anne keyifli bir film ama filmin rock yıldızı olan Ricki’ye olan tavrını sevmedim. Daha doğrusu Ricki’ye ik kez bir rocker görüyormuş gibi bakan insanları! Film o kadar üst perdeden almış ki insanları herkes Ricki’ye garip garip bakıyor. İlişkisi yolunda gitmemiş, ailesini terk etmiş bir kadını bu kadar ezmenin, çocukları, kocası ve toplum önünde bu kadar uzaylı boyutuna indirmenin amacını anlayabilmiş değilim. Rockerlık bir yaşam tarzı ve öle herkesin de altından kalkacağı bir tarz değil! Filmin sürekli Ricki ve saz arkadaşlarını normale döndürme çabalarını sevmedim, bir tek filmi sonunda yaptığı rezaletin farkına varırcasına onlara haklarını ödüyor. Haa filmin başından beri onları yüceltme derdindeyse bu bize geçmiyor Jonathan Demme! Ricki’ye hayat veren Merly Streep her zamanki gibi harika tabii!