Festival sıcak, mesaj sıcak!



27-06-2016 08:29


Alanya Kristal Kale Uluslararası Film Festivali'nin ilki yapılıyor bu yıl! Ben de bu sebeple Alanya'dayım. Öncelikle çok scak olduğunu; neredeyse yaprak kıpırdamadığını söylemek durumundayım. Ve sakin Alanya. Az turistle çok iş başarmaya çalışıyor gibi. Kristal Kale de öyle... Sokağa adım atmak yürek ister kıvamında. Tabii birkaç sene evveline kadar ısrarla ve yoğun çabalarla Alanya'da bir belgesel film festivali yapmayı sürdüren sevgili Zeynep Banu Özbek'i anmadan geçemeyeceğim. Ama yazın daha çok tatil beldesi kıvamına bürünen bu yerlerde festival yapmak için yaz aylarının yanlış bir tarih olduğunu düşünüyorum. Bu yazıyı yazarken hem Antalya'dan hem de Lice'den yangın haberleri geliyor. Ağaca, ormana, hayvana sevgi derecesini her daim sorguladığım ülkemde her şeyi yalana dolana ve ranta kurban ediyoruz. İnsan değeri bilmediğimiz için ağaçlar ve ormanlar bu ilgisizlik de ister istemez gerilere düşüyor. 

Kristal Kale'nin güzel bir konsepti var. Dostluk. Çoğu zaman festivallerde öne çıkarılan, bastırılan temalar geri planda kalsa da en azından açılışın temaya uygun olduğunu söylemek mümkündü. Farklı ülkelerden gelen oyuncu ve yönetmenler dostluk mesajlarını kendi dillerinde keyifli bir biçimde sunmuş oldular. Ve filmler de bu dostluk mesajlarının diline eşlik edercesine farklı ülkelerden örnekler taşıyor. Ama Alanya'da festival 'çok sıcak' nidaları arasında yapılmaya devam ediyor ve gelenekselleşmeye çalışıyor. Bakalım seneye neler olacak bu sıcak topraklarda? 

Düğümün kördüğümü...

Maggie's Plan/Kördüğüm okumuş etmiş ve kendisine şu hayatta kafa karışıklığından başka bir halt kalmamış insanların aynası niteliğinde bir film diyebiliriz. Woody Allen filmlerinin tadıyla bezeli fiilmde Greta Gerwig, Ethan Hawke ve Julianne Moore'u aynı düzlemde görüyoruz. Yani hepsinin harmanı kafa karışıklığı... Tabii Maggie hayatını okuyarak, ederek geçirmiş, o yüzden hayatının aşkının yanından geçmemiş bir kadın. Hayatın yalnızlığı başına vurunca o yalnızlığa bir çocuk eklemenin yollarını arar ama babasız bir çocuk! Tam o sırada düşüncelerinin, hayatta onu bir yerlere taşımakta geç kalmış düşüncelerinin karşılığını antropolog ve yazar John'da bulur. Ama John en az kendisi kadar azılı bir kadın, üstelik profesör olan Georgette'le evlidir. Bu üçlü arasında zaman zaman komediye, az da olsa drama yaslanan filmin kendi içindeki kısırdöngüsü arada baysa da iyi bir yön çizdiğini söylemek mümkün. Yani aşk bu üç insanın entelektüel kimliklerini alaşağı edip bırakıyor ama en çok da erkek karakteri eleştiriyor. İki kadının dünyasında şımaran koca bir çocuk John. Bu da bir öykü uyarlaması olan Rebecca Miller yönetimindeki filme değişik bakış açıları katma imkanı sağlamış. Maggie'nin doğallığı Georgette'in kadınlığıyla sürekli çatışırken John iki kadının serin sularına kendisini bırakmış gibi. 

Üçlü bir gönül ilişkisi, kopmayan, kopamayan ve kopması istenmeyen bağlar bu filmin en büyük planı diyebiliriz. Hayata plan bozucu kıvamda giren aşkların, aşkla yapılan sohbetlerin ve diğer her şeyin değerini yitirip genel bir algıya bürünmesini gayet dolambaçlı anlatan film, rengiyle, ışığı ve mekan seçimleri klasik bir romantik / komedi havasından özellikle uzaklara düşüyor. Bizi de hayatımızın seçimleri konusunda bir hayli aydınlamış oluyor! Özellikle de duygusal zekayı fazlaca kurcalıyor!