'Fabrika ayarları'



18-02-2017 07:34


Metin Çulhaoğlu

Rivayete göre Türkiye’de iktidara gelen siyasal partilerin “fabrika ayarları” vardır. 

Ama her nedense ve nasılsa iktidar süresi uzadıkça bu fabrika ayarları bozulur. İktidarlar baştaki ayarlarla hiç bağdaşmayan olmadık birtakım işlere kalkışırlar. Sonra, bir yerlerden koro halinde yükselen sesler duyulur: Fabrika ayarlarına dönülmeli!  

Ama şimdiye kadar “dönen” olmamıştır. 

Zamanında Demokrat Parti 50’li yılları yarıladıktan sonra işi azıtmış, umumi arzuya rağmen 1946-50 döneminin fabrika ayarlarına dönmemişti… Demirel ve Adalet Partisi 70’li yıllarda Milliyetçi Cephe diye tutturup ona buna sarılmış, 1960’lı yılların gönüllerdeki “merkez sağ” fabrika ayarlarını nedense unutmuştu… Ardından, 80’li yıllar biterken bu kez ANAP’ın “dört eğilimi bir araya getiren” fabrika ayarları özlenir olmuştu… 

Şimdi, kafayı bu ayar meselesine takanların gündeminde AKP ve Erdoğan var. 

Öncekiler yapmamıştı, ama Erdoğan ve AKP’si baştaki fabrika ayarlarına dönemez miydi? 

Hadi Erdoğan’dan umut kalmadı, içerden birileri bayrak açıp AKP’yi fabrika ayarlarına götüremez miydi?

***

Bu ülkede siyasetin yönünü ve siyasal partilerin temel çizgilerini “okuma” anlamında çevreyi yanıltma potansiyeli en yüksek olanlar, anaakım medyanın “liberal” yazarları ile özellikle sosyoloji ve siyaset sosyolojisi gibi alanlarda “parlak” denilen akademisyenler arasından çıkar…  

Ortak paydaları liberalizm olabilir; ama iki kesimin kendi ayrı at gözlükleri vardır. 

İlkinde, medyada, gündelik istihbaratın boğuntusu yaşanır. Her hafta “kritik gelişmeler” olur; “kırılma noktaları” ayda bir ortaya çıkar; ötesinde “hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı” keskin virajlar ise 2-3 ayda bir alınır. Böylece “ülkenin geleceği” bir yıl içinde birkaç kez yeniden şekillenir, belirlenir…    

Böyle bir ortamdan gündeme bomba gibi düşen haberler, bir olayın şifreleri, gelişmelerin perde arkası, bilmem kimin yeni stratejisinin koordinatları vb. çıkar, ama bu boğuntu içinde ülke siyasetinin genel yörüngesi bilince çıkmaz. 

Medya dünyası için gerçekten dün dündür, bugün de bugün…

Diğerinde, akademide ise durum farklıdır. 

Burada, akademinin derinliklerinden gelen, teorik temelleri pek sağlam olmasa bile duyanı büyüleyeceği düşünülen modeller söz konusudur. Akademi dünyasının özelliğidir: Model belirli bir cazibeye sahipse, teorik geri planı fazla irdelenmeden hemen tarihe ve güncelliğe “uygulanır”. Bakın, “test edilir”, “sınanır” demiyoruz; geçmişte ve güncellikte modele şöyle ya da böyle uyar görünen ne varsa salt onlara odaklanılır ve akademik bir kibirle “işte bu” denir…   

Akademi, daha doğrusu “liberal akademiya” budur, böyledir. 

Günümüze gelirsek, bir dönem AKP’ye büyük umutlarla kredi açmış liberal akademiyanın bugünkü “uyanışı” ülkenin gerçekten kötü yerlere sürüklenmesinden duyulan kaygıların mı yoksa “güzelim modelimizi berbat ettiler” düş kırıklığının mı sonucudur, ayrıca tartışılır… 

***

Aslında “fabrika ayarları” metaforu o kadar da saçma değildir. 

Örneğin AKP’ye bakarsak bu siyasal oluşumun fabrika ayarları gerçekten vardır. Gelgelelim, bu ayarların, medya ve akademi dünyasının parlak isimlerince AKP’ye uzun süre yakıştırılan özelliklerle hiç alakası yoktur. 

İsterseniz şöyle söyleyelim: Eğer konu 1923 Cumhuriyeti ile reddiye temelli bir hesaplaşmaysa, bu anlamda parantez kapatmaysa; yeni bir “üstyapı” oluşturmaysa, başka bir siyasal, ideolojik ve kültürel yapılanmaya gidilmesiyse, AKP tam da budur.  “Fabrika ayarları” deniyorsa, baştan bu yana hep bunlar olmuştur.

Kısacası, “laikçi teyze”nin sezgiye dayalı kaygıları, arada filozofluğa da soyunan medya mensuplarıyla postmodernizme bulaşmış liberter akademisyenlerin derin tespitlerinden ve beklentilerinden çok daha gerçekçi çıkmıştır. 

“Laikçi teyze” sezmişti…

Sezmenin ötesinde bilinmesi gereken ise şudur: Sadece son birkaç yılın değil son 15-20 yılın dünya konjonktürü ve ülkedeki sermaye egemenliği, önce düzen içi siyasal oluşumların fabrika ayarlarını sağda kurdurmakta, ardından daha da sağa ittirici süreçleri devreye sokmaktadır.

Kapitalizmin kendi modernist, demokrat, özgürlükçü, çoğulcu, vb. kırmızı çizgileri ya ortadan kalkmış ya da fazlasıyla solmuştur. 

Eğer “fabrika ayarları” bunlarsa, bu ayarlar ABD’de “Rust Belt” (Pas Kuşağı) denilen bölgede çürüyüp paslanmaya terk edilen eski fabrikalar gibi yerlerde kalmıştır.