Entropi ve dağılma…



06-11-2014 09:31


Nurettin Abacıoğlu

27 Ekim tarihinde Sabah gazetesi neredeyse manşetten “İlaçta Paralel Vurgun” başlığıyla bir haber verdi. Bahse konu haber, Pensilvanya bağlantılı ilaç sermayesi üzerineydi.

Ana şirket olarak kurulmuş “Basel” ve onun etrafına halkalandırılmış on beş kadar şirketten oluşan bir yapı…

Haberde “yerli ilaççı” olan bu grubun içeriden yani Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu içinden gerek ruhsat ve gerekse geri ödeme bakımından kollandığı; bunu sağlayan bürokrat kadro ile ruhsat komisyonlarında kimi akademisyenlerden bahisle işin “Atlantik Ötesi” deşifre ediliyordu.

Yani daha anlaşılır olması babında, sağlık işinde, devletin yapısı içine mevzilenmiş cemaatçi kadrolara ilişkin yeni bir cadı avı başlatılmasının ilk işaretleri veriliyordu.

Cadı avı dedimse, öyle bir şey yok da, hukuk dışı bir işlem yapıldığından falan bahsetmiyorum. İşler mahkemeye intikal ederse ne olup olmadığını hep beraber görürüz; ya da gösterilmek istenildiği kadar olaylar ve olgular açığa çıkarılır. Dert bu değildir. Şimdi “iktidar bloğu” içinde ne olmuştur da işler bu hale döküle yazmıştır. Bu günün düşman kardeşleri, dünün iş, eylem, ideoloji ve iktidar ortakları olarak güle oynaya her düzenlemeyi yaparken, bu gün yollar neden bu denli çatallaşmıştır? Bunu anlamak ve geneline bir gönderme yapmak gerekir.

Bu bölümü uzatmayacağım. Bu konuyu kendim ilk olarak 13 Ekim 2011 tarihinde “Yerli ilaççılığın revacında atlantik ötesi rivayetler...” başlığı ile SoL Portal’da yazmıştım. İkinci bir yazıyı ya orada veya başka bir yerde daha yazdım diye hatırlıyorum. Yazıları ilaç-eczacılık camiasından okuyan kimi yorumcularım, hem anlatılanların cukka doğru olduğunu, hem de burnumu fazla sokmamamı beyan etmişlerdi. Yazıya konu olan ayrıntılar elbette belgeli idi. Belgelere kaynak akışı ise yazılardan sonra birden kesiliverdi. Kısacası, burnumu sokmaya devam isteğim olsa bile, veri olmayınca yazacak bir şey de kalmadı ve benim açımdan konu kapandı gitti. Sadece kapanma mı? Kuşkusuz okuyanlar bakımından unutma payı da düşünülürse, yazıların pek bir izi olamadı. Ne ki şimdi bakıyorum da, işin içindeki bütün derinlikler Sabah gazetesine tevzi edilmiş; iki kurum içindeki cemaatçi bellenen bürokrat kadroların işi bitirilmeye çalışılıyor ve bu arada yataklıktan suçlu bellenen akademik kadrolar da kamuoyuna açıklanıyor. Burada hemen şu şerhi düşmek yerinde olacaktır. Olay şimdi bir “cemaat operasyonu” gibi takdim havasındaysa da, kimin hangi cemaat veya tarikattan olduğu mevzusu karışıktır. Öyleyse kim kimin ayağına basmak istiyor işini uzmanlarına bırakmak en doğrusudur.  Yani öncesinde bilerek ortaklık; şimdiyse ne yapalım “öküz öldü” muhabbetti.

Bu haber, şimdilik bir gözdağı değilse ve Akp iktidarı, sağlık alanında da iç hesaplaşmasını karara bağlamışsa, konu mutlaka yargıya taşınacaktır. O nedenle “Pandoranın kutusu” nun açılmasını beklemek ve doğrularla, eğrilerin nasıl dizildiğini görmek daha gerçekçi olacaktır.

“Atlantik ötesi” meselesine neden değindim?

Esasen konun ayrıntılarına değil; işin geneline bakmak için bu başlıktan bir giriş yaptım.

Üzerinde oturduğumuz bu sermaye devletinde iktidar ve yönetim işleri iki kavramsallaştırmayı içinde taşır. Birincisi “egemen bloktur”; diğeri ise “iktidar bloğu”.

Blok tümcesine dikkat edilirse, iktidarın yekpare olmadığı ve sınıfsal öznelliği içinde parçalı bütünlüklü bir nesnelliğin bulunduğu hemen anlaşılmaktadır.

Egemen blok sınıfsal tahakkümü belirler. Burada, iktidar aparatının hangi siyasi kadrolar arasında paylaşımı meselesinin dışında, sermaye sınıfına tüm girinti ve uzantılarıyla beraber ona payanda olan, yataklık eden bütün unsurların ortaklaştığı bir bloktan bahsedilmektedir.

İktidar bloğu ise, doğrudan siyasal kadroları ve onların devlet aygıtı içindeki bürokrat ve teknokrat uzantılarını betimlemektedir.

Akp, bir siyasi örgüt olarak, geçmişi kuruluşunun çok öncesine yaslanan farklı kadro motiflerini kendine devşirerek yönetim erkine oturmuştur. Dini cemaat ve tarikatlar, devşirilen kadroların kaynaklığını yapmış ve elemanlar ya meclis ya da bürokrasi kadroları içinde de kullanılmıştır. Bu kullanımın sadece ideolojik ve örgütsel bağlamda olmadığı, ardında çıkar ilişkisinin belirleyici olarak bulunduğu, kopan iç siyasi kavgadan belirgin bir biçimde anlaşılmaktadır.

Akp, on iki yıllık iktidarında iki cephede konsolidasyon sağlayarak yol yürümeyi becermiştir.

İlki kuşkusuz dış desteğidir. ABD ve AB emperyalizmi dışsal desteğin başlıca merkezleri ola gelmektedir. Bu destek hem sermaye ve hem de siyasa olarak Akp’nin arkasında durmuş ve koltuklamıştır. Şimdilerde görülen kimi kırılmalara ise aldanmamak gerekir. Akp’nin yerine ikame edilecek ve yedeklenecek siyasi kadrolar bulunamadığı müddetçe, bu alanda bir değişim beklemek yersizdir.

İkincisi ise iç desteğidir. Bu destek seçmen tabanı ve bu tabanı kapsayan tüm unsurlarıyla dinci, cemaatçi örgütlenme yapılarının konsolidasyonunu içermektedir. Onun bir üstünde her boydan sermaye organizasyonları ve bunları sağlama bağlayan askeri, hukuki ve akademik destek bulunmaktadır. Bir diğer kutup ise Akp ile farklı saikle bir arada durmaya soyunmuş Kürt siyasetidir. Ve nihayet son kanatta da liberaller yer almaktadır. Böylece iç konsolidasyonun bütünü, bir egemen blok tanımına uygun düşmektedir. Partinin bu blokla sürdürdüğü dalgalı ilişki çizgisi, zaman zaman karşıtlık içerse de, hiçbir taraf karşılıklı bağlarını koparmadan yola devam ede gelmiştir.

Akp, kendi iktidarı bakımından asude bir denizde yelken açmamıştır. Okyanus dalgalarıyla boğuştuğu bile söylenebilir. Her dalga bir krizse, Akp gemisi bir biçimde bu krizleri de bu güne değin aşabilmiştir. Bunu kısmen gündem belirleme ve değiştirme becerisine borçluysa da, esas neden, sermaye adına her istikrar çağrısını çıkarışında, egemen bloğun bütün unsurlarının Akp’nin ipine sarılmakta tereddüt etmeyişidir. Akp bunu dış siyasete iç desteğim çok güçlü diye yansıtmıştır. Böylece ayakta tuttuğu dış destekten sağladığı sermaye akışını ise iç kaynaklarına tahsis etme becerisini de dışarıda güçlü olduğum için içeride bu nimetlerden yararlanıyorsunuz retoriği ile pekiştirmiştir. Oysa şimdilerde arızlar arızalar üzerine yeğinleşmekte ve yoğunlaşmaktadır. Durum Akp açısından giderek daha gri bölgeler içeren bir tutarsızlığa dönüşme eğilimindedir.

Önce geçici görüntüye bakalım. RTE bin odalı sarayında başkancılık oynamaya başlamıştır. Son hamle için genel seçimleri beklemekte ve Anayasa değişikliğini referandumsuz atlatacak bir çoğunluk düşlemektedir. Ekonominin çok kırılgan hale geldiğini kredi değerlendirme kuruluşları belirtse bile, şimdiye değin dış destekli sıcak paranın sağladığı göreceli gelişmenin nimetleri halen yenmektedir. Düne değin Kürt açılımında ortaklaştırılmış siyasi peşrev, bu gün için haleldar görünse bile zemin henüz kaymış değildir. Yani ve kısacası an itibariyle dış ve iç dinamiklerindeki arızaları bugüne değin oturuşturmayı başaran Akp, entropisinin kaotik bozunma basamağına erişmiştir.

“Fizikte ‘Entropi’, bir sistemin mekanik işe çevrilemeyecek termal enerjisini temsil eden termodinamik terimidir. Çoğunlukla bir sistemdeki rastgelelik ve düzensizlik olarak tanımlanır. Doğa ve fen bilimlerinin en önemli yasası her şeyin yıprandığını söyleyen yasadır. Canlılar yaşlanır ve ölür; otomobiller paslanır ve evrendeki düzensizlik artar. Bilimciler düzensizliği, ‘Entropi’ adı verilen nicelik ile ölçerler. Sistemlerdeki düzensizlik arttıkça, entropi de artar. Bu durum da, faydalı (iş yapabilir) enerji miktarını azaltır; faydasız enerjiyi (entropi) arttırır.”

Buna göre, Akp’nin dış ve iç ilişkiler evreninde giderek bir düzensizlik artışı olduğu belirginleşmektedir. Bunun da hem dış ve hem de iç iki dayanağı bulunmaktadır. Dışsal olarak Suriye meselesinde ve Yeni Osmanlıcılık fütuhatçılığında duvara toslamıştır. İçte ise Haziran direnişi Akp’nin üzerinde Tır kamyonu gibi geçmiştir. İç siyasetin arızalanmasında, gemi batarken ilk terk eden fareler misali, Akp kadrolarında cemaatçi çalkalanma hayli gedik açmıştır.

Suriye fütuhatçılığı sadece bölgenin vassal beyi olma isteği değildir. Kürt meselesinde ipleri elde tutuşun bir aracı da kılınmak istenmiştir. Görece bağımsız adım atma istekleri, ABD tarafından terslendikçe, oyunun ve bölgenin aktörü olmaktan uzaklaşan Akp bu kez istediği konsolidasyonu sağlayamamanın sıkıntısını çekmektedir.

Haziran direnişi Akp’nin bir dinamik olarak hiç hesabında olmayan bir gerçekliktir. Onca yıl uyuttuğunu düşündüğü halkın o ayaklanışı, içeride anlatılacak masalların da sonuna gelindiğini Akp’ye acı reçete olarak yutturmuştur. Denilebilir ki yuttu da ne olduğu; seçimlerden yarı ekseriyetle yine çıktı. Sanki söylenen haklı bir eleştiridir. Oysa gerçek olan cinin bir defa şişeden çıkmasıdır. Yıktı, yıkıldı denilen Cumhuriyet hemen bir gün de yer ile yeksan olmuyorsa ve uğrunda direnen bir kişi dahi varsa ve bu bağlamda ayakta kalabiliyorsa, Akp’de seçim başarılarına geçici bir ilave yapmış olabilir. Ne ki kendine öz güvenini yeniden tazeleyen ve hafif silkinse 8 şiddetinde deprem oluşabileceğini gören bu halkın, boyunduruktan kurtulmak için örgütlenme hamlesine geçiş yapmasına sıra gelmiştir.

Haziran darbesinin, Suriye fütuhatçılığıyla pekişmesi Akp’yi ciddi zorlamaktadır. Kobani’de yalpalayan ve tüm tükürdüklerini yalayan bir iktidar savrulmasına şimdi Aysel Tuğluk demeci de eşlik etmektedir. Kürt siyasetinin önde gelen bu karakterinin, Akp’nin çözüm sürecinde muhatap olmaktan çıktığını beyan etmesi ve seküler güçleri ortama davet edişi iktidar partisine yeni piyango olmuştur.

Öyleyse, başa dönersem ve başa koyduğum” İlaç-Pensilvanya” haberi hoşluk olsun ve boş olsun diye değildir. Gündem değiştirmenin ustası Akp’ye yeni gündemler gerekmektedir. Haberin gerçekliği olsa bile bu güne değin neden sustun diye soranları isterse çıkabilir.

Şimdilerde, Akp’nin entropisi kaotik bir düzensizlikte akışa geçmiş görünmektedir.

Yani birleşik haziran ruhuna ve hareketine iş düşmektedir.

nuriabaci@gmail.com