Emeğin ve umudun şairi Sennur Sezer



17-10-2015 10:30


B. Sadık Albayrak

Sennur Sezer, bir şiirinde, “Ölüm kibirlidir… Aşk acemi” der. Kibirli ölüm, baştan beri hep emekçilerin ufkundan dünyaya bakan bu şairi apansız aramızdan aldı. İnsanların acemi aşklarını, yoksulluğun dar çemberini, emekçinin büyük umudunu, kadınların ve çocukların günışığına çıkmamış türkülerini, sömürücünün doymak bilmez kan dökücülüğünü, “pas tutmaz sesi”yle ve baş döndüren sözcükleriyle anlatmaya devam ederken… Biz onun insan ve yaşam sevgisi dolu şiirlerine doymamışken…

Sennur Sezer, kuşağının önemli şairlerinden biridir. Alışılmış adlandırmayla söylersek, 68 Kuşağının, dünyaya devrimci bir coşkuyla bakan, emekçiden yana toplumsal mücadeleye atılan bu kuşağın umut ve özlemlerinin şiirini yazmıştır. Yarım yüzyıllık bir zaman içinde, ülkede yaşanan gerici darbelere, şiirde egemen hale gelen burjuva bireyciliğine teslim olmadan gerçekçi şiirini korumayı ve geliştirmeyi bilmiştir. Oysa, 68’in darbelerle gelen yenilgisiyle şiir de hizaya girmiş, insana ve yaşama yabancılaşmıştır.

Sanat kaçıp kaçıp sığındığım sanat

Öğütler aldırışsızlığı (Direnç Şiirleri, s.156)

O bu baskıları ve ayartıcı öğütleri elinin tersiyle itmesini bilmiştir. O bilir; aldırışsızlık değil, “her şiirin sonunda bir çığlıktır beklenen”.

KANLI MEYDANI ŞİİRDE YAZMAK

Sennur Sezer’le birlikte şiirimizin savaşımcı ve gerçekçi çizgisini sürdüren az sayıdaki ustalarından birini de yitirmiş olduk. Şiirimizin insanla ve yaşamla sağlam bağlar kurabilmiş bu ustasını toprağa verdiğimiz günlerde, şiirlerinde kavgasını okuduğumuz emekçilerin barış yürüyüşüne düzenlenen korkunç katliamla karşılaştık. Şiirinde insanın acılarını ve sevinçlerini yazan şair bir şiirinde şöyle der:

Bir sözcük verin bana

sıcaklığını taşısın kanın

soğuyup pıhtılaşsın

silinmesin

anımsatsın. (Kirlenmiş Kâğıtlar, s. 14)

Emekçilerin barış yürüyüşünde meydanları kana buladılar; Sennur Sezer, emekçilerin daha özgür bir yaşam için yürürken dökülen kanlarını bize daha önce yazmış ve hep anımsatmıştı. Çünkü yaşamın geliştirilmesinin insanlık tarihindeki zorlu savaşımlarını biliyordu. Bu savaşımın içinde yaşamıştı, safını seçmişti. Bu bilinç ve seçimle, Sennur Sezer’in şiiri, insana tarih bilinciyle bakar; bugün sömürülen emekçiyle binlerce yıl önce Mısır’da piramitleri inşa eden işçi arasındaki ortaklığı gösterir. İktidarın akıttığı emekçinin kanını da hiç unutulmasın diye şiirin kısa, vurucu sözcükleri ve dizelerine kazır. Er geç bu kanın hesabını soracaklar için, şiir acı gerçeği geleceğe taşır. 10 Ekim’de Ankara’da barış isteyenleri katledenleri ve onlara karşı direnmeyi sürdürenleri Sennur Sezer’in yıllar önce yazdığı bir şiirde bulmak mümkündür:

Alın terinindir yarın

Yokolup gitmenin telaşında katiller

Durduramaz savaş ortasında yürüyüşü

Saflarda düşenler (Direnç Şiirleri, s.219)

YALIN VE ÇOK ANLAMLI ŞİİR

Sennur Sezer’in şiiri bu özelliğiyle tarihsellikle güncelliği kaynaştırmıştır. Günümüz toplumunun temelindeki büyük çelişkiyi, alınterine artı değerle elkonan emekçi ile sermayedar arasındaki yok edici çelişkiyi hep göz önünde tutun bir şiirdir. Bu çelişkinin açıklığıyla bizi hep yaşamla köklü bir ilişkiye götüren bir şiirdir. Bu şiirde, yoksul annenin hasta çocuğuna tavuk yediremeyince karlı günlerde kuşlara tuzak kurmasının trajik gerçeğini bulabiliyoruz. İnsanımızın ekmek parası peşinde göçtüğü el kapılarının anlamını da bir dizeye sığdırabilir: “Alamanya taze kızlar ister makinelerine”. Sennur Sezer, yoksul bir insan için akşam pazarlarının ne anlama geldiğini de şiire sokar:

Ey ekmeğin katığını ucuzlatan

Akşam pazarları

Patlak biberler ezik domatesler (s. 20)

Sennur Sezer’in şiirinin, halk deyişiyle özü sözü birdir. Sevincini, acısını, umudunu, kavgasını yazdığı emekçi insanla yakın bir dili konuşur. Yalın ve anlaşılır bir şiirdir, az ve özdür. Ama bu az ve öz şiire, insan ve toplum üstüne köklü bir felsefeyle, diyalektik materyalist bir gözle bakmanın geniş ufku ve derinliği sinmiştir. “Boyuna soruyorum kendime yazmadıklarını kitapların” der, araştırıcı ve sorgulayıcıdır. Zamanda ve mekânda alabildiğine sınırsızdır. Ozan gözleriyle görür ve gösterir: “Kocaman gözleri olur çöl çocuklarının: Yeşillik görmeye aç.” Yalın ve çok anlamlı bir şiirdir.

Sennur Sezer’le, hep yürüyüşlerde, emekçi şenliklerinde karşılaştık. Kişiliğiyle de şiirlerine yakışan, doğru bildiğini inatla savunan bir insan olduğunu gördüm. Cide Rıfat Ilgaz şenliğinde konuşmamdan sonra ayağa kalkıp eksik bıraktıklarımı tamamlamıştı. Şiirimizdeki 68 Kuşağını yeterince değerlendiremediğimizi söylemişti. 93 Haziran’ında, o kanlı aydan birkaç hafta önce Zonguldak şenliğinde yolumuz kesişmişti; Adnan Özyalçıner, Cengiz Gündoğdu, Berrin Taş, Cemile Çakır, Mehmet Yılmaz Karaibrahimoğlu birlikte sabah çayı içmiştik. O şenlik benim için unutulmazdı, ilk kitabım çıkmıştı ve adımın bir başka yazarla karıştırıldığını öğrenmiştim. Zonguldak’ta “Bizim” Sadık Albayrak olmuştum, ne yazık ki, “bizim” Sennur Sezer’le çok fazla dostluğumuz olmadı. İnsancıl’da gençlere büyük bir titizlikle şiir dersleri verdiğini hatırlıyorum. Bu dersleri, “Şiir Gündemi” kitabıyla geleceğin şairlerine de taşıdı.

GÖĞE AÇILAN KAPILAR

Sennur Sezer’in şiirinin okuru, yaşamı insana yakışır bir tutumla, onurlu ve emekçi ahlakıyla yaşamaya çağrılan bir okurdur. Yaşamın sınavından umut ve öfkesini hep koruyarak geçmek gerekir. Oğlunu yitiren bir ananın, şair Gülten Akın’ın acısına ortak olduğu, Sınarlar Seni şiirinde, dayanması için direnç vermeye çalışırken şöyle der:

Sürdür türkünü

Sınarlar seni (Direnç Şiirleri, s. 153)

Ölünceye kadar emekçilerin türküsünü sürdüren Sennur Sezer’in, eşi Adnan Özyalçıner için yazdığı sevgi şiirinde “silah arkadaşı” kavramıyla karşılaşmak şaşırtıcıdır:

Bir sevgi şiirine başlamalıyım

Silah arkadaşım benim

Silahı halka güvenmek

Silahı yaşamak olan. (Direnç Şiirleri, s.166)

Herhalde, Sennur Hanım, halka güvenmek silahının ne çok işe yaradığını 2013 Haziran günlerinde gördü ve yaşadı. Meydanlara koştu, meydanların gözü kulağı oldu, şiirini yazdı. Şarkısı da yapılan Sabah Türküsü şiiri, “Bir sabahın üç kapısı var göğe” diye başlar. Bu üç kapıdan umut ve emek emekçinindir. Korku ise yere çalınacak ve emek ile umudu özgürleştirecektir. Gezi günlerinde emek ile umudu, en azından yüreklerimizde, büyük bir coşkuyla özgürleştirmedik mi? “Dünyayı aşkla düşünerek” değiştirmek isteyenlerin şairi şöyle der:

Emek senin umut senin

Korku ne?

Yeter ki ellerin ellere kavuşsun (Direnç Şiirleri, s.160)

Şair sözünü söylemiştir, umutsuzluk yasaktır bize. Çelikleşmiştir “yüreklerimiz acıyla dövüle dövüle”. Bir kez daha kanlı meydanlara, aramızdan alınan canlara rağmen, tarihin sözü umudumuzun ateşini parlatır.

Alın terinindir yarın

Yokolup gitmenin telaşında katiller

Durduramaz savaş ortasında yürüyüşü

Saflarda düşenler

Sennur Sezer, Direnç Şiirleri, Evrensel Kültür Kitaplığı, 1995, İstanbul

Sennur Sezer, Akşam Haberleri, Evrensel Basım Yayın, 2014, İstanbul

Sennur Sezer, Dilsiz Dengbej, Evrensel Basım Yayın, 2007, İstanbul

Sennur Sezer, Kirlenmiş Kâğıtlar, Evrensel Basım Yayın, 2013, İstanbul

Sennur Sezer, Şiir Gündemi, İnsancıl Yayınları,1995, İstanbul