Ekim’den Haziran’a



07-11-2014 10:04


Kurtuluş Kılçer

Ekim Devrimi’nin üzerinden 97 yıl geçti.

Bugün Sovyetler Birliği yok. Ekim Devrimi’nin kazanımlarının tek tek ortadan kaldırıldığı bir tarihsel kesiti birlikte yaşadık. Kapitalizm, Rusya’da egemen bir sistem olarak bugün toplumsal yaşamın bütün alanlarında sonuçlarıyla ortada. Çürüme de var, yoksulluk da var, milliyetçilik de var, mafya da var.

Ekim Devrimi, tek başına bütün Sovyet halklarına kazandırdıkları ile değil aynı zamanda devrimci harekete “iktidar perspektifi” anlamında bıraktığı bir büyük miras ile de önemli. Paris Komünü üzerinden 46 yıl geçmişti, Bolşevikler Rusya’da iktidarı aldıklarında. Yatıp kalkıp Paris Komünü’nü tartışmışlardı. İşçi sınıfının iktidarı aldığı ilk tarihsel örneği iyi öğrenmişlerdi.

Ekim’den sonrası “kapitalizmden sosyalizme geçiş çağı” oldu. İşçi sınıfı hareketlerinin ve ulusal kurtuluş mücadelelerinin birlikte yükseldiği bir “dünya çağını” gördük.

Bugün Sovyetler yok. Şimdiki durum Birinci Dünya Savaşı öncesi siyasal bir tabloya geri dönüş gibi. Ekim, tarihinde ilk örnekti, sonrasındaki bütün devrimci hareketleri belirledi, destekledi ve örnek oldu. Kapitalizmden sosyalizme geçiş çağı ise sürüyor!

Kapitalizm var oldukça sosyalizm tek almaşık olarak dünya emekçilerinin tek kurtuluş umudu hala! Kapitalizm, ekonomik krizlerden değil, bizzat bugün insanlığa yeni bir şey veremeyecek olmasından dolayı kriz içinde. Yeni bir “ideoloji” üretemiyor. Kapitalizm, bir dünya sistemi olarak bugün görüp gördüğümüzden, görüp göreceğimizden başkası değil; Suriye’de, Irak’ta, Libya’da içsavaş, Afrika’da açlık, Latin Amerika’da yoksulluk, Avrupa ve Amerika’da eşitsizlik… Liberallerin, gelişmiş kapitalist ülkelere bakıp özenmelerini boşverin. Bu ülkelerin “görece gelişmişliklerinin” altında korkunç bir emperyalist sömürü var. Tek tek bu ülkelerdeki eşitsizliği ve Avrupa ülkelerindeki umutsuzluğu saymıyoruz bile…

Sosyalizmi arıyoruz. Herhangi bir yerde saklı olduğu için değil, kurup; emekçileri, ülkemizi ve Ortadoğu’da kan gölüne dönüşen komşu halklarımızı kurtarmak için.

Sosyalizmi arıyoruz, Kürdün özgürlüğü, Alevinin eşit yurttaşlığı için…

Sosyalizmi arıyoruz, Soma’da, Ermenek’te toprağın altında kalan madencilerin acısı bir daha yaşanmasın diye… Kâr ve sömürü uğruna katillere memleketi bırakmamak için…

Sosyalizmi arıyoruz, sömürünün son bulması için… Bütün kötülüklerin kaynağını ortadan kaldırmak istiyoruz çünkü…

Çağımız, kapitalizmden sosyalizme geçiş çağı! Bu çağa tanıklık etmek iddiasında bulunmak çok mu abes kaçar?

1917 Şubat’ında Bolşeviklerin Petersbug’daki üye sayısını düşündüm. Sovyetlerin kurulmasını, sömürüden, yoksulluktan, savaştan çekmiş işçilerin, askerlerin ve köylülerin artık yeter demesini… Elbette çok özgün bir tarihsel koşulun ürünüydü Ekim Devrimi. Aynısını, benzerini, örneğini, devamını bekleyecek durumda değiliz. Dünya değişti, ülkemiz değişti, koşullar değişti, talepler değişti…

2013 yılında Taksim Gezi Parkı’nın adıyla anılan ülke tarihinin büyük direnişini düşündüm sonra. Milyonlarca insanın sokağa çıktığı, kora kar bir direnişin verildiği, 8 gencin yaşamını yitirdiği büyük bir direnişi hafife alabilir miyiz?

Abartmadan, fetişleştirmeden Ekim’den ders alarak bakalım…

Devrimi aramak meşrudur. Baktığımız yerlerde devrimi aramıyorsak, olanaklarına bakmıyorsak, heyecan duymuyorsak devrimcilik yapılmaz.

Ekim’den Haziran’a bakalım… Çok önemli bir halkadan tutalım; meşruiyet.

Çünkü halka dayanıyordu!