Dünyanın 11 Eylülleri



08-09-2020 00:17


Zafer Köse

Bir dönemin bitip başka bir dönemin başladığı sembolik tarihler belirlemek alışkanlığı var ya, biz de öyle yaparsak, 11 Eylül 1973’ü dünyada toplumsal kutuplaşmaların nitelik değiştirdiği gün kabul edebilir miyiz?

Kutuplaşmalar sınıfsal eksenliydi. Yoksulluk, işsizlik, sömürü vardı dünyada. Oysa dünyanın kaynakları yetersiz değildi. Emeğin hakkı verilmiyor, emekçinin ürettiği meta üzerindeki kontrol, denetimsiz bir şekilde burjuvaya ait oluyordu. Hızla büyüyen sermayenin küçük gruplarda toplanması, halkların yoksulluğuna neden oluyordu. Ve bir kodamanın karşısındaki yoksul bir insan şöyle düşünebiliyordu: “Ben yoksulum çünkü sen fazla zenginsin.”

Tahrip edilen doğa, ayrımcılık, yobazlık gibi sorunlar hep bununla ilgiliydi. Özgürlük ve laiklik gibi talepler de emek mücadelesiyle ilişkiliydi. Üretenlerin yönetime gelmesi dünyayı değiştirecekti.

YALANLA VE ŞİDDETLE

Böyle bir dönüşümü engellemek için her şeyi göze alan iktidarlar, ellerindeki silahlardan ve sermayeden çok, halkın iradesinin belirleyici olduğunu biliyorlardı. Bu irade kontrol altına alınmalıydı. Kitlelerin sömürülmesini sağlayan bu sistem, kitleler tarafından benimsenmeliydi.

Bunun için yalana ihtiyaç vardı. Her şeyin açık, şeffaf bir şekilde görünmesi, sistem için zararlıydı. Demokratik yollar kapatılmalı, kargaşa ortamında can kayıpları yaşanmalı, mücadele edenler çoğunluğun gözüne terörist gibi gösterilmeliydi. Bu amaçla çeşitli yöntemler uyguluyorlardı.

Ama dünya iktidarları açısından, Şili’de işler yolunda gitmiyordu. Halk örgütlenmiş ve en ufak bir şaibe olmadan, demokratik yoldan sosyalist hükümet kurulmuştu. Artık orada demokratlık ve insancıllık gibi yalanların zamanı geçmişti, kodamanlar için. Bu bir ölüm kalım savaşıydı. Bunun için şiddete ihtiyaç vardı.

Ve, Bulutsuzluk Özlemi’nin dediği gibi;

yıl 1973
ve 11 eylül perşembe
saat 13'te trt'de
şili'de askeri darbe.
yu es ey, si ay ey, ay ti ti şab lorenz...
arandı tarandı bulundu pinoşe

Halkın lideri Başkan Allende çatışmada öldürüldü. Birçok sanatçı ve aydın katledildi.

analar ağladı,
yürekler kan ağladı.
tüm dünyada gençler
yazdılar duvarlara:
"şili'ye özgürlük"
"şili'ye özgürlük"
el pueblo unido
jamas sera vencido

“Şili’ye özgürlük” demek, ne milliyetle ilgiliydi, ne ırksal kökenle. Ne de dinsel bir yaklaşımdı bu. Belki de dünyada son defa o kadar yaygın biçimde sınıfsal açıdan bakılıp dile getirilen bir talepti, “Şili’ye özgürlük!”

DÜNYANIN 12 EYLÜL’Ü

Şili’de Marksist hareket, Amerikan şirketlerinin ve hükümetinin desteklediği darbeyle ezildi. Tüm dünyada bunun etkisi yaşandı.

Yine de çoğu ülkede, halkın demokratik taleplerini ve emeğin hakkını savunan politik hareketleri önlemek için devletin yasal güçleri yetersiz kalıyordu. Yasadışı yöntemler kullanan sağcı gruplar öne çıkarılmalıydı. Sonra da oluşan terör ortamına “kardeş kavgası” diyerek devletin müdahalesi meşrulaştırılmalıydı. 11 Eylül’ün devamı, Türkiye’de 12 Eylül oldu. Kazanan taraf kılıçlarının kanını, kaybedenlerin ak libaslarında sildi, bir kez daha. Korkunç bir devlet şiddetiyle büyük acılar yaşandı. En ileri, en genç dalları budadı, 12 Eylül filizkıran fırtınası. Geride kalanlar kendilerini umutsuz bir toplumun ortasında buldular.

Tüm dünyada bu yöndeki gelişmeler sonucunda, sınıfsal açıdan bakan kitlesel muhalefet dönemi sona erdi. Artık fakirlik, fakirin suçu oldu. İşsizlik, işsizin hatası… Toplumsal bütün sorunlar dönüp dolaşıp etnik kökenle veya dinsel inançla ilgili konulara bağlandı.

Kapitalizmin engelleri aşan arsızlığından dolayı, insanlar daha hileci, daha yalancı bir tarzda yaşamaya başladılar. Kendilerini daha günahkar hissettiler. Dinlere sığınma ihtiyacı büyüdü. Kültürel yozlaşmaları, cinsel saldırıları, dolandırıcılıkları, dinsel duyguları, bunların hepsini birden eşzamanlı besleyen koşullar iyice kökleşti.

Sınıfsal bir mücadeleyle bu sorunların çözülemeyeceği kamuoyuna benimsetilmişti, ama isyanlara neden olan sömürü sisteminde bir değişiklik meydana gelmemişti. Açlık, yoksulluk, insanın insana zulmü, hepsi devam ediyordu.

Sonuçta, “11 Eylül 2001” yaşandı. Kaçırılan uçaklarla New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin kuleleri yıkıldı, 3 bin insan öldürüldü. Artık dünya iktidarına karşı “kültürel tepki” büyüyordu. En ünlü “muhalif örgüt” El Kaide oldu.

YALANA KARŞI GERÇEK

Türkiye’de de “İlerici” ve “gerici” sözcükleri, sadece yaşam tarzıyla, başörtüsüyle ilgili biçimde algılanıyordu.

Cumhuriyet değerlerine bağlı, çağdaş, değişime açık insanlar, “Kürtçü ve dinci tehlikelere karşı” düzeni savunan bir konuma yöneldiler. Oysa o “eski düzen” barbarlığı gizlenemez bir sömürü sistemiydi. Toplumun en “ilerici” kesimi, “daha kötüsü gelebilir” kaygısıyla, milliyetçi ve tutucu bir işlev görmeye başladı.

Bu durum, sağlıklı bir düşüncenin değil, bir yenilginin sonucuydu. Zaten 2002 ve sonrasında yaşanan ekonomik krizler, halklara ezberletilen “yoksulluk yoksulun suçu” düşüncesini yıkmaya başladı. Görüldü ki,  ne milliyetçilik, ne etnik kökene bağlılık ne de dinsel duyarlıklar önleyebiliyor, sömürüyü.

Evet, 11 Eylül’den sonra 12 Eylül gelir, bu bir gerçektir. Neyse ki, yalanla gerçeğin savaşının bitmediği de açık bir gerçek. Belki bir süre daha 11 Eylüllerin etkisi sürecek. Sonunda ya barbarlık ya emeğin hakkı egemen olacak dünyada. Geleceğin niteliğini, kazanan tarafın hangi yoldan yürüdüğü, hangi yöntemlerle mücadele ettiği belirleyecek.

Kapitalizmi “nasıl” devireceksek, ona uygun bir insan gerçekliğini…  Güzel, onurlu, barışsever insanlığı yaratacağız.