Dünya, Türkiye ve Sol



26-05-2015 07:16


Metin Çulhaoğlu

Sosyalist hareket, 7 Haziran seçimleri sonrasında ortaya çıkan duruma bakarak elbette önemli kararlar alacak. Özellikle nerelere yükleneceğini daha net belirleyecek, gerekenleri yapmak üzere yoluna devam edecek… 

İşin bu yanını seçimler sonrasına bırakıp, az önce söylenenleri de kapsayacak daha genel bir bakış geliştirmeye çalışalım. 

Genel çerçeve, dünya, Türkiye ve sosyalist hareket sıralamasıyla çizilir. Yerleşiklik kazandığını söyleyebileceğimiz bu yaklaşımda “yanlış” olan bir yan yoktur. Gelgelelim, “yanlış yoktur” diye aynı sıralamanın bize her durumda çok net mesajlar vereceğini söyleyemeyiz.  Örneğin bugün dünyaya şöyle bir bakıp “Hımm, demek Türkiye’de bize düşen işler şunlar şunlar…” diyebiliyor muyuz? 

Diyemesek de, aynı sıralamayla devam edebiliriz.

Dünya:   Kriz içindeki kapitalizm kendi entegrasyonunda ileri adımlar attıkça, önündeki kimi engelleri ortadan kaldırdıkça ve ulusal sınırları bu anlamda silikleştirdikçe, “yukarıda” başka şeyler olmaktadır. Dünya kapitalizminin siyaseti, ideolojisi ve kültürü, “alttaki” bütünleşmenin tersine merkezkaç yönelimler sergilemekte, yakın geçmişte ulaşıldığına inanılan “nihai doğrular” giderek erozyona uğramaktadır.  Ayrışma, çeşitlenme ve uçlaşma, buluşmaya ve ortaklaşmaya ağır basmaktadır. 

Tekrar ediyoruz: “Altta” değil “üstte”, yani siyaset, ideoloji ve kültür alanlarında böyle olmaktadır…   

Buradan ne çıkar?

Ne çıkmayacağı bellidir: Buradan, örneğin 1990’lardakine benzeyen, belirli merkezlerden tüm dünyaya yayılan yeni bir liberal dalga çıkmaz.  

Küresel entegrasyon, kapitalizmin doğasında vardır. Nesnel bir eğilimdir. Sosyalist sistem varken de böyleydi, yokken de böyledir.  Ancak, liberal dalga, kapitalizmin küresel entegrasyonuyla ilintileri olsa bile, sosyalist sistemin çöküşünün getirdiği daha özel bir durum olarak görülmelidir. Dalga inmiştir ve yeniden yükselme şansı görünmemektedir. Daha açığı, kapitalizmin, temeldeki entegrasyonun üzerinde siyaset, ideoloji ve kültür alanlarında boy gösteren ayrışma ve uçlaşmaları yeniden liberal bir potada toplaması mümkün değildir.  

Bu durumda, “dünya” dendiğinde en fazla beklenebilecek olan, 1848-50, 1905-20, 1960-75 dönemlerindekilere benzer kitlesel hareketlenmelerin “güncellenmiş halleriyle” dünyamıza damgasını vurmasıdır. 

Zamanı? İlk nerelerden patlak vereceği? Yaygınlığı?

Bugünden kimse bilemez; ama gerçekleştiğinde Türkiye’yi de derinden etkileyeceği kesindir. 

***

Türkiye: Türkiye kapitalizminin 1980’lerle başlayan ve irili ufaklı tüm sermaye kesimlerini memnun eden yeniden yapılanması da siyaset, ideoloji ve kültür alanlarına “ortada buluşturucu” bir normalleşme getirememiştir. Sermayenin başka sermayeleri yutarak ve daha önce hiç girmediği alanlara girerek birikmesinin, dünya kapitalizmiyle daha ileri düzeylerde bütünleşmesinin tüm yolları açılmıştır; ama bu alandaki netlik ve mutabakat, “yukarıdaki” alanlarda normalleşmeyi sağlamamış, tersine daha derin yarılmalar yaratmıştır. 

Evet, AKP, CHP, MHP ve HDP’nin, belirli zeminlerde buluşulmasını düşünen ve isteyen “kurmayları” olabilir. Hepsi “Aman kaos olmasın” diyebilir; ancak bu saatten sonra işleri zordur. Kendileri isteseler bile “kitlelerini” buraya taşımada büyük güçlüklerle karşılaşacaklardır.       

Bütün bunları az çok düzeltip işleri rayına oturtacak “liberal dalga”? 

Dünyada ne kadar mümkünse Türkiye’de de o kadar mümkündür. 

“Sosyal devlet” denilen şeyin son izlerini de ortadan kaldırırsan, “alt tarafta” her şeyi sermayenin çıkarlarına göre düzenlersen, “üst tarafta”, siyaset, ideoloji ve kültür alanlarında “liberal ortak zeminler” de kayıp gider. Geçmiş olsun… 

O zaman?

Sosyalist hareket: Kendini, Türkiye’nin içine gireceği belirsizlikler döneminde merkezkaç kuvvetlerin etkisiyle partilerinden, sendikalarından, daha önceki bağlanmalarından kopacak, siyasete daha yakından ilgi duyacak, nerede ne olursa olsun iş yapmaya istekli insanlara, işçilere, gençlere ve kadınlara göre ayarlamalı, öyle örgütlenmelidir. 

Aman dikkat: “Liberal ayartma teşebbüsleri bile gündem dışıdır” demedik, demiyoruz. 

Yani arada bunlara karşı da hazırlanırsak hiç fena olmaz.